Yeni çıkan kitaplar ve editörün seçtikleri / 13 Şubat 2017

Yeni çıkan kitaplar ve editörün seçtikleri / 13 Şubat 2017

ABC Kitap'a ulaşmak için iletişim:[email protected]-----ABC Kitap editörleri, bu hafta da sizler için "Yeni çıkanlar / Editörün Seçtikleri / Haftanın Kitabı / ABC En Çok Satanlar Listesi" oluşturdular.Aldatıldık'...

ABC Kitap'a ulaşmak için iletişim:
[email protected]

-------------------------------------------

ABC Kitap editörleri, bu hafta da sizler için "Yeni çıkanlar / Editörün Seçtikleri / Haftanın Kitabı / ABC En Çok Satanlar Listesi" oluşturdular.

Aldatıldık' dememek için, 'aldanmamak' için ve ülkemizde ve dünyada olan bitenlerin farkında olmak için okumak ve daha fazla okumak gerektiğini bir kez daha hatırlatmakta bir sakınca görmüyoruz.

Kürk Mantolu Madonna'nın popçu Madonna olduğunu zanneden medya figürlerine ülkenin teslim edildiği bir dönemde, daha fazla okumanın bir ödev olduğunu bilen okurlarımıza yeni bir seçki sunuyoruz.

Editörlerimizin seçkisinde edebiyattan, tarihe, inceleme-araştırma kitaplarından politik eserlere ve hatıra kitaplarına kadar pek çok türde okunmaya değer kitaplar ve yayınevlerinin okurlarla buluşturdukları yeni eserler yer alıyor.

Kitap dünyasındaki son gelişmelerden haberdar olmak için ABC Kitap sayfalarını takip etmeniz sizin için yeterli.

ABC izleyicilerine keyifli okumalar diliyoruz.

YENİ ÇIKANLAR

oteki-dusler567725d39107d550be25cbf83f782572.jpg

Yiğit Bener

ÖTEKİ DÜŞLER

Can Yayınları

Yaşamak, bir yönüyle kayıplarla baş etme sanatı değil midir?

Kayıplarla baş etmeye çalışırken de sığınacağımız güvenilir liman düş gücümüz değil midir?

Yiğit Bener, Öteki Kâbuslar’dan sonra yeni öykü kitabı Öteki Düşler’de işte bu soruların yanıtını arıyor.

Öteki Düşler, anı ve öykünün sınırının kimi zaman birbirine karıştığı, kayıp olgusu ortak paydasında buluşan öyküler toplamı. Kurgusal zeminde yoğrulan bu metinlerin ne kadarının gerçek yaşamdan ne kadarının anı ve düşlerden kotarıldığını bilmek pek de gerekli değil aslında, çünkü yazar, kurgunun gücünü samimi bir anlatım temelinde, gerektiğinde ironinin ve fantastiğin de desteğini alarak duyuruyor.

176 s. İstanbul 2017

marksizm-ve-cinsel-devrim8b050a7f661aa9919d4a51730dd6828d.jpg

Alexsandra Kollontay

MARKSİZM VE CİNSEL DEVRİM

Ceylan Yayıncılık

Aleksandra Kollontay'ın, Rusya'da sosyalist devrimin ilk deneyimlerini de ele alan yazılarından seçilerek hazırlanmış olan bu kitap sosyalizm deneyimleri üzerine tartışmaların yoğunlaştığı günümüzde okura ulaşıyor. Ondan da önce bugün ve gelecekte kadın özgürlüğü ve kadın devrimi ile ilgilenen herkesin kitabı büyük bir ilgiyle karşılayacağını düşünüyoruz. Kitaptaki makaleler kapitalist toplumun ikiyüzlü ahlakının bekçisi durumundaki evlilik kurumu ve onun ikizi durumundaki kadın bedeni ticaretinin keskin bir eleştirisini yapıyor. Kollontay bu konuları ele alırken feminist hareketin dönem içinde görüş ve eylemlerinin eleştirisini de ihmal etmiyor. Yürüttüğü tartışmalarla insan soyunun tarih boyunca ama özellikle kapitalist özel mülkiyetin damgasını vurduğu modernitenin cinsler arası ilişkilerini analiz etmekte, evliliğin tarihsel geçmişiyle etraflı bir hesaplaşma yaparak geleceği aydınlatıyor. Özel mülkiyet sisteminin ürünü ve eseri bugünkü ilişkilerin değişmezliği masalına karşı cinsler arasındaki ilişkilere dair temel teorik ve tarihsel perspektiften sağlam tezler ortaya koyuyor.

221 s. İstanbul 2016

zaman-treni9dca966297b72e2bb3930c8c094e7f94.jpg

Özlem Kumrular, Mehmet Perinçek

ZAMAN TRENİ

Doğan Kitap

Anadolu’da 4000 yıl önce ocakta ne pişiyordu?

Halil İnalcık’a göre Osmanlı tarihinde efsane olarak gelişen ve yıllardır yanlış bilinen olaylar hangileri?

Venedik arşivinden Osmanlı tarihini yeniden yazdıracak hangi belgeler çıktı?

Türklerin de ütopyaları var mı?

Osmanlıca diye bir dil var mı?

Milli Mücadele'de gizli Türk-Japon temaslarının önemi neydi?

Atatürk’e göre Türkler neye tapardı?

Samurayların İkinci Dünya Savaşı'nda ne işi vardı?

Canavarların da bir tarihi var mı?

Zaman Treni renkli bir tarih yolculuğuna çıkarıyor okurları. Özlem Kumrular ve Mehmet Perinçek’in önemli tarihçiler ve uzmanlarla yaptığı söyleşiler yukarıdaki soruların yanıtlarını ve daha nice ilginç tarihi gerçeği ortaya koyuyor. Osmanlı’dan Japonya’ya, samuraylardan canavarlara, Fatih Sultan Mehmed’den Atatürk’e geniş bir coğrafyada, renkli tarihi kişiliklerle müthiş bir seyahat

 304 s. İstanbul 2017

benim-periyodik-tablom74b1b3b6fa54496c248d61acc1619942.jpg

Oliver Sacks

BENİM PERİYODİK TABLOM

Yapı Kredi Yayınları

“Korkmuyormuş gibi davranamam. Öte yandan içimdeki baskın duygu şükran duygusu. Sevdim ve sevildim, çok şey aldım ve aldıklarımın karşılığında bir şeyler verdim; okudum, seyahat ettim, düşündüm, yazdım.

(…) Her şeyden önemlisi, bu güzelim gezegende duyarlı bir varlık, düşünen bir hayvan olarak bulundum ve bu başlı başına müthiş bir ayrıcalık ve serüvendi.''

İnsan beyninin ve sinir sisteminin gizemleri ve tuhaflıklarına dair unutulmaz incelemelerin yazarı nörolog Oliver Sacks, yaşamının son aylarında yaşlılık, hastalık ve ölümle yüzleştiği dört yazı yazdı. “Cıva'', “Benim Hayatım'', “Benim Periyodik Tablom'' ve “Şabat Günü'' başlıklı bu yazılarda, ardında bıraktığı hayata şükranla, yaklaşmakta olan ölüme ise şaşırtıcı bir sakinlikle bakan bilge bir Sacks var.

 64 s. İstanbul 2017

yasak-olmayan-hazlar57b0794afd1dac8ab4209a44bd9a992a.jpg

Adam Phillips

YASAK OLMAYAN HAZLAR

Metis Yayıncılık

Psikologlar ve psikanalistler genelde yasak hazlardan bahseder, onlar aracılığıyla insanın içdünyasını keşfetmeye çalışırlar. Yasaklar çoğunlukla arzuyu kamçıladığından, yasak hazlar hep öne çıkar, hep daha çok arzulanır. Peki ya yasak olmayan hazlar? Onların kıymetini biliyor muyuz, yoksa yasak olmadıkları için gözümüzdeki değerleri azalıyor mu?"Bu kitap, yasak olmayan hazların yasak olanlara nazaran haz konusunda bize anlatacak daha fazla şeyleri olup olmadığını konu alıyor," diyor Adam Phillips. "Bu doğru olsaydı, fazlasıyla ciddiye aldığımız onca şey ciddiyetini yitirirdi. Yasak olanın despotluğu bir şeyleri yasaklamasından değil, bize ne yapmak istediğimizi söylemesinden gelir — yasak olanı yapmak isteriz. Oysa yasak olmayan hiç emir vermez."

