İşte Tayfun Talipoğlu'nun son röpörtajı! Yeni Türkiye'yi böyle anlatmıştı...

İşte Tayfun Talipoğlu'nun son röpörtajı! Yeni Türkiye'yi böyle anlatmıştı...

Muhalif isimler bir bir susturulurken, önce TRT’den sonra da çalıştığı kanallardan tasfiye edildiği için uzun süre yol hikayelerini ekrana getiremeyen Tayfun Talipoğlu, geçtiğimi yıl Haziran ayında son röportajını Ohaber.com...

Muhalif isimler bir bir susturulurken, önce TRT’den sonra da çalıştığı kanallardan tasfiye edildiği için uzun süre yol hikayelerini ekrana getiremeyen Tayfun Talipoğlu, geçtiğimi yıl Haziran ayında son röportajını Ohaber.com sitesi için genç Gazeteci Çağdaş Gökbel’e vermişti.

Tayfun Talipoğlu o röportajında, Gezi direnişinden Güneydoğu’daki operasyonlara, havuz medyasından başkanlık sistemine ve Türkiye’nin geleceğine kadar pek çok konuda her zaman olduğu gibi samimi açıklamalarda bulunmuştu.

İşte Talipoğlu’nun arşivlerede yer alan son röportajı olan o söyleşi:

Gezi direnişinin üzerinden 3 yıl geçti. O döneme ilişkin unutamadığınız bir anıyı bizimle paylaşır mısınız?

Saldırıların olduğu ilk gün Taksim’deydim. The Marmara otelinin yanındaki bir kafede oturuyordum arkadaşlarımla. O mekana oturmadan öncede Gezi Parkını ziyaret etmiş ve genç polis arkadaşlarla konuşmuştum. Pek çoğunu tanıyordum üniversiteden. Üniversitede bu genç arkadaşlarımıza basın ve polis ilişkisini anlatıyordum. Oradan ayrılıp kafeye girdiğimde kendimden çok emindim. Çünkü; polis arkadaşlarla konuşmuş, kafede çocukların olduğunu ve gaz atmamaları gerektiğini söylemiştim. Bu arada şunu da ifade etmek isterim; ben aynı zamanda UNICEF’in iyilik elçisiyim. Hem milli komite, hem de UNICEF tarafından ortak aday gösterilmiştim bu göreve. Daha sonra, kafeye giren polisler bir şey demeye kalmadan iki tane gaz bombasını içeri attılar. Kafede bulunan çocukların çoğu İngiliz ve Almandı. Kafenin bir tek çıkışı olduğundan manzara korkunçtu, çocukların çoğu ağlıyor ya da kusuyordu. Tabi böyle bir ortamda geriliyorsunuz haliyle. Olaylar yaşanırken yardımcımı aradım ve “çabuk bir tweet at ben yazacak durumda değilim'' dedim. “Birisi bu o.çocukluğunu durdursun polis çocukların üzerine gaz bombası atıyor'' diye bir tweet attırdım. Ama biliyorsun Türkiye’de her şey algı meselesi. Birden bire bu tweetle zoraki kahraman olduk sanırım ve sosyal medyada bir saldırı kıyamet aldı başını gitti. Burada ben olayın kendisine küfür etmiştim. Polise ya da onların ailelerine yönelik herhangi bir kastım olamaz. Daha sonra mahkeme sürecinde de bana yakışmayan bir söz olduğu için özür diledim. Ama bu özrü gazı atanlardan dilemedim.

Direniş günlerinde iki gün İstanbul’da kaldım. Daha sonra Ankara’da direnişe katıldım. O dönem genç arkadaşlarıma televizyon kurdurdum ve uluslararası yayın yaptırdım. 1300 liraya mal etmiştik hiç unutmuyorum. Yurt dışındaki tüm yayın kuruluşları bizden aldı görüntüleri. Ankara’daki direnişi takip ettiğim günlerde benim hedef alındığım bir olay vuku buldu. Polis hedef gözeterek bana gaz bombası attı ve atılan gaz bombası yardımcım Semra Durak’ın kafasına isabet etti. Bununla ilgili mahkeme süreci halen devam ediyor. Üç sene geçti halen daha bu olayın görüntüleri ortaya çıkmadı. O günlere dair unutamadığım pek çok şey oldu. Ancak hafızamda kalan ve benim için önemli olduğunu düşündüğüm anekdotları sizinle paylaştım.

“PADİŞAHIN GÜNLÜĞÜNÜ TUTAN BU KİŞİLER MAAŞLARINI ALIP GÖREVLERİNİ YAPIYORLAR''

Gezi direnişi zamanında medyanın halkın direnişini ekranlarına taşımaması halk tarafından yoğun bir tepki ile karşılandı. Medyanın o dönem yaşadığı kırılmayı ve bugününü nasıl değerlendiriyorsunuz?

tayfun1.jpg

Türkiye’de özgür medyadan hiç bir zaman söz edemeyiz. Çünkü gazete patronları medya dışındaki işlerle de uğraşıyor. Aklı sadece inşaat işine çalışan insanlardan halk lehine yayıncılık yapmasını bekleyemezsiniz. Kapitalist ekonominin doğal bir sonucudur bu. İktisadi sistemi değiştirmeden kapitalistleri bu işlerin dışında düşünmek yanlış olur. Kısacası sermayenin egemenliğindeki medyadan fazla şeyler beklememek gerekir.

Bu söylediklerimin dışında iktidarın sermaye üzerinde yarattığı korku iklimini de hesaba katmak gerekir. Hükümetin hoşuna gitmeyen yayınlardan sonra mevcut kuruluşlara kesilen vergi cezaları ve maliye vasıtası ile cezalandırılan sermaye çevreleri bu şekilde sindirilmiş durumda. Hal böyle olunca medya tarafını belli etmek zorunda kaldı. Taraflarını belli ederken bunu pervasızca ve terbiyesizce yaptılar. Türkiye’nin üç tane turnusol kağıdı vardır. Bunlardan birincisi Turgut Özaldır, ikincisi Recep Tayyip Erdoğan, üçüncüsü ve en önemlisi Gezi Direnişidir. Bu saydığım dönemlerde, insanların inançlarını nasıl sattıklarını ve kişiliklerini nasıl yok ettiklerini rahatlıkla görebilirsin. Ben genellikle sonuçlara değil nedenlere bakarım. Nedenler açısından bu durumu yorumladığımızda kısa vadeli hesaplarla hareket ettiklerini görüyoruz. Kendilerince haklılar ve gelecekte ne olacağını düşünmüyorlar. Ama bu işi öyle abarttılar ki, Hükümetin borazanı haline geldiler. Ben bu kişileri gazeteci olarak değerlendirmiyorum. İnsanlarımız da bu hususta hata ediyor, normal şartlarda katip bile olamayacak kişilere gazeteci diyerek gazeteciliği biz ayaklar altına alıyoruz. Ben bu konuda hep şu örneği veriyorum; bir gazeteciler vardır, görevini layığıyla yapan kişilerdir bunlar, bir de padişahın günlüğünü tutanlar vardır. Padişahın günlüğünü tutan bu kişiler maaşlarını alıyor ve görevlerini yapıyorlar. Sosyal medyadaki maaşlı paryalara Ak Troll diyorlar. Ben kendilerine cevap dahi vermiyorum. Şimdi sokakta size bir köpek havladığında dönüp köpeğe havlıyor musunuz? Sonuçta o da sahibini korumaya çalışıyor. Bu açıdan bakınca biraz daha rahatlıyorsun.

Halk TV’de yeniden ''Bam Teli’programını yapmaya başladınız. Anadolu’nun pek çok yerini dolaştınız ve insanlarla diyalog halindeydiniz. Başkanlık sistemi tartışmalarına ve Türkiye’deki siyasal gelişmelere Anadolu insanı nasıl bakıyor?

Şu anda zaten fiili bir başkanlık sistemi var. İnsanımız bundan daha beteri olamaz noktasında birleşiyor. Bir insan daha ne kadar müdahale edebilir ki istisnasız her şeye karışıyor. Bir tek yatak odamıza kamera koymadılar. Onun dışında yatakta nasıl davranacağımızı dahi söylüyor. Bu açıdan meselelere bakacak olursak zaten burada bir başkanlık sistemi değil bir diktatörlükten söz edebiliriz. Daha kötüsü cemaat bertaraf edildikten sonra Hükümette pek aklı başında adam kalmadı. Cemaati övdüğüm için kurmuyorum bu cümleyi. Cemaat, mensuplarını iyi bir eğitimden geçirmiş ve okutmuş. Pek çoğu dil bilen insanlar. Bunlar elbette ki belirli planlar çerçevesinde bu hamleleri yapıyordu. Cemaat de tasfiye edilince iş cami imamlarına kaldı. Neticede başkanlık sistemi tartışmaları da bu düzeyde yapılıyor.

Anadolu insanına gelecek olursak, Recep Tayyip Erdoğan’ın başkan olup olmaması konusunu tartışmıyorlar. Bunu tartışan İstanbul, İzmir ve Ankara’dır. İzmir’in hemen 10 Km dışına çıktığımda ve insanlarla konuştuğumda fark ediyorum ki dünyadan haberleri yok. Kentlerde yaşayan insanların kaygılarını taşımıyorlar zaten. Bu dünyada hiçbir şey plansız değildir ben buna inanıyorum. Türkiye’deki dizi Cumhuriyeti’nin kurulması, insanların algılarının yönlendirilmesi ve zihinlerin işgal edilmesinin nedenlerine bakmak gerekir. Bir dönem terörle mücadele adı altındaki senaryolara dayanan dizilerin çıkması ya da halen Kurtlar Vadisi gibi bir dizinin yayında olmasını doğru yorumlamak gerekir. Bunlar insanları şiddet iklimine alıştırma çabasıydı. Bizim çocukluğumuzda Kemalettin Tuğcu vardı. Herkes şimdi onunla gır gır geçiyor. Kemalettin Tuğcu kitaplarında mutlaka iyiler kazanırdı ve kötüler cezasını bulurdu. Çocuk kitapları yazardı Tuğcu. Onun yazdığı kitapları okuyan çocukların sağlıklı bir zihin dünyasına sahip olduklarına inanıyorum. Dinsel yönlerden ziyade insani yönleri ön plana çıkaran bir yazardı. Ama şimdi bütün dizilerde ve filmlerde hep kötüler kazanıyor. Çocuklarımız maalesef bu dizi ve filmlerle büyüyor. Kötüyseniz iyisinizdir. İyi çalıyor, büyük soyuyorsanız iyisinizdir. Ama çalamıyorsanız salaksınız! Şimdi yeni bir furya var; dizileri izlediğinizde görüyorsunuz, zengin aileler ve kimse doğru düzgün çalışmıyor. Bu dizilerde kadın edilgen konumlandırılıyor ya zengin koca avında ya da evde oturuyor. Kadın derneklerine bu konuda çok kızıyorum kadın bu derece metalaştırılırken ve şiddet meşrulaştırılırken yeteri kadar sesleri çıkmıyor.

“AKDENİZ BÖLGESİNDEKİ OTELLERİ YOK PAHASINA KATARLILARA VE SUDİLERE PEŞKEŞ ÇEKECEKLER''

Her şeyin bir plan dahilinde ilerlediğini söylemiştim. 2002’deki Recep Tayyip Erdoğan’la bugünkü Recep Tayyip Erdoğan arasında 180 derece fark var. Kendisi bir planın parçasıdır. Ben Ecevit hükümetinin yıkılması ve Ecevit’in hastanenin camından el sallaması sahnesini o olaydan yirmi sene öncesi Görevimiz Tehlike filminde seyretmiştim. Jim ve arkadaşları bir Güney Amerika ülkesine gidiyorlar ve Hükümeti deviriyorlar. Başbakan hasta diyerek başbakanı hastaneye kapatıyorlar. Akabinde altı ay içinde yeni bir parti iktidara geliyor. Türkiye’de yaşananlar birebir aynı. Siyasal ortam AKP’nin iktidara gelebilmesi için uygun hale getirilmişti. Bugün ise artık denetimden çıkmış durumdalar. Bu yüzden sürekli bir kriz halinde yaşıyoruz. Muhammed Ali’nin cenazesinde konuşma yaptırmamaları ve Alman federal meclisinin aldığı soykırım kararını buna bağlıyorum. Recep Tayyip Erdoğan konuştuğu müddetçe dış politikadaki açmazın çözülebileceğine inanmıyorum. Bu tavrı da iktidarın kendi planları doğrultusunda değerlendirmek gerekir. Turizmde yaşanan krizi tek yönden ele almamalıyız. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel kadın plajı açarak ilk işareti verdi. Antalya İslami turizm çalışmaları için pilot bölge seçildi. Avrupalı gelmez böyle bir ülkeye. Zaten bu kriz sayesinde Akdeniz bölgesindeki otelleri yok pahasına Katarlılara ve Sudilere peşkeş çekecekler. O gün bu konuşmayı tekrar haber yaparsınız. İslami plaj projesi çok tehlikeliydi ve CHP bunu görmezden geldi. “Aman bize dinsiz derler, şunu bunu derler'' yaftası korkusuyla bir parti esir alındı. Bu mantıkla ülkedeki sorunlar kolay çözülmez. Turizmin iyi günleri bu günler. Siz Afganistan’da tatil yapmak ister misiniz? Ben istemem o yüzden Avrupalı turist de bu ortamda Türkiye’ye gelmeyecektir.

“AKP KADAR KANDİL DE CHP’Yİ ELEŞTİRİYOR''

7 Haziran seçimlerinden sonra çözüm süreci askıya alındı ve ülkenin doğusunda yeni bir savaş başladı. Bu savaşın siyasal sonuçlarının nasıl olacağını düşünüyorsunuz?

17-25 Aralık operasyonundan sonra böyle birinin ülkeyi halen daha yönetmesi zaten akla aykırı bir durum. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir olay sonrası kimse koltuğunu koruyamazdı. Uzayda dahi koruyamazdı. Artık Recep Tayyip Erdoğan’ın yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Son zamanlarda şöyle bir algı var; 7 Hazirandan sonra PKK pek çok eylem yapmış, şehirlere yığınak yapmış vs. bu nedenlere dayanarak başladılar şehirleri yakıp yıkmaya. Silahlar çıkmasaydı da bu iktidar o seçimden sonra illa ki bir maraza çıkaracaktı. Tek taraflı haber vererek ya da bu tek taraflı yayınları izleyerek düşünce geliştirmek doğru değil. Gazetede de kaleme almıştım otuz senedir aynı masalı dinliyoruz. Gazetelerde atılan manşetlere dikkat edin; ''İnlerine girdik, PKK’nın kökünü kazıyoruz’ bu yalanlara artık kimse inanmıyor.

Teknolojinin de farkında değiller. Helikopter düşürülüyor asker kaza diye açıklama yapıyor. Daha sonra PKK bir video yayınlayınca, “düşürülmüş olabilir'' diye düzeltme yapılıyor. Komik duruma düşürüyorlar kendilerini. Bu üzücü. Telefonunuzla dahi bir dokunuşla dilediğiniz her şeye ulaşabildiğiniz bir dünyada, bunlar dünyanın geldiği noktanın farkında değiller. 7 Haziran seçimleri sonrasında açıkça itiraf ettiler millet kaosu seçti ve biz de açıkçası bunun ceremesini çekiyoruz. PKK da bu işe alet olmuştur. Bir laf var kim söyledi hatırlamıyorum AK-PKK diye ve hakikaten enteresan bir biçimde AKP kadar Kandil de CHP’yi eleştiriyor. Düşünün bu işin hiçbir yerinde CHP yok ama yine CHP günah keçisi yapılmaya çalışılıyor. Bu iki güç ülkedeki bir takım ulusal değerleri birlikte yıktılar. Sağ olsun Ulusalcılar da buna iyi hizmet ettiler. Sırf kendi bekân uğruna Doğuda pek çok insanı öldürebilir hatta çoluk çocuk demeden yok edebilirsin. Devlet Bahçeli’nin dediği gibi hepsini kılıçtan da geçirebilirsin ama bu savaşı artık bitiremezsin. Çünkü artık bu savaş dağdaki gerillanın savaşı değil. Kan sokağa damladıktan sonra sokağı zor temizlersin. Eskiden insanlar köylerinden biraz ötede yaşanan çatışmadan dahi televizyon sayesinde haberdar olabiliyordu. Şimdi o çatışmanın içinde artık. Bütün bu hikayenin sonunda PKK başarılı olmuştur. Çünkü artık halk tamamı ile savaşın içerisine çekilmiştir. Her evden cenaze çıkmıştır ve insanlar diri diri yakılmışlardır. Bunu söylersen de vatan haini olursun. Bu mülakatı yandaş basına vermiş olsaydım hemen gürültü kopmuştu “vay efendim Tayfun Talipoğlu PKK başarılıdır dedi'' diye. Ben gerçekleri işaret ediyorum. Gerçekleri görmezden gelebilirsiniz ama gerçeklerden kaçamazsınız. Savaşın hukuku olmaz. Savaşta bu noktaya gelindikten sonra zaten yargının ya da adalet sisteminin de bir anlamı kalmaz.

