Akşener: Kendi koltuğunu kurtarmayı millete reform diye pazarlamayı bırak Sayın Erdoğan!

Akşener: Kendi koltuğunu kurtarmayı millete reform diye pazarlamayı bırak Sayın Erdoğan!

İyi Parti lideri Meral Akşener, AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 'Ekonomi ve hukukta reform' sözlerini hatırlatarak, "Kendi koltuğunu kurtarmayı millete reform diye pazarlamayı bırak!" ifadesini kullandı.

İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Akşener, AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 'Ekonomi ve hukukta reform' sözlerini hatırlatarak, "Kendi koltuğunu kurtarmayı millete reform diye pazarlamayı bırak!" dedi.

Akşener, "Kaybettiğimiz canlar bizim canımız ama görüyoruz ki iktidar hâlâ pansuman tedbirlerle durumu idare etmeye çalışıyor" diyerek, 14 günlük karantina çağrısını yineledi. Akşener, Akdeniz'deki gemi aramasına hakkında, "Akdeniz'de yaşanan olay bizim için bir milli güvenlik meselesidir" diyerek, "Almanya ve Fransa Türk bayrağından rahatsız oluyorlarsa denecek bir şey yok. Ama bu davranışların sonuna başka bir hesap varsa bu karar her şeyden önce insan hakları ihlalidir" ifadesini kullandı. Akşener, Merkez Bankası'nın 'faiz' kararın ilişkin ise, "Böylece Türkiye’yi deneme tahtası, Türk milletini de denek gören zihniyet iflas etti. Ama bu deneyin faturası ağır oldu, milletimizin önüne Sayın Erdoğan’ın tabiriyle acı reçete kondu" diye konuştu.

Akşener'in açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

ÖĞRETMENLER GÜNÜ MESAJI

"Bugün, Öğretmenler Günü.Bugün, Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçek mimarlarının günü. Bugün, hayatın her alanında, atılan her büyük adımın arkasında, emeği olan öğretmenlerimizin günü. Sanayici de onlardan öğrendi, ticaretle uğraşan da…Diplomatımız da onların tedrisatından geçti, gazetecilerimiz de… İşçimiz de öğrenci oldu, işletmecimiz de…Bu ülkede, ter döken, katma değer üreten, taş üstüne taş koyan her bir vatandaşımız, mutlaka bir öğretmenimizin ışığından faydalandı.

Atatürk diyor ki; 'Bir millet, savaş meydanlarında, ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi, ancak eğitim ordusuyla mümkündür.' Genç Cumhuriyetimizin sağlam temellerinde, bugününde ve yarınında, o eğitim ordumuzun, öğretmenlerimizin payı çok büyük. Hazreti Ali der ki; 'Bana bir harf öğretenin, kırk yıl kölesi olurum.' Ne muhteşem bir söz değil mi? Ama maalesef, bu muhteşem sözden feyz alamayanlar, öğretmenlerimizi hep hor gördüler.

Buradan iktidardakileri uyarıyorum; 'Kurt kışı geçirir ama, yediği ayazı unutmaz.' Öğretmenlerimiz de, onlara reva gördüğünüz bu 18 yılı, hiç ama hiç unutmayacak. Ay sonunu getiremediği için, ek iş yapmak zorunda kalışını, asla unutmayacak. Öğrencisiyle pazardaki tezgahının başında karşılaşınca, yüzünü saklayışını, asla unutmayacak. Bu kadar kutsal bir mesleği, mevsimlik işçiliğe çevirenleri, asla unutmayacak. Sözleşmeli öğretmenlik diye bir saçmalık uydurup, onları güvencesiz bırakanları, asla unutmayacak. Çektikleri çileye rağmen, onlara gösteriş meraklısı diyen bakanları, asla unutmayacak. Onlar sizi unuttu, ama biz unutmayacağız.

AKDENİZ'DEKİ GEMİ ARAMASI

Önceki gün Akdeniz'de yaşanan olay bizim için bir milli güvenlik meselesidir. Uluslararası sulardaki gemi bayrağını taşıdığı ülkenin toprağı kabul edilir. Almanya ve Fransa Türk bayrağından rahatsız oluyorlarsa denecek bir şey yok. Ama bu davranışların sonuna başka bir hesap varsa bu karar her şeyden önce insan hakları ihlalidir. Avrupa'da yaşayan Türklerin temel haklarını yok saymak ilişkilerimize zarar verir. Siyasi pozisyonları ne olursa olsun Türk konfederasyonu üyesi vatandaşlarımızın sonuna kadar İyi Parti olarak arkasındayız.

14 GÜNLÜK KARANTİNA ÇAĞRISINI YİNELEDİ

Kaybettiğimiz canlar bizim canımız ama görüyoruz ki iktidar hâlâ pansuman tedbirlerle durumu idare etmeye çalışıyor. Gelin en az 14 günlük bir karantina uygulayın. Aşı umuduna kadar Türkiye biraz rahatlasın bunu yaparken de işletmeleri ayakta tutacak destekler verin. İşletmelere nakit desteği verin. Çalışanlara nakit desteği verin. Biz bu konuda ısrar ettikçe, beyefendilerin ilk tepkileri işin ekonomik boyutu oluyor. Oysa, Türkiye’nin parası var. Türkiye’nin gerekli desteği verecek gücü var. Bütün mesele iktidarın kimi tercih ettiği… İktidar, 19 yıldır yaptığı gibi, eşini dostunu, müteahhidini mi tercih edecek? Yoksa milletini mi tercih edecek? Bu kadar basit. İktidarın bu yanlış tercihinin sonuçlarını, hep birlikte yaşıyoruz. Yarım yamalak alınan önlemler, destek görünümlü krediler yetmiyor. İşletmeler kapanıyor. Vatandaşlarımız işsiz kalıyor. Devlet, bu günler için var. Devlet, bugünlerde elini taşın altına koymak için var. İktidar işini yapmadıkça olan milletimize oluyor. Maalesef bu durum bir zihniyet meselesi.

ÇOÇUKLAR İÇİN İKTİDARA ÇAĞRI

UNICEF’in 2020 raporuna göre, Türkiye, 41 ülke arasında, çocuk politikaları konusunda, maalesef en başarısız ülke. Çocuklarımızın üçte biri, yoksulluk sınırının altında yaşarken, yalnızca yüzde 53’ü hayatından memnun. Bu oran Hollanda’da yüzde 90, Meksika’da yüzde 86, Hırvatistan’da yüzde 82. TÜİK’in verilerine göre; 5-17 yaş grubunda, çalışan çocuk sayımız 720 bin. Aralarında 5 yaşındaki çocuklarımız bile var… Resmi rakamlar böyleyse, gerçeğini siz düşünün. Okuyacakları yerde, Oyun oynayacakları yerde, ekonomik şartlar nedeniyle, hayatın yükünü omuzlayan çocuklarımız var… Çocuklarımızın çalışma sebeplerinin başında, yüzde 40’a yakın bir oranda, aile ekonomisine destek sağlamak geliyor. Yani yüzbinlerce aile, bu desteğe muhtaç. Eğer çocuklarımızın, yetersiz beslenmeden doğan vitamin eksikliği nedeniyle, 2-3 yaşına geldikleri halde dişleri çıkmıyorsa, ortada büyük bir sorun var demektir. Eğer iktidar 19 yıldır çocuklarımızın içinde bulunduğu durumu görmezden geliyorsa ortada büyük bir sorun var demektir. Ülke yönetmek ciddiyet ister. Ciddiyet kaşları çatmak değildir. Ciddiyet, sorunları paydaşlarıyla birlikte sorun aramaktır. Devleti yönetirken sergilenecek ciddiyet bu seslere kulak vermek, böyle duyarlı insanlarla kafa kafaya vererek sorunu çözmektir. Buradan ilan ediyorum; Çocuklarımızı yalnız bırakmayacağız. Çocuklarımızı çaresiz bırakmayacağız. Liyakatsiz ellere teslim etmeyeceğiz.

