Mahkemeye kafa tutan Ecevit!

"Konuşmak yazmak hakkım. Bu hak elimden alındığında da kullandım ve kullanırım. Çünkü bence bu, devleti yönetenlerin sınırlayabileceği bir siyasal hak değildir. Bu kimsenin dokunamayacağı, vaz geçilmez bir insanlık hakkıdır."

Bülent Ecevit, 12 Eylül döneminde Ankara Sıkıyönetim Mahkemesinde, bir yabancı ajansa verdiği demeçten ötürü yargılanırken, kendisini böyle savunacak, ancak hüküm giymekten kurtulamayacaktı.

Bir çok kez yargılanacak, gözaltına alınacak, dil okulunda misafir edilecek, Ankara Ulucanlar Ceza ve Tutukevinin eski revirinde mahpusluğunu çekecekti.

Bugün Bülent Eceviti ölümünün 9unucu Yıl dönümünde sevgi ve saygı ile anıyorum.

Ecevitin siyasetçiliğini hemen herkes bilir. Siyasi yaşamındaki halkçılığını, hayallerini, kırgınlıklarını, hırçınlığını, bu  kadrosunu çok sık değiştirdiğini, vefasızlığını bilmeyen  yoktur diye düşünenlerdenim.

Ancak, Bülent Ecevitin gazeteciliğini bilenlerin sayısının az olduğunu bildiğim için bu yönünü kalemim yettiğince paylaşmak istiyorum.

Ben CHPnin yayın organı ULUS gazetesinde çalışmaya başladıktan kısa bir süre sonra, Ecevit 1966da CHP Genel Sekreteri sıfatıyla 1949 yılında yazar olarak çalışmaya başladığı gazetenin imtiyaz sahibi oldu. Bu görevi 12 Martta Genel Sekreterlikten ayrılana değin sürdü. O patron, ben muhabir olarak aynı çatı altında, ancak, birbirimizi çok az görerek çalıştık.

Aradan yıllar geçti, 1981 yılında Ecevitle yolumuz aynı çatı altında, ARAYIŞ dergisinde kesişti, O Derginin kurucusu ve Yayın Danışmanı, ben Yazıişleri Müdürü olarak olarak görev yaptık. Aynı yılın Haziran ayının 2sine kadar çok yakın çalıştık. Günde 15 saat kadar Ankara Reşit Galip Caddesindeki ARAYIŞ dergisinin merkezinde birlikteydik.

Ne var ki, faşizmin kol gezdiği o günlerde, Ecevitin mesleğini yapması MGKnın 52 sayılı yasası ile engellendi.

Sanıyorum ki, bu olay dünyada bir ilktir. 12 eylülden sonra, siyasetçilerin hepsi mesleklerini yapıp yaşamlarını sürdürdüler. Yalnız  Bülent Ecevit hariç. Onun mesleği gazetecilikti ve yasaklandı...

Arayış döneminde, titizliğine, fikri takibine, ayrıntıya önem verişine, yazım ve dil kurallarına uyuşuna hayran olmanın yanı sıra Ondan çok şey öğrendim.

Tam bilgiye sahip olmadığı konularda uzmanlara danışmaktan çekinmeyen, bundan gocunmayan, ancak onlarla tartışan , hata yapmaktan korkan gazeteci Eceviti tanıdım o dönemde. Ayrıca, gördüğü tüm eksikleri yazı ile bildiren Ecevit, siyasete atılmasaydı, sanırım Türkiyenin en önemli gazetecisi olurdu. Merhum Abdi İpekçi gibi örnek gösterilirdi.

Siyasette, çabuk karar veren - aculluk yapan - Ecevit, gazetecilikte düşünüp, danışıp, ayrıntıları yakalayan bir çizgi çizdi, birlikte çalıştığımız dönemde.

Şair Bülent Eceviti anlatmaya gerek var mı bilmiyorum. Size Ecevitin 1981 yılında Güneri Cıvaoğlunun bir bölümünü atarak, Eceviti zor durumda bıraktığı "Pülümürün Yaşsız Kadını" şiirini aktarmak istiyorum..

PÜLÜMÜRÜN YAŞSIZ KADINI

Bir asa vardı elinde,

Bir solmuş krallığın,

Kadifeden harmanisi üzerinde, 

Bir hititli miydi o, bir Selçuklu,

Bir Ermeniydi, bir Kürttü,

Bir Türk...

Yaşını sordum bir giz gibi güldü,

Koluma girdi bir soylu kadınca,

Tozlu köy yolunda sürükleyerek eteğini,

Beni bir tek gözlü odasına götürdü,

Köy yapısı kulübesinin,

 Zamanı onda yitirdim ben,

Yitik zamanlarda onda eriştim.

En soylu yoksulluğun toprak döşeli sarayında,

Bir taç gibi kondu başıma Türkiyleliliğim.

****

Hırçın, dürüst ve basına hoş görülü bir siyasetçi, gerçekçi bir gazeteci, duygusal bir şair.

İşte Ecevit... Işıklar içinde yatsın.

Fotoğrafla ilgili not: Kıbrıs Barış Harekatının ardından Bülent Ecevit Başbakan, Turan Güneş Dışişleri Bakanı...
Bir toplantı sonrası, gazeteci arkadaşım Sermet İpekçioğlu ile soru soruyoruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR