Korkusuz yazarı Ahmet Takan: Akşener, o belgeye nasıl imza attı

Korkusuz yazarı Ahmet Takan: Akşener, o belgeye nasıl imza attı

''Paragraflar haline alıntılar yapıp okuma dikkatinizi dağıtmak istemem. HDP’nin gizlice deklarasyona nasıl sokulduğunu anlayabilmek için “Yerel Yönetimler” başlığı altında yazılanlara bakmanız yeterli''

En baştan söyleyeyim:

Amacım bozgunculuk yapmak değil!.. Testi kırıldıktan sonra konuşmak anlamsız, faydasız. Zaten başıma ne geldiyse hep bu yüzden gelmiştir…

Ahlatlıbel zirvesinden sonra, Bilkent deklarasyonunu da gördük!.. 44 sayfa… Satır satır okudum… Bir daha bir daha okudum… İçim yandı!.. Ahlatlıbel zirvesinden sonra, kafamdaki soru işaretlerinin küçük bir bölümünü farklı yazılarda münasip bir dille ifade etmiştim. Tedirginliklerimin kat sayısı arttı!..

O,44 sayfanın içinde Türk ve ATATÜRK yok? NEDEN YOK?.. Sorsanız hepsi ATATÜRK’çü!..

İnanmayan karşılaştırıp baksın… Bilkent deklarasyonu, 1994 yılında sözde fırtınalar estirilen Cem Boyner’in Yeni Demokrasi Hareketi programını andırıyor. YDH girdiği ilk seçimde 1995’te gümlemiş sonra tarih olmuştu!..

Deklarasyonun tümüne adı konulmadan HDP’nin ve siyasal İslamcıların istekleri girmiş. 1921 anayasasına atıf yapılıyor, 1961 ve 1982 anayasası yerden yere vuruluyor… Ancak, Cumhuriyet rejiminin kurucu ilkelerinin yer aldığı, ve daha sonra yapılan değişikliklerle Cumhuriyetin tüm altın değerlerinin yerli yerine oturtulduğu 1924 anayasası pas geçiliyor. Ne diyordu, 1924 anayasasının 1’nci maddesi; “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir”…

Paragraflar haline alıntılar yapıp okuma dikkatinizi dağıtmak istemem. HDP’nin gizlice deklarasyona nasıl sokulduğunu anlayabilmek için “Yerel Yönetimler” başlığı altında yazılanlara bakmanız yeterli;

“Yerel yönetimlerin yetki ve sorumlulukları arttırılacaktır” deniyor. Bugün ne eksik veya neyi getireceksiniz?.. “Yeni bir merkez-yerel dengesi kurulacaktır”tan bahsetmişsiniz… Ölçünüz ne, bu satırları neden muğlak bıraktınız?.. “Yeni”den kastınız ne?.. Kafanızdaki projeyi –sakıncası yoksa- neden oraya yazmadınız?.. Toplumun en hassas olduğu maddelerde kriterlerin açık seçik yazılması gerekmez miydi?..

★★★

Deklarasyonda “uzlaşılan” maddelerin hayata geçirilmesi için birçok anayasa değişikliği yapılması lazım. (Eğer aynı uzlaşı seçimlerden sonra da tam olarak devam ederse) Mesela, Cumhurbaşkanı nasıl seçilecek belli değil. Meclis mi seçecek? Kaç oyla seçilecek? 1980 öncesi gibi sürekli turlanacak mı, yoksa üçte iki çoğunluk aranacak mı? Bulunamazsa hemen salt çoğunluk mu olacak?. Üçte iki aranacak üçüncü turda bulunamazsa parlamento fesh mi edilecek? ..

Sadece Tayyip Erdoğan rejimine tepki var… Peki o zaman, “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” diyorsanız, 1980 öncesi ve 2017 öncesi parlamenter sistemde yaşanan tıkanıkları giderecek tedbirler de öne çıkarılmalıydı. Onlar yok. Neden 1960 anayasasındaki gibi iki kademeli bir Meclis düşünülmemiş?.. Senato ayrıca denetleyici olurdu.