Savaşta geldiğimiz bu noktadan sonra artık Türk ve Kürt halkının duygusal bağlarının yok edildiğini söyleyebilir miyiz?

Aslında bugünün meselesini konuşmuyoruz. Geçmişten beridir var bu duygusal kopuş. Irkçı söylemleri olan ve sürekli ölüm vaaz eden bir kitle Türkiye’de hep var oldu. Tıpkı bugün Avrupa’dan tamamen silinmedikleri ve şu anda da göçmen meselesi yüzünden güçlendiklerini göz ardı etmemeliyiz. Dünyanın yaşadığı genel bir problem ırkçılık. Devlet eliyle kurumsallaştığı an büyük bir tehlike arz ediyor. Buda öteki olarak ya da düşman olarak konumlandırılan bir kesime karşı terör eylemine dönüşüyor. Bu yüzden ülkesine en bağlı Kürt bile sıkıştığı zaman gidebilecekleri bir alternatif yer arayışına giriyorlar. Hiç kimse inkar etmesin ve bu gerçekten kaçmasın devlet terörü böyle devam ederse insanlar kurtarıcı bir yer arayacaklardır.

CHP bu süreçte garip bir biçimde hedef alındı ve şehit cenazelerinde çeşitli olaylar yaşandı. En son CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğluna bir şehit yakını mermi bıraktı bütün bu yaşananları nasıl yorumluyorsunuz?

Olayın yaşandığı akşam tüm bu saldırganların kimler tarafından yönlendirildiğini Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın tarafından açıklandı. Sözcü “bu halk kime ne tepki göstereceğini biliyor'' diyerek itirafçı olmuştur. Tüm bu yaşananların sorumlusu yine aynı malum çevredir. Ama biz ''kalın kafalılar’ (!) iktidarı elinde bulunduranlar ne diyorsa inandığımız ya da inanmış gibi yaptığımız için böyle vahim olaylar yaşıyoruz. CHP bu tartışmalarda kesinlikle savunma yapmamalıdır. Sosyal demokrat bir parti, yani insana değer veren bir anlayışa sahip olduğuna göre, cezaevinde inancı ya da siyasal düşüncesi ne olursa olsun herkesi ziyaret edebilir. Bu sebeple savunma yapmanın doğru olacağına inanmıyorum. Zaten Recep Tayyip Erdoğan “ben Kılıçdaroğlu’nu kilisede gördüm papazlık yapıyordu'' dese buna bile inanacak bir kitle var karşımızda.

“20 YILDIR MUHALEFETTE OLAN BİR PARTİ ÇIKARILAN SAVAŞTAN VE ŞEHİT CENAZELERİNDEN SORUMLU TUTULAMAZ''

