Bâb-ı Âli polemiği: Bildirici, ombudsman mı, okur temsilcisi mi?

Bâb-ı Âli polemiği: Bildirici, ombudsman mı, okur temsilcisi mi?

Bâb-ı Âli'de polemik bir gelenektir. Son polemiği biz açalım: 4 medya kuruluşu Faruk Bildirici'nin ''ombudsmanlığını' kabul etti. Peki doğru kavram ombudsman mı, okur temsilcisi mi?

Serkut BOZKURT - Gazeteci

Hürriyet gazetesinde yıllarca 'ombudsmanlık' yaptıktan sonra ayrılan gazeteci Faruk Bildirici, 19 Ocak'ta 'Medya Ombudsmanlığı' modelini önerdi.
Bildirici'nin bu çağrısına T24, ANKA Haber Ajansı, KRT, Gerçek Gündem ve İkinci Yüzyıl gazetesinden olumlu yanıt geldi.
T24, ANKA Haber Ajansı ve KRT ile, Gerçek Gündem ve İkinci Yüzyıl gazetesi; 
Hürriyet gazetesinde 9 yıl boyunca ombudsmanlık yazılarını kaleme alan, işten çıkarılmasının ardından sitesinden gazetelerin ve haber sitelerinin hazırladığı haberleri medya etiği açısından değerlendiren Faruk Bildirici'nin çağrısına yanıt vererek Medya Ombudsmanlığı’nı kabul ettiğini duyurdu.  

İşte polemik de burada başlıyor

Çünkü ombudsmanlık modelinde önemli bir eksik var.
O da yargı.
Bu eksiği gazeteci Cengiz Erdinç, Faruk Bildirici'nin çağrısını alıntı yaparak sosyal medya hesabı üzerinden tarif etti:

Bildirici'nin bu çağrısını destekliyorum ve katılıyorum. Ancak bir iki önemli itirazım var. Kurumların bu oluşuma katılması sadece "kurumları" bağlar. Doğası gereği "yargıdan feragat" gerektiren ombudsmanlık denetimi için tek tek gazetecilerin de onayı ve yargı feragati gerekir. Sadece kurumların onayıyla ve yargı feragati olmadan yapılan bir denetim gazetecileri zor duruma düşürebilir, davalara müdahale anlamına gelebilir...
Yargı feragatini de içeren işleyiş mekanizması ortaya konulmalı, tek tek kurumlar bu işleyişe onay vermeli ve her vakada tarafların onayı ve "yargı feragati" aranmalıdır...

Ombudsmanlık ile Okur Temsilcisi farkı

Cengiz Erdinç, ombudsmanlık ve okur temsilciliği farkını şöyle anlattı:

Norveç'te başlatılan bir uygulama. Bu model gazeteciler için uygulanmak istenirse, devreye yargı giriyor. Yani bir gazeteci hakkında açılan dava varsa, ve ombudsmanlık işliyorsa orada, önce ombudsmanlık bakar. Bunun için gazeteci ve çalıştığı medya kuruluşunun bunu sözleşmeyle onaylaması gerekir. Haberdeki eksik, şikayet ile ilgili konu, mahkeme gitmeden ombudsmanlık tarafından çözülür. Bu sözleşme yoksa 'Okur Temsilcisidir'. Diğer halde yargıya müdahale olur.

TGC hak bildirgesi

Cengiz Erdinç ayrıca;  Faruk Bildirici'nin gazetecilik faaliyeti için ombudsman olarak denetimini, TGC Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluklar Bildirgesi çerçevesinde bireysel olarak peşinen kabul ettiğimi duyururum" dedi.

Faruk Bildirici'nin açıklaması

Polemik yazısını paylaştığımız gazeteci Faruk Bildirici'ye, 'eklemek istediğiniz başlık var mı' diye sorduk Bildirici de BirGün ve Turktime'da var. Ekleyebilirsiniz diye yazdı:

İşte Bildirici'nin o açıklaması:

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nde Umur Talu’nun öncülüğünde hazırlanan “Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi” Türkiye gazetecilik tarihinde değerli bir dönüm noktasıydı. Türkiye gazeteciliğinin en geniş katılımla hazırlanmış etik ilkeler metniydi bildirge. Üç bine yakın gazeteci ve meslek örgütü imza koymuştu. 

    Bildirgenin 1998’de yürürlüğe girmesinin ardından gazetecilikte etik ilkelerin hakim olması ve medyanın özdenetimi yolunda yeni çabalar ortaya konuldu. 1999 yılında Milliyet’te Ombudsman (Okur Temsilcisi) köşesinin açılması da bu çabalardan biriydi. Milliyet’in ardından Hürriyet, Sabah ve Cumhuriyet gazetelerinde de ombudsmanlar göreve başladı.

   Ancak ombudsmanların özdenetim yapabilmesi, okurlarla ilişkide hakemlik yapma, gazetecilik ilkelerinin uygulanmasını gözetleme, yanlışlardan gazetecilik adına artı değer üretme faaliyetini hakkıyla yürütebilmeleri için “editoryal bağımsızlık” olmazsa olmaz bir koşuldur.

    Medya sahipleri ve editoryal yöneticileri, adı geçen gazetelerin hiçbirinde ombudsmanların tam anlamıyla “editoryal bağımsızlığa” kavuşmasına izin vermediler. Ombudsmanları, yanlışları açıkça dile getirip düzeltilmesini sağlayacak, gazetenin yazı işlerini okur nezdinde şeffaf hale getirecek kurumsal bir yapı olarak görmediler.  Daha çok okur ile ilişkileri düzenleyecek bir halkla ilişkiler elemanı gibi çalışmasını istediler.

   Böyle bir ombudsmanlık faaliyetinin beklenen katkıyı sağlaması ve devam ettirilmesi mümkün değildi. Nitekim yaklaşık 20 yıllık bir deneyim sonucunda bugün artık gazetelerde ombudsmanlık faaliyeti yürütülemiyor. 

      Ben de dokuz yıl kadar bu deneyimin içerisinde yer aldım. Hürriyet gazetesindeki ombudsmanlığım boyunca editoryal yöneticiler, bölüm şefleri, yazarlar ile etik ilkeler üzerinden çatışmalarım oldu. Nihayetinde Hürriyet’in de Doğan Medya Grubu’nun bütün kuruluşlarıyla birlikte Demirören Holding’e satılmasının (daha doğru iktidar zoruyla devredilmesinin) ardından bu görevde daha fazla kalamadım. 2010 yılında başladığım ombudsmanlıktan 2019 yılında uzaklaştırıldım.    

     Hürriyet’teki deneyimim editoryal bağımsızlığın olmadığı bir medya kuruluşu içerisinde hakkıyla ombudsmanlık yapılmasının mümkün olmadığını göstermişti. O nedenle Hürriyet sonrasında medyadaki etik sorun, yanlış ve eksikliklerle ilgili eleştirilere kendi web sitemde devam ettim. Hürriyet yerine artık bütün medyayı kapsayan bir faaliyet yürüttüğüm için de kendimi “Medya ombudsmanı” olarak nitelendirdim. Artık tamamen bağımsızdım. Editoryal bağımsızlığın yanısıra maddi kaynak açısından da hiç kimseye, hiçbir yere bağlı olmamak daha rahat yazabilmemi sağladı.

    “Medya Ombudsmanlığı” faaliyetimin temel amacı mesleğimize katkıda bulunmak, daha ötesi bağımsız etik denetimin yararını ve gerekliliğini göstermekti. Medya kuruluşlarının benimsediği, desteklediği ama editoryal olarak onlardan bağımsız medya ombudsmanlığının kurumsallaşmasının 1960’lardan beri çeşitli arayışlara sahne olan medyadaki özdenetim gereksinimini karşılayacağına inanıyordum.

      Yaklaşık iki yıldır medya ombudsmanlığını sürdürüyorum. Bu süre içerisinde hemen tüm medya kuruluşlarıyla ilgili eleştirilerim oldu; kimileri muhatapları tarafından olumlu karşılandı, kimileri reddedildi ya da kaale alınmadı. Ama adil bir yaklaşım ve kırıcı olmayan bir dille ortaya koyduğum eleştiriler, “Medya Ombudsmanlığı”nın kavramsal olarak tanınmasını, gerekliliğinin kabul edilmesini sağladı.

     Artık bu aşamada medya kuruluşları ile anlaşarak, bu kuruluşlar tarafından tanınan, kararları ve okur/izleyici ile yaşanan sorunlarda hakemlik rolü kabullenilen bir özdenetim mekanizması haline dönüşmeyi amaçlıyorum. Kabul eden medya kuruluşlarına dışardan ve bağımsız olarak ombudsmanlık yapacağım.

    Basılı gazete ve dergilerin yerini giderek dijital medyalardaki haberciliğin aldığı, sosyal medyanın da devingen bir iletişim evreni hacmini kazandığı bu dönemde medya ombudsmanlığı, zaman içerisinde etik denetiminin yanı sıra 'haber doğrulama' süreçleri açısından da önemli bir fonksiyon icra edecektir. 'Haber doğrulama' alanının sağlıklı bir yapılaşmayla gelişmesi ve etik/profesyonel standartlarla genel kabul gören sonuçlar üretmesi; bağımsız ve doğru haberciliğin kurumlaşması bağlamında 'Medya Ombudsmanlığı'nın önemli gündem konularından biri olacaktır.

    Ne kadar çok medya kuruluşu ile ombudsmanlık sözleşmesi imzalayabilirsek o kadar kurumsallaşmış bir “Medya Ombudsmanlığı” vücut bulacak. Dijital, sözel ve basılı medyayı oluşturacağım bir ekiple daha düzenli ve daha yoğun biçimde izleme olanağı bulacağım.

   Siyasal, hukuksal, finansal zorluklar, kısıtlar, sorunlar ne olursa olsun; gazetecilik herkesten, her kesimden, her şeyden önce gazetecilerin mesleğidir. Mesleğimize ilişkin yanlışları eleştirmekle yetinmeyip, öğrenilmiş/dayatılmış çaresizliklere aldırmayarak iyi/doğru/güvenilir gazetecilik için kurumsallaşma hedefli bir çözüm yoluna, gazeteciler olarak birlikte çıkabiliriz.

    Bu bağlamda; bütün medya kuruluşlarına ve gazetecilere çağrımdır; “Medya Ombudsmanlığı”nı kurumsallaştırmaya var mısınız? Gelin ülkemize özgü, yeni, bağımsız bir “Medya Ombudsmanlığı” modeli yaratalım.

Önceki ve Sonraki Haberler
Otomotiv