Hürriyet 4 yıl önce sarı öküz hikayesini yayınlamıştı

Doğan Medyada neler oluyor!

Seçimlerden hemen sonra, sevgili Ertuğrul Özkök "fabrika ayarlarına" döndüğünü açıkladığında, tehlikeye işaret etmiştim. 

İlk işaret, yandaş medyanın hedef gösterdiği Doğan Medya çalışanlarından bir kaç kişinin işine son verilmesiyle geliverdi.

Hemen sonrasında Ahmet Hakan, başkanlık sistemini överek işe başladı başlamasına, ama şimdilerde anlaşılmaz bir savunma halinde. Ayrıca, Hakanın geldiği yer de belli... 

Ardından, gazeteciliğine hep saygı duyduğum, bir zamanlar Doğuş Yayın grubunda birlikte çalıştığımız, Hürriyet Ankara Temsilci Yardımcısı ve köşe yazarı Şükrü Küçükşahin,  radikal.com.tr Genel Yayın Yönetmeni  Ezgi Başaran, Hürriyet Webin Ankara temsilcisi Zeynep Gürcanlının işlerine son verildi.

Şükrü Küçükşahin, gazetecilik yaparken duygularını ön plana çıkarmayan, yalnızca olanı veya olması gerekeni yazan, zaman zaman  saygı kuralları içinde eleştiren ender gazetecilerden biriydi.

Herhalde, bu eleştiriler bile ağır gelmiş olacak ki, Şükrüye tahammül edemediler.

Şimdi de, CNNTURKte deprem oldu. Genel Yayın Yönetmeni dahil önemli kadrolarda değişikliğe gidildi. İşine son verilen Barış Tünayın yürüttüğü  Genel Yayın Yönetmenliğine Erdoğan Aktaş getirildi. Erdoğan Aktaşın geldiği yer önemli, Havuz medyası...

Erdoğanı 1995 yılında henüz Show TVde muhabirken tanımıştım. Sonraları Doğuş grubu çatısı altında kısa süreli bir çalışmamız oldu. Ne yalan söyleyeyim, o günlerde çok beğendiğim, hatta çok iyi bir televizyoncu olacağını ifade ettiğim Erdoğanın bu kadar yandaşlaşacağı hiç aklıma gelmemişti. 

Hem Hürriyet gazetesinde, hem Doğan yayın grubunun diğer şirketlerinde yaşanan görev değişiklikleri öyle gösteriyor ki, artık merkez medya diye bir şey kalmadı.

Milliyet, zaten Demirören grubuna geçer geçmez dönmüş, biat etmişti. Doğan yayın grubu tek başına kalmıştı merkezde. Bunlar da biat edince veya fabrika ayarlarına dönünce, merkez yok oldu.

28 Haziran 2011 tarihinde Hürriyetin internet sayfasında yayınlanan hemen herkesin bildiği Sarı öküz öyküsü var.  O zaman neden yazdıklarını bilemem ama  öykü özetle şöyle:

"Otlakların birinde bir öküz sürüsü yaşarmış. Çevredeki aslanların gözü de öküzlerdeymiş.

Ancak, öküzler saldırı anında bir araya geldiği zaman, aslanların yapacak bir şeyi kalmazmış. Bu yüzden aslanlar, bir çare düşünmüşler. 

Topal aslan yanına bir iki aslanı da alarak, öküz sürüsüne yanaşmış. Topal Aslan, öküzlerin lideri Boz Öküz ve yanındakilere tatlı dille konuşmaya başlamış:

- ...Bütün suç hep o Sarı Öküzde. Onun rengi sizinkilerden farklı ve bizim de gözümüzü kamaştırıyor, aklımızı başımızdan alıyor... Verin onu bize, siz kurtulun, yine barış içinde yaşayalım.

Boz Öküz ve diğerleri teklifi haklı bularak, Sarı Öküzü vermişler aslanlara. Bir tek Benekli Öküz karşı çıkmış ama kimseye derdini anlatamamış.

Bir süre sonra aslanlar yine aynı yöntemle gelip, bu kez Uzun Kuyruku istemişler...Boz Öküz ve heyeti, Uzun Kuyruku teslim etmiş...

Bu olay sürekli tekrarlanmış, her seferinde farklı bahanelerle.

Sonuçta, Boz Öküz ve birkaç öküz kalmış geride. İçlerinden biri  sormuş:

-Nerede kaybettik biz bu savaşı? 

Boz Öküz,  gözleri nemli şunları söylemiş:

-Biz Sarı Öküzü verdiğimiz gün kaybettik bu savaşı.."

***

Doğan medya, 4 yıl önce paylaştığı bu öyküdeki boz öküz gibi davranıyor şimdilerde nedense. 

Can ile Erdemin Silivriye atılmaları, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu tarafından "basına sopa" gösterme diye nitelendirilmişti.

Görülüyor ki, sopa aba altından falan değil, açıktan hissettiriliyor. Sopayı uzaktan gören dönmeye, sarı öküzden sonra diğerlerini de vermeye başlıyor.

Galiba,  12 Eylülü arayacak hale geliyoruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR