Barış Terkoğlu yazdı: LGBT’lerin bu olayla bir ilgisi yok

Barış Terkoğlu yazdı: LGBT’lerin bu olayla bir ilgisi yok

“Ayşe’nin yüreği daha hızlı çarpmaya başladı. İşte bu kadar, köyün yakınına inmiş olan bu gökkuşağının koşup bir kere altından geçse... Erkek olacaktı!”

Ömer Seyfettin, bir halk inanışını, çocuk öyküsüne bulamış gibi: “Ayşe’nin yüreği daha hızlı çarpmaya başladı. İşte bu kadar, köyün yakınına inmiş olan bu gökkuşağının koşup bir kere altından geçse... Erkek olacaktı!”

Sanki bir barışma görüntüsü gibi...

LC Waikiki’nin Yalova’daki merkezinin açılışına Bakan Mustafa Varank katıldı. Markayı övdü. Övgünün nedeni logolu kıyafetler değildi. Varank’ın anlattığına göre LC Waikiki, LGBT çağrışımı yapan sembolleri, ürünlerinde kullanmama kararı almıştı. Yani gökkuşağının renklerini, artık tişörtlerin üstünde göremeyecektik.

İçimden “Daha önemli bir meseleniz yok mu” dedim.

Neden mi?

LCW ONUNLA LCW OLDU

O meşhur toplantıyı hatırladınız mı?

FETÖ’nün işadamları örgütü TUSKON’un, 1 Mart 2014 tarihli genel kurulundan söz ediyorum. Kavganın yeni başladığı günlerde Erdoğan “İnlerine gireceğiz” demiş, cevap TUSKON Başkanı Rızanur Meral’den gelmişti. Kürsüye çıktı, “Yakın gelecekte, kimlerin inlerde yaşadığını, kimlerin saklanacak in arayacağını, kimlerin müsvedde, kimlerin asıl olduğunu herkes görecek” demişti.

Salon ayağa kalktı. FETÖ’nün derneğine üye işadamları, bu meydan okumayı ayakta alkışladı. Onlardan biri de en öndeki İsmail Hakkı Kısacık’tı.

Kim mi İsmail Hakkı Kısacık?

LCW markasının sahibi olan Taha Tekstil ve Taha Holding’in üçüncü ortağı.

Aslında LCW, 1988 yılında üç Fransız tarafından kurulmuştu. Ancak markanın üretimini yapan ve Türkiye temsilciliğini de yürüten Taha Tekstil, markayı Fransızlardan satın aldı.

İsmail Hakkı Kısacık’ın ortaklığa katılımı, LCW’nin sitesinde bugün şöyle yer alıyor:

“Taha Tekstil, daha sonra ise Taha Holding, sermayedar ortak olarak Şefik Yılmaz Dizdar ve kurucu/yönetici ortak Mustafa Küçük tarafından yüzde 50’şer ortaklık ile kurulmuştur. Daha sonraki dönemde, ana şirket olan Taha Tekstil’in yüzde 10 hissesi, o dönemki üretim müdürü olan İsmail Hakkı Kısacık’a devredilerek ana şirket olan Taha Tekstil’in ve Taha Holding’in ortak sayısı üçe yükselmiştir.”

Ortaklığın yanı sıra, şirketteki rolü, yine LCW sitesinde şöyle anlatılıyor:

“Üretim şirketlerinin Taha Holding çatısı altında, üretimden sorumlu olan İsmail Kısacık’ın grup koordinatörlüğünde ihracata yönelmesi, yönetim kurulu başkanlığının Vahap Küçük tarafından, CEO/Grup Koordinatörlüğü’nün ise Mustafa Küçük tarafından üstlenildiği Tema Holding ve buna bağlı Tema Mağazacılık şirketlerinin ise tamamen perakende sektörüne odaklanması kararlaştırılmıştır.”

Kısacası Kısacık, LCW’nin yalnız ortağı değil, LCW’yi dünyada LCW yapan isim.

LCW ORTAĞI, FETÖ İLE İÇ İÇE

15 Temmuz darbe girişiminden sonra TUSKON’culara operasyon yapıldı. Evleri basıldı, gözaltına alındı, odaları arandı. Kadir Topbaş’ın damadını çok konuşsak da davanın başka sanıkları da vardı. Bunlardan biri de 20 Ağustos 2016’da gözaltına alınan İsmail Hakkı Kısacık’tı.

Dava dosyasını açıyorum...

Kısacık’ın sadece üye değil, TUSKON’un eski yönetim kurulu üyesi olduğunu görüyorum.