Boşuna çırpınıyoruz, CHP “biz'' olmaya çalışacak. Başkası olmaya çalışarak bir yere varılamaz. Dünyanın hiçbir yerinde 20 yıldır muhalefette olan bir parti çıkarılan savaştan ve şehit cenazelerinden sorumlu tutulamaz. Eğer sorumlu tutulur ise o zaman şunu deme hakkımız da var; yapılan otoyolların, Marmaray’ın ve tüm hizmetlerin sorumlusu da CHP’dir. Bu saydıklarımız ne kadar hizmetse artık. Bir hikaye var bunu hep anlatırım, sosyal medyada da çok konuşuldu bu hikaye sana onu anlatayım. Hikaye şu: Bir Kûfeli, Hz.Ali’nin hakimiyetinde olan bölgeden çıkıp Şam’a geliyor. Şam da Muaviye hakimiyeti var. Bu Kûfeli Şam’a girer girmez bir Şamlı diyor ki; bu dişi deve benim. Kûfeli biri “bu deve senin değil iki görmüyor musun bu deve erkek'' diye cevap veriyor. Kadıydı falan derken iş Muaviye’ye kadar geliyor. Muaviye de topluyor kalabalığı, bir yanında Kûfeli duruyor, bir yanında da Şamlı. Diyor ki EYYY! Şamlılar bu dişi deve (bu arada erkek devenin cinsel organı vs. zaten ortada) Şamlınındır değil mi? Evet! Tekrar soruyor ve halk tekrar Evet! Diye yanıt veriyor. Göz göre göre adamın erkek devesini Şamlıya veriyorlar. Sonra Muaviye adamın haline üzülüyor ve Kûfeliyi yanına çağırıyor diyor ki; “Bu devenin erkek ve senin deven olduğunu ikimiz de biliyoruz. Bunu şu yüzden yaptım git Ali’ye de ki; Muaviye’nin göz göre göre bir erkek deveyi, dişi deve dediğinde inandıracağı 10 bin tane adamı var, ayağını ona göre denk alsın.''

Bizim ülkemize ne kadar çok benziyor.

Bu yüzden başkasına benzeyerek oy devşirmeye çalışmak, bunlar getirisi olmayan riyakarca hamleler. Belediyeler katalog hazırlıyor hizmetlerini halka anlatabilmek için. Başkan kataloğa koydurmuş, işte efendim bilmem kaç tane caminin temizliğini yaptık. Lüzumsuz işler bunlar bir tane de oy gelmiyordur bu işten eminim. Avrupa’da inanan insanlar kendi ibadethanelerini para alamadan topluma ve Allah’a hizmet için temizliyorlar. Bizde din ticarete dönüştürüldüğü için böyle şeylerin önemi yok tabi.

CHP genel başkanı güzel bir söz söyledi, “biz artık kendi güvenliğimizi kendimiz sağlayacağız. Biz yargıya ya da kolluk güçlerine güvenmiyoruz. Çünkü artık mafyalaşmış bu iktidar. Öz güvenliğimizi tesis etmek zorundayız.'' En azından şeriat devletine gidişteki son noktada bir şeyler yapabilmiş oluruz.

Gezi’nin güzel çocuklarına nasıl bir mesaj iletmek istersiniz?

Gezinin güzel çocuklarına hep şunu söylüyorum; Gezi ruhu denen şeye hiç kimse, bizim kuşak da dahil sahip çıkmamalı. O ruha uygun hareket etmeden, özellikle de bizim kuşak Gezi Ruhu üzerinden prim yapmamalı. Çünkü bu çocukların bir doğrusu vardı. Biz hep yanlış yoldan hareket ettik. Biz diyerek yola çıktık. Biz olarak yola çıktığınızda ister istemez bir gruba ait oluyorsunuz ve ''biz’e göre hareket ediyorsunuz. Oysa bu çocukların hepsi bizim bencil dediğimiz ve hiçbir şey bilmez dediğimiz çocuklardı ve ben olarak çıktılar yola. Önce kendilerini sevdiler. Sonra dediler ki bana dokunamazsın. Bir gün bilgisayarlarının başından kalkıp sokağa çıktılar. Baktılar ki az değiliz ''ben’ diyenler. Onlar sonradan ''biz’ oldular ve rasyonel olanı da buydu. Kürt hareketi de Gezi’de kötü bir sınav verdi. Sırrı Süreyya Önder başlarda önemli bir mücadele verse de daha sonra gereken desteği vermediler. Öcalan’ın yayınlanan tutanaklarından okuduğumuzda gördük ki, Hükümet’i kurtarmışlar. Kürtler Gezi de olmalıydı ama girmediler. Kürtlerin en büyük stratejik hatasıdır Gezi.

">