İtaat, özeleştiri ve hayatın yaşamaya değer olup olmadığı gibi yakıcı meseleleri, yasak olan ve olmayan hazlar bağlamında ele alıyor Phillips. İtaatsizliğin yasak hazzının yanı sıra, itaatin yasak olmayan hazzı hakkında düşünmeye teşvik ediyor bizi. Özeleştirinin sık sık insanın kendini haksız yere mahkûm etmesi anlamına geldiğini, oysa acımasız özeleştirinin ta kendisinin bir haz, yasak olmayan bir haz olabildiğini söylüyor. Ve şunu soruyor hepimize: “Hayat katlanılmaz mıdır yoksa ondan keyif almak bize yasaklanmış mıdır? Ve şayet hayat aynı zamanda yasak bir hazsa, onu kim ve neden yasaklamıştır?"

İstanbul 2017

putin-in-aklinda-ne-varc8738d1cbff53ee4f06847da860121b3.jpg

Micheal Eltcaninoff

PUTİN’İN AKLINDA NE VAR?

İletişim Yayınları

Michel Eltchaninoff, birçok övgüye değer görülen bu çalışmasında Kırım’ın ilhakı ve Suriye’ye Rus müdahalesinden beri akılları kurcalayan bir soruyu cevaplamaya çalışıyor: Putin’in aklından neler geçiyor?

Putin’e Sovyet âşığı diyebilir miyiz? Judo merakının Kant’la nasıl bir ilişkisi olabilir? Tam bir liberal görünümü verirken muhafazakârlığa nasıl dümen kırabilmiştir? Batı’yı neden Rusya’nın ezeli düşmanı olarak görür? İmparatorluk hevesinin ve savaşçılığının sonucunda bizleri nasıl bir dünya bekliyor?

Putin, yeni dünya tahayyülünü şekillendirirken tek bir kaynaktan beslenmiyor. Birbirinden çok farklı kulvarlardaki düşünürlerin fikirlerini kendine has bir biçimde harmanlıyor. Burada biraz Soljenitsin, biraz Dostoyevski bulmak mümkün. Putin’in Aklında Ne Var? adlı bu kitapta Putin’in yönetim felsefesini ve ülke idealini içeren ilginç bir portresini bulacaksınız. Ayrıcabu deneme tek adam yönetiminin hayalini kuran ve gerçekleştiren Vladimir Putin’in neler yapabileceğini görmek, gelecekte hangi adımları atacağını tahmin edebilmek için ipuçlarıyla dolu.

Michel Eltchaninoff, birçok övgüye değer görülen bu çalışmasında Kırım’ın ilhakı ve Suriye’ye Rus müdahalesinden beri akılları kurcalayan bir soruyu cevaplamaya çalışıyor: Putin’in aklından neler geçiyor?

Belli belirsiz varlığı sezilen bir doktrin birkaç yıldan beri daha açık bir biçimde ortaya çıkmaya başladı. Putin’in kişiliği gibi öngörülemez ve nüfuz edilmesi güç, karmaşık bir doktrin... Bu melez ve kararsız doktrin hepimizi hareketli ve belirsiz bir geleceğin beklediğine işaret ediyor olabilir. Yaşayıp göreceğiz.

149 s. İstanbul 2017

chicago8e00b9e46d5ca02434b0307f0d964d8b.jpg

Ala El Asvani

CHİCAGO

Maya Kitap

11 Eylül sonrası Chicago… Illinois Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde bir grup Mısırlı ve Amerikalının hayatları birbirleriyle kesişir. Ülkesindeki sorunlar nedeniyle Amerika'ya kaçan genç akademisyen ve şair Naci Abdül Samet, Carol adlı siyahi bir kadınla ilişkisi olduğu için ırkçılıkla karşı karşıya kalan Amerikalı beyaz profesör Graham;  tutucu ailesinin öğrettiği değerlerle Amerika’daki yeni yaşamı arasında kalan Şeyma;  Amerikan kimliğini büyük bir tutkuyla sahiplenmiş görünse de “kızının namusu'' söz konusu olduğunda köklerinden kopamadığı gerçeğiyle yüzleşen Profesör Rafet Tabit; ülkesi Mısır'da çalışması engellenen dünyaca ünlü Kıpti cerrah Kerem Doss…

Chicago, tüm bu insanların iç dünyalarını, özgürlük ve kimlik krizleri konusundaki çabalarını, arka planda para, siyaset, cinsellik ve tutku ilişkileriyle birleştirerek anlatıyor.