Fethullah Gülen’in Bank Asya çağrısının ardından, 19 Şubat 2014 tarihinde, bankada dolar hesabı açtığını da...

3 Mart 2017 tarihli MASAK raporunda, Kısacık’ın hesaplarından TUSKON’a, 20 Ocak 2014’te 150 bin lira gönderdiği yazıyor.

Aynı raporda, FETÖ’nün ABD’deki kuruluşu, Wellsping Cultural and Educational Foudation’a, 9 Temmuz 2014 tarihinde, 35 bin 637 lira, 14 Temmuz 2014 tarihinde de 21 bin 206 lira yolladığı görülüyor.

Elbette bunlar 17-25 Aralık sonrasındakiler...

FETÖ’nün pek çok kritik ismine gönderdiği paralar da yurtdışı seyahatleri de dosyada var. Örnek vereyim, Rızanur Meral ile meşhur toplantıdan sonra da 22 Nisan 2014 ve 29 Mayıs 2014 tarihlerinde birlikte yurtdışına çıkmışlar.

BANK ASYA’DAKİ PATRON HESABI

Sonuç mu?

Kısacık’ın dosyası, ana davadan, 1 Eylül 2020’de ayrıldı. Geçen yıl nisan ayında, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi, Kısacık’ı “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçundan 3 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırdı. İşin ilginci, davada şikâyetçi olan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dı. Karar okunduğunda, Erdoğan’ın avukatı da duruşmadaydı.

Bir dakika...

LCW-FETÖ meselesi ne zaman açılsa, şirket aynı açıklamayı yaptı. Kısacık’ın şirketin küçük ortağı olduğunu, imza yetkisi olmadığını söylediler. Yani durumu, “LCW değil küçük ortağı FETÖ bağlantılı” diye açıkladılar.

Ama benim buna da bir yanıtım var.

Bir işadamı, FETÖ’den yargılandığında, dosyasına hem ticari ortaklıkları hem de tüm para hareketleri giriyor. LCW’nin büyük ortağı olan Küçük Ailesi, sanık olmasa da Kısacık’la ortaklıkları sebebiyle, dosyalarda yer buldu.

Ne mi gördüm?

Mesela Mustafa Küçük’ün 31 Aralık 2013’te Bank Asya’da sadece 15 kuruşu var. 15 Ocak 2014’te bakiye 2 milyon 190 bin liraya çıkmış. Banka TMSF’ye geçmeden sadece bir ay önce, hesabını sıfırlamış.

Mesela, Kısacık’a ait MASAK raporunun 19. sayfasında, Vahap Küçük’ün, FETÖ’nün TUSKON çatısı altındaki Florya İşadamları Derneği’ne, gönderdiği paraların listesi yer alıyor. Ya da TUSKON’a giden para hareketlerinin içinde Taha Holding adına da akış görünüyor.

Üstelik sadece Küçükler değil...

MASAK raporunda, Taha Holding’in diğer ortaklarının da FETÖ’nün kurum ve şahıslarıyla para hareketleri dosyaya girmiş.

Ancak Bank Asya’ya 3 bin lira yatırmayı, “örgüte yardım”dan cezalandıran yargı, bunları es geçmiş.

ŞİMDİ DE LGBT MENZİLİNDE

Özetin özeti mi?

Sanki dünün düşmanları elele tutuşup kimse görmeden gökkuşağının altından geçtiler. Geçemeyenleri de lanetlediler.

“Aynı menzile yürüyoruz” diyorlardı. Araya iktidar kavgası girdi. Gelgelelim, düşmanlık bile eşit dağılmadı. Bazıları hapse atılırken bazıları hakkında soruşturma bile açılmadı. Barıştıklarının hesap dosyaları ise mahkeme arşivlerinde unutuldu.

Ağabeyi 15 Temmuz’da şehit edilen Bakan Mustafa Varank bile, o kürsüden, patronların gözünün içine bakıp “bir daha asla” diyemedi. Onun yerine, “LGBT’lere karşı kaldığımız yerden yürüdük biz bu yollarda” söyledi.  

Erkek olmak isteyen Ayşe mi, yoksa onu örtülerin altına hapsedip dünyanın suçlarını aralarında pay edenler mi günahkâr:

“Zavallı Ayşe hiç sesini çıkarmıyordu, utancından yerlerin dibine geçiyor, bastığı çamurlara bakarak, bütün göğsünü sarsan derin hıçkırıklarla hüngür hüngür ağlıyordu.”