EKONOMİ ELEŞTİRİSİ

Gelin şu faiz sebeptir, enflasyon sonuçtur demekten vazgeçin. Partili Cumhurbaşkanlığı sisteminin başladığı Temmuz 2018'den bu yana Türkiye ekonomisinin, ekonomik göstergelerine göz atmak yeterli. Temmuz 2018'de vergi gelirinin yüzde 10'u faiz ödemelerine gidiyordu. Bu ile o zaman yüksek bir orandı ama bugün milletin bin bir zorlukla ödediği vergilerin yüzde 20'si bir avuç faiz lobisine gidiyor. Yine Temmuz 2018'de devletin iç ve dış borç toplamı 1 trilyon liraydı. Bugün 1.9 trilyon liraya ulaştı. Son iki yılda yanlış borçlanma stratejisinin bütçemize maliyeti 135 milyar lira oldu. Yani sayın Erdoğan'ın partili Cumhurbaşkanlığı sistemi ve damat inadı bize 135 milyar liraya mal oldu." "Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası, Sayın Erdoğan’ın teorisinin tam tersine, 'Enflasyon sebep, faiz sonuçtur.' diye açıkça ifade etti. Böylece Türkiye’yi deneme tahtası, Türk milletini de denek gören zihniyet iflas etti. Ama bu deneyin faturası ağır oldu, milletimizin önüne Sayın Erdoğan’ın tabiriyle acı reçete kondu. Şimdi de, durumu reform vaatleriyle idare etmeye çalışıyorlar. Ama ilk günden anladık ki, çaresizlik içinde yapılan bu açıklamaların hiçbirinde samimi değiller. Sayın Erdoğan; Ne sende, bahsettiğin reformları yapacak, siyasi irade var, ne ekibinde, bu reformları hayata geçirecek, nitelik var…

'REFORM' ELEŞTİRİSİ: MİLLETİN DERDİ TENCERE KAYNATMAK, SENİN SARAY'DA SEFA

Sağlıkta reform dedin, kamu hastanesi bırakmadın. Eğitimde reform dedin, öğretmenleri mevsimlik işçiye çevirdiniz. Bürokraside reform dedin, memurluğu ekabir partililere peşkeş çektiniz. Demokraside reform dedin, tek adam rejimini kurdunuz. Adalette reform dedin, ertesi gün, ana muhalefet partisinin lideri tehdit edildiğinde, sus pus oldunuz. Milletin derdi tencereyi kaynatmak, senin derdin Saray'da sefa sürmek. Milletin derdi tencereyi kaynatmak, senin derdin sarayda sefa sürmek. Kendi koltuğunu kurtarmayı, bu millete reform diye pazarlamayı artık bırak Sayın Erdoğan!

"AMERİKA'YI YENİDEN KEŞFETMEYE GEREK YOK"

Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Atılacak adımlar belli. İş ve dış siyasetteki en küçük dalgalanmada piyasa daha fazla faiz talep edecektir. Bu iktidar sayesinde Türkiye'nin sorunları yapısallaştı. Yapısal tıkanıklık ancak yapısal müdahalelerle açılabilir. En büyük yapısal çözüm Partili Cumhurbaşkanlığı siteminden vazgeçmektir. Enflasyonun zaten yüksek olduğu, dış kaynak ihtiyacının aşırı arttığı bu ortamda, Türkiye, iç talep kaynaklı büyüme yerine, ihracat kaynaklı bir büyümeyi tercih etmek zorunda. Bunun için de, ekonominin rekabet gücünün artırılması, iş ortamının iyileştirilmesi, güvenin yeniden tesis edilmesi şart. Döviz giderlerinin mutlaka azaltılması gerekiyor. Bunun için de, ithal malların, Türkiye’de üretimine yönelik adımlar atılmalı. Mesela, dövize endeksli, garantili inşaat işleri durdurulmalı, yapılmış sözleşmeler gözden geçirilmeli."...

Politika