i-m-your-man-leonard-cohen-in-hayati863f25bf7984f3c46ab541470962cdf1.jpg

Slyvie Simmons

LEONARD COHEN’İN HAYATI-I’M YOUR MAN

Kara Plak Yayınları

Leonard Cohen ilk şiir kitabı yayımlandığında sadece 22 yaşındaydı; ilk albümünü ise tam 33 yaşında çıkardı ve 82 yaşına kadar üretmeye devam etti. İnançlı bir Yahudi'ydi, iflah olmaz bir çapkındı, beş yılını bir manastırda geçiren bir Budist keşişiydi. Montreal'de, Los Angeles'ta, Londra'da, Ege denizindeki Hydra adasında, Hindistan'da, New York'ta yaşamış bir dünya vatandaşıydı; vatansızdı ama hep Kanadalıydı. I'm Your Man, Cohen'in bu yönleriyle beraber pek bilinmeyen hikâyelerini de ayrıntılarıyla anlatıyor: Küba'yı, Scientology'yi, at sırtında sahneye çıktığı Fransa konserini...Sylvie Simmons'ın hazırladığı bu kapsamlı biyografi, Cohen'in kitaplarını okumuş, albümlerini dinlemiş, konserini izlemiş şanslı kesimdenseniz sizi eski bir dostla buluşturacak. Henüz onunla tanışmadıysanız, çok yakın bir dost edineceksiniz. Kibar bir adam o, eskilerin tavrına sahip ve zarif... Eğilerek selam veriyor tanışırken, ayağa kalkıyor sizi geçirirken. Rahatınıza özen gösteriyor ama hiç dem vurmuyor kendi rahatsızlığından. Muammalı bir şeyler var konuşma tarzında; şarkı söylerken olduğu gibi. Mahrem bir sırrı ifşa ediyor sanki. Sade bir adam; hiçbir aşırılığı yok. Derli toplu. "Üniforma giyse zorlanmaz," diye düşünüyor insan. Şu an takım elbise var üstünde. Koyu renkli, ince çizgili ve kruvaze. Terzi elinden çıkma değil de hazır giyimse bile, hiç öyle durmuyor.

"Tatlım," diyor Leonard, "takım elbiseyle doğmuşum ben." 

448 s. İstanbul 2016
karincalar6ad771fc75155ecfd18a8b1eec2a8ab0.jpg

Boris Vian

KARINCALAR

Sel Yayıncılık

Karıncalar, Boris Vian’ın yaşamı boyunca sanatın hemen hemen tüm dallarını kullanarak bize sunacağı, anti-militarizm, şiddet, müzik ve aşk gibi vazgeçilmez temaların işlendiği on bir çarpıcı öyküden oluşuyor. Savaşın anlamsızlığından polis şiddetine, şiddetin sıradanlığından “saçma''nın anlamına dek uzanan son derece sarsıcı öykülerin arka planında derin bir mizah, içten bir insancıl sevgi arayışı, buruk bir hüzün ve kahkaha kendini hep hissettiriyor. Boris Vian’ın külliyatının en has yanlarını içinde barındıran Karıncalar, bir mücevher kutusu gibi tekrar tekrar okunmaya ve ölümsüzleşmeye aday.

Tıpkı “Karıncalar'' öyküsünün kahramanı gibi, ayağımızı kaldırırsak patlayacağını bildiğimiz bir mayın üzerinde iyice saçma bir hal almış

hayatlarımıza alaycı bir kahkaha atmak isteyenlere...

192 s. İstanbul 2017

iki-gozum-despina6acd22b2ae1d47731c1484207630bab2.jpg

Yasemin Özbek

İKİ GÖZÜM DESPİNA

Çınar Yayınları

Minareden günde beş vakit yükselen ezana, kilise çanının eşlik etmesiydi benim çocukluğum... Ama sonra çocukluğumu orta yerinden ikiye bölen o kelime girdi hayatıma: Mübadele!

 Anlamını bile bilmiyordum ilk duyduğumda. Öğrendiğimde ise Anadolu’ya göçmen kuşlar taşıyan bir vapurun içindeydim. Yüzlerce insan alt alta üst üste yığılmış, hayatta kalmaya çabalıyorduk. Doğduğumuz topraklarda bize yer yoktu artık, gideceğimiz yerdeyse bizleri nelerin beklediğini bilmiyorduk…

Ah Despina! Bir gülümsemesi bana adımı unutturan dünyalar güzeli. Şimdi şu yaşımda ilk aşkım diyebildiğim ama o zamanlar, hem kavga edip hem 

de görmeden duramadığım komşu kızı, kalbimin doğduğu ev...

Yasemin Özek İki Gözüm Despina’da, zor şartlar altında olsa bile bir arada yaşamanın öyküsünü küçük bir çocuğun gözünden ve onun duygularıyla anlatıyor.

248 s. İstanbul 2017

historiae66134686b31f13cd034bb8096af03b7-(1).jpg

Eyüp Çoraklı

ANTİKÇAĞDA ARAŞTIRMA FİKRİNİN DOĞUŞU

Alfa Yayınları

“Felsefe-bilimin başta gelen etkinliği olan akıl yürütmenin işleyişini sağlamak üzre Aristoteles, tarihte ilk kez dilden hareketle mantığı vücuda getirmiştir. Duyular ile duygulardan tamamıyla tecrid edilmiş akıl yürütmenin doğru düzgün işleyişlerine ilişkin kuralların tesbit ile tayin olundukları mantık, felsefe-bilimin öncelikle felsefe 

kısmının olmazsa olmazı, zorunlu ruhsatıdır. 
Mantığa esâslanmamış bir cümle felsefî addolunamaz. Aynı şekilde mantığın üç kolundan biri olan matematik temelli ve dilli olmayan bir ifâdenin bilimsel sayılamayacağı gibi. Bu, neden böyle? Felsefe-bilimden beklenen bilgidir de ondan. Elde edilen, ilgili ve eğitimli olan herkesin üstünde sallantısızca anlaşabileceği, tereddütsüzce ittifak edebileceği bilgi olmalıdır. Gündelik yaşayışımızda dayandığımız, düzayak, yalınkat düşünmelerin ürünü kendisiyle iş gördüğümüz bilgiden katlanarak düşünme (réflection) sonucu kanıtlanırlığı, belgelenirliği, deneylenirlik ile sınanırlığı hâiz felsefe-biliminki tamamıyla farklıdır. Yine gündelik yaşayışımızdakinden ayırtetmek maksadıyla felsefe-biliminkine biçimsel (formel) yahut biçimselleştirilmiş (formalisé) bilgi diyoruz.''
–Teoman Duralı, Giriş’ten

220 s. İstanbul 2017

EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ

kadin-cirkinliginin-tarihi35a90910723ea5b208667ed4f5c54edf.jpg

Claudine Sagaert

KADIN ÇİRKİNLİĞİNİN TARİHİ

Maya Kitap

“Her kadın, kadın olmasının utancı altında ezilmelidir.'' İskenderiyeli Klement

Kiliseden çok daha öncesinde, Aristoteles zamanında bile kadın, herhangi bir niteliğe sahip olmayan bir varlıktı. Zira tarih boyunca, sadece erkeklerin nitelikli varlıklar olabileceğine inanıldı. “Cinsilatif''in paradoksu da tam burada ortaya çıktı: Kadının hoş görünüşü, yalnızca zayıf karakterini gizleyen bir maskeydi.

Daha sonra, kadının güzelliği eş ve anne oluşuna bağlandı. Bekâr, entelektüel, feminist, eşcinsel ve toplumun yargılarıyla ters düşen tüm kadınlar utanç kaynağı olarak görüldü. Bu kadınlar adeta birer canavardı!

Günümüzde kozmetik sektöründeki gelişmelerle birlikte hiçbir kadının çirkin olmak için bir mazereti kalmadı. Kadın bunca imkâna rağmen çirkinse bu onun ihmalkârlığından ve isteksizliğinden kaynaklanabilirdi ya da daha kötüsü patolojik bir durumdu.

Claudine Sagaert, tarih, antropoloji, edebiyat ve resim üzerinden kadın algısının tarihsel gelişimini izleyerek cinsiyet tarihine olağanüstü bir katkı sağlıyor ve kadının yüzyıllar boyunca sıkıştırıldığı kalıpları ortaya koyuyor. Bu kalıplar dün olduğugibi bugün de kadınlar üzerinde baskı kurmaya devam ediyor.

260 s. İstanbul 2017

hayal-eta6ca89079ee6f91d5367f4131be117f7.jpg

Karl Marx

HAYAL ET

Seçme Yazılar

Ayrıntı Yayınları

Başka bir filozof yoktu! Bu kadar çok tartışılan, eserleri elden ele gezen ve filozof olmasının yanı sıra politik iktisatçı, sosyolog, tarihçi, bilim insanı, siyaset bilimci olarak da düşünülen biri… 
Bir yaşam formu daha yitip giderken, onun hem içinden hem de dışından konuşabilmek kudreti, sadece kırılma anlarındaki büyük filozofların sahip olabileceği bir şey. Platon ya da Aristoteles, Machiavelli ya da Hobbes, Marx ya da onu önceleyen Hegel bu büyük kırılmalardaki birikmenin sonucu ve kopuşudur.

Marx’ın yazılarından derlenen bu kitap, sadece Türkiye’de değil, aynı zamanda dünyada da en çok okunan, en iyi Marx antolojisi tanımlamasını hak ediyor. Marx’ın çalışmasının bütününü yansıtan, özgün pek çok düşüncesi arasında güçlü ilişkiler kurmamızı sağlayan eser, hem Marx üzerine derslerde kendisinden fazlasıyla yararlanılabilecek bir kılavuz niteliğine sahip hem de daha derinlikli çalışmalar için biçilmiş kaftan.

Kapital, Grundrisse, Alman İdeolojisi ve Kutsal Aile gibi Marx’ın en önemli eserlerinden bölümlerin yanı sıra, çok farklı konularda yazdığı, daha az bilinen kısa yazıları da dikkatle seçilmiş: Genç bir adamın babasına yazdığı edebi değeri yüksek mektupla açılış yapılıyor; doktora tezi, gazete yazıları, polemikleri, mektuplaşmaları, felsefeye, bilime, dine, politik-ekonomiye, ahlaka, hukuka ve bir bütün olarak çağına dair eleştirel ve aynı zamanda devrimci düşünceleri, Marx’ın bütünlüklü üslubu içinde açığa seriliyor. Her bir bölümün başındaki kısa açıklamalar, metinlerin tarihsel-politik bağlamını da anlamayı kolaylaştırıyor. 

Marx’ın yaşamının farklı uğraklarını, yaşamı boyunca adım adım oluşturduğu düşüncesinin içinden geçerek okumak, heyecan verici bir serüvene davetiye çıkarıyor.
Marx’ı okumak hiç bu kadar zevkli olmamıştı!

672 s. İstanbul 2017

terorizm-mi-direnis-mi482f045ac6a0ef44825e53c7b83d3fec.jpg

Gerard Rabinovitch

TERÖRİZM Mİ? DİRENİŞ Mİ?-KİTLE TOPLUMLARI ÇAĞINDA BİR SÖZLÜK KARMAŞASINA DAİR

Sel Yayıncılık

“Terörizm paradoksu''nu yaşıyoruz. Hepimiz hem kurbanız hem de zanlı. Her an herhangi bir yerde patlayacak bir bombayla ölebilir, ağzımızdan çıkacak en ufak itirazdan dolayı terörist damgası yiyebiliriz. Bütün kavramları bulandırıp dejenere etmek, her türden iktidar ve tahakkümün temel marifeti, propagandif bir araçsallaştırma ve manipülasyon yöntemidir. Dolayısıyla tahakkümün öncelikle dilde kurulduğunu söyleyebiliriz. Gérard Rabinovitch, bu özlü metninde, modern siyaset diline Fransız Devrimi sırasında giren “terörizm'' ve “direniş''in karşıt temellere dayalı iki mücadele tarzı olduğunu; İkinci Dünya Savaşı’ndaki direnişlere, tarihsel, antropolojik ve sosyolojik kaynaklara başvurarak, Sokrates, Arendt, Adorno, Benjamin, Camus, Narodnikler, Fransız Direnişçileri gibi farklı düşünür ve eylemcilerden yola çıkarak irdeliyor.

Silahlı biçimlerinde dahi “yaşasın hayat!'' diyen, egemen libido’ya engel oluşturan duygusal ve etik bir insanlık haline işaret eden Direniş’in, İnsan Hakları Bildirgesi’nden bu yana zorbalığa ve zorbaya karşı koymak anlamında mutlak bir değer kategorisine yerleştiğini, siyaset felsefesi ve etik açısından taşıdığı tüm anlamlarla birlikte ortaya koyuyor.

Sapla samanın birbirine karıştığı günümüzde ufuk açıcı bir düşünce metni...

84 s. İstanbul 2017

odakitap-002-001-001-001-004-001-001-002.jpg

ABC Kitap