Dikkatimi çeken diğer konu; Deklarasyonda Türk ordusuyla ilgili hiç bir şey yok. Şimdiki gibi hiyerarşik düzeni bozulmuş, emir komutası dağıtılmış bir yapı ile mi yola devam edeceğiz?.. Tarikatlar/cemaatler TSK içinde cirit atmaya devam mı edecek?..

Kendime ait yorumları uzatmayayım… Maalesef, Ali Babacan ile Ahmet Davutoğlu’nun o masaya neden oturtulduğu da anlaşıldı!..

★★★

Benimkisi erken bir hayal kırıklığı mı acaba?.. Siyasetin deneyimli ismi, AKP eski İstanbul milletvekili Emin Şirin’e Bilkent deklarasyonunu nasıl bulduğunu sordum. Şirin, “olumlu baktığını” söyledi. Şirin, şöyle konuştu;

“Ben prensip itibarıyla parlamenter sistemde kuvvetler ayrılığının yani yasama, yürütme ve yargının tam olarak birbirinden ayrılabileceğini ve kuvvetler  dengesinin kurulamayacağını düşünen kişiyim. Parlamenter rejimin özünde yasama ve yürütme birlikteliği var. Bu teorik tartışmayı şimdi bir tarafa bırakalım. Altı partinin imzaladıkları 44 sayfalık Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem belgesini dikkatle okudum. Belgenin en önemli vasfı, belgenin ruhu tamamen kamplaşmış, herkesin birbirini ötekileştirmeye çalıştığı bir ortamda, bu partilerin bir araya gelmeleri, olgun bir diyalog ortamı içinde konuşup makul prensiplerde anlaşmaları çok güzel bir şey. Özellikle belgenin başında imza koydukları 2 sayfalık giriş bölümünü siyasetle ilgilenen herkesin okumasında fayda var. Sağduyu, karşılıklı saygı, hukuk devleti ve demokrasiye inanarak taahhüt etmenin altına imza koymuşlar. Bu gelişme, Türkiye’nin gergin siyasi ortamında iyi bir gelişmedir.”

★★★

Emin Şirin, belgenin detaylarını tartışmanın “şimdilik erken” olduğu düşüncesinde. Şirin, değerlendirmesine şöyle devam etti:

“Önümüzdeki haftalarda 2 konu takibe değer. Bunlardan birincisi; Cumhur İttifakı’nın düşeceği sıkıntı. Parti devleti ve tek adam rejimini savunan Cumhur İttifakı bu altı partinin istibdat rejimine karşı ortaya koyduğu bu anlayışa cevap vermekte zorlanacaklar. Pek tabi demagojik sözler söyleyebilirler ama bugün Türkiye’nin önünde artık bir alternatif var. İkinci beklediğim gelişme; HDP’nin altı partinin açıkladığı bu belgeye karşı takınacağı tavır. Masada olmasa bile HDP bu belgeyi değerlendirebilir ve dışında da olsa destekleyip, desteklediğini açıklayabilir. Zira, belgeyi dikkatle tahkik ettiğinizde, eğer etnik ayrımcılık yapan ve terörle aranıza mesafe koymayan bir durumda değilseniz, belgenin içindeki unsurlar Kürt seçmenin tamamını tatmin edecek vaziyette. Hoş, HDP bu belgeyi değerlendirmek yerine AKP ile pazarlık etmeyi tercih etti.

Şimdi, bu altı partiden bir beklentim var. Bu 44 sayfadaki beyanlarını hayata geçirmek istiyorlarsa, bunun ilk ve tek şartı TBMM’de 360’ın üzerinde sandalyeye sahip olabilmek. Bunun da yolu kazasız belasız, hilesiz hurdasız bir seçimin yapılmasından geçiyor. Onun için bu altı partiden beklentimiz, süