Ertuğrul Özkök: Evet kardeşim, sen ve partin beni çok endişelendiriyor!

Ertuğrul Özkök: Evet kardeşim, sen ve partin beni çok endişelendiriyor!

"Bu söylemlerini çok tehlikeli eylemlere dönüştürdüğün zaman korkmaya başlıyorum; çünkü bu söylemin ve bu yükselişin ucunu göremiyorum"

Ertuğrul Özkök, eşinin adına gönderme yapan "Tansu'ya Mektuplar" başlığı altında yazdığı ve "newsletter" olarak paylaştığı yazılarında bugün Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ'ın kendisi hakkında attığı "Zafer Partisi yükselişte” demiş. Ülkemize 10 milyon sığınmacı geliyor. Endişelenmiyor, Zafer Partisi yükseliyor, endişeleniyor. Burnunun ucunu göremez" ifadelerini içeren tweetine yanıt verdi. 

Özkök, sığınmacı karşıtı sözleriyle gündeme gelen Özdağ'a, "Bu söylemlerini çok tehlikeli eylemlere dönüştürdüğün zaman korkmaya başlıyorum; çünkü bu söylemin ve bu yükselişin ucunu göremiyorum" dedi. 

Özkök'ün "Evet kardeşim, sen ve partin beni çok endişelendiriyor!" başlıklı yazısı şöyle: 

Söz konusu kişi Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ… Dün bir tweet atmış. Aynen şöyle diyor:

"Ertuğrul Özkök: ‘Çok endişe ediyorum Zafer Partisi yükselişte’ demiş. Ülkemize 10 milyon sığınmacı gelmiş. Endişelenmiyor. Zafer Partisi yükseliyor, endişeleniyor. AK Parti iktidara geldiğinde şampanya patlatmıştı bu adam. AK Parti de onu patlattı. Özetle burnunun ucunu göremez…"

Önce neden 'sen' diye hitap ediyorum açıklayayım...

Başlıkta "sen" kelimesi kullandım. Oysa, bir siyasi parti başkanı için hiç sen hitabını kullanmam. 

Ama o benim için "adam" diyor, madem sokak muhabbeti yapıyoruz, ben de aynı muhabbet adabıyla ona sen diyorum.

Yani mesele saygısızlık değil.

Mesele Cengiz ile Ahtapot'taki 15 saniyelik 3-5 cümle

Evet bu konuşmayı, televizyon gecelerinde giderek daha çok konuşulmaya başlanan "Cengiz ile Ahtapot" programında aynen söyledim.

Program her gece öteki konuşan kafa programlarından farklı olduğu için giderek daha ilgi çekiyor.

Kayıtlı mahallemiz olmadığı için küçük ve azınlık bir program yapıyoruz. Tabii bu da bize, mahalle baskısı korkusundan uzak,  daha rahat konuşma imkanı veriyor.

Önce şu şampanya meselesini halledelim

Önce şu noktaların altını bir güzel çizeyim.

1- AK Parti iktidara geldiğinde şampanya patlatmadım. Şampanya sevdiğim bir içki değildir. Viski ve şarap içerim, ki onlar da patlatılmaz.

2- Herhalde yanlış hatırlıyorsun düzelteyim. Şampanya patlatmadım lakin başka bir şey yaptım. Bir kadın, yani Tansu Çiller, Türkiye Cumhuriyeti başbakanı olduğunda gerçekten çok sevindim. O nedenle şakayla karışık bıyıklarımı kestim diye bir yazı yazdım.

Kestim de gerçekten…

Bugün de bir kadın Cumhurbaşkanı veya başbakan olsa  yine çok sevinirim.

10 yıl önce 'orası Peşaver olur' dedim

3- 10 milyon rakamın abartılı… Daha doğrusu ile söyleyeyim. Beş milyona yakın Suriyeli Türkiye’ye geldiğinde "endişelendiğini" yazan ilk yazar belki bendim.

Daha 2011 yılında Suriye savaşı başladığında şu uyarıcı yazıyı yazdım:

"Aman dikkat sınırlarımızı cihatçılara açarsak Güneydoğu sınırımızda bir Peşaver oluşur. Bir terör bölgesi oluşur."

Aynen oldu.

İkincisi dünyanın hiçbir ülkesi, bu kadar kısa sürede gelen 5 milyon insanı kaldıramayacağını defalarca yazdım.

O nedenle bazı yazarlar ve siyasetçiler tarafından "ırkçılık"la bile suçlandım. Yani bugün sana yapılan suçlama daha önce bana da yapılmıştı.

Hani burnunun ötesini görmeyin bir adamdım?

4- "Burnunun ucunu göremez" cümlesine karşı söyleyebileceğim de şudur:

"Böyle meselelerde burnunun ucunu görememek, siyasi ihtiraslarının, kibirinin ve sosyolojinin ucunu görememekten çok daha masum bir şeydir."

Çünkü bu meselede görmemiz gereken şey "burnumuzun ucu" değil, gelecek tehlikenin bütün boyutlarının ucudur.

"Metaverse" bakmak lazım yani…

Bundan 10 yıl önce yazdıklarıma bakılırsa, burnumun epey ötesini, 10 yıl ötesini gayet iyi gördüğüm sonucu çıkmıyor mu?

Niye endişeleniyorum şimdi onu da anlatayım... 

Evet kardeşim…

Anketlerde senin partinin yüzde 2 seviyesine gelmesi ve senin söylemlerin beni endişelendiriyor.

Ayrıca bu söylemlerinin yakın çevremde üniversite okumuş eğitimli insanlarda bile taraftar bulduğunu görünce endişem daha da büyüyor.

Bir de bu söylemlerini çok tehlikeli eylemlere dönüştürdüğün zaman korkmaya başlıyorum.

Çünkü bu söylemin ve bu yükselişin ucunu göremiyorum.

Avrupa’daki yabancı düşmanı partilerin yükselişine bakınca, daha gidebileceğin epeyce mesafe  olduğunu görüyorum.

Peki o yol bizi nereye götürür?

Avrupa’da 20’inci yüzyıl başında nereye götürdüyse oraya götürür.

İşte bundan endişe duyuyorum.

İtiraf et, attığın tweette subliminal bir mutluluk var

Attığın tweetin moda deyişle sublimal" anlamına bakınca, benim söylediğim sözlerden aslında son derece mutlu olduğun da zaten anlaşılıyor.

Çünkü  yükselişin, bir anlamda  tescil ediliyor.

Çok iyi biliyorum; sana karşı bu savaşı kazanamam

Şurası kesin. Bu konuda sana karşı savaş açamam. Çünkü çok iyi biliyorum ki, bu savaşı kazanma ihtimalim yok. Zaten attığın tweete 32 bin beğeni gelmesi de bunu daha şimdiden kaybettiğimi açıkça gösteriyor. Ama olsun. Bazıları ana rahmine hep haklı düşer… Benim gibi bazıları ise hep haksız.

Ama yakın tarih, geçici "haksızların", kalıcı "haklılıklar" karşısında nasıl hezimete uğradığını hep gösterdi.

Ne yazık ki insanlık açısından bedeli çok ağır hezimetlerdi bunlar.

Milyonlarca masum insanının kanıyla ödendi.

Böyle olabilmek için de burnun dibine değil, biraz, hatta çok ötesine bakmalıyız.

Bu bir tavsiye değil. Bir siyasetçiye nasihat etmek haddime düşmez.

Ben tarihsel olaylardan söz ediyorum.

Arkadaşım, hiç unutma; senin gibi benim de vicdani sorumluluğum var

Ben diyorum ki; "Ülkemize gelen 5 milyon Suriyeli, biraz da bizim en baştan beri sürdürdüğümüz yapayanlış bir politikanın sonucudur.

Diyorum ki, en büyük yanlış sınırları açıp binlerce cihatçıyı Esad’a karşı göndermekti.

Diyorum ki, Esad’ın dışlayan, onu devirmeyi amaçlayan bir politika çok lakin çok yanlıştı.

Yani bu 5 milyon insanın yurdundan kopmasında bizim de yöneticilerimizin aldığı yanlış kararlar nedeniyle vicdani sorumluluğumuz var.

Ama asıl şunu diyorum: Bu 5 milyon kişiyi tekrar Suriye’ye gönderemezsiniz.

Bu insanlar İzmir’i, İstanbul’u, sahillerimizi bırakıp tekrar Orta Doğu’nun asla huzura kavuşamayacak, Müslüman'ın Müslüman'ı kesmekten asla vazgeçmeyeceği bir coğrafyaya dönmez.

Çünkü gördüler.

Tut ki Erdoğan yetkileriyle o koltuğa oturdun

Şimdi sana soruyorum. Yarın iktidara geldin. Elinde Cumhurbaşkanı  Erdoğan kadar bir güç var. Ne yapacaksın? Çık açık açık söyle. Ayaklarından sürükleye sürükleye atacak mısın bu insanları?

Şundan emin ol. Bu ülke çocuklarının sırtına, hiç haketmedikleri  ikinci bir Ermeni tehciri damgası yapıştırtırsın bütün dünyanın gözünde. Sen bile kaldıramazsın bu vicdani sorumlululuğu…

Kendinde seçilme şansı gören insanlar bu vaatte bulunmaz

O nedenle diyorum ki; Bırakın bu toptan gönderme vaatlerini… Şimdiden bu insanların en azından yarısı için iyi bir "entegrasyon politikası" yapın. Bunu milli bir politika haline getirmeye çalışın.

Geçen yüzyıldan bu yüzyıla kalan en büyük düşünürlerden biri olan Edgar Morin’in şu sözlerinin doğruluğunu ispat edecek bir mucizeyi gerçekleştirme şerefini taşırsınız: "Gerçek medeniyetler ancak kozmopolit toplumlarda mümkündür…"

Evet işte bu nedenle senin ve partinin yükselişinden endişe ediyorum ve bu politikan değişmediği sürece endişelenmeye devam edeceğim.

Haa şunu da söyleyeyim. Aynı söylemi öteki partiler içindeki insanlardan da duyuyorum. O beni daha da endişelendiriyor. O yüzden pek itibar görmese de bu düşüncelerimi her platformda anlatmaya devam edeceğim. Senin tarafın daha kalabalık olabilir. Ama emin ol benim tarafım daha makul…   

Önceki ve Sonraki Haberler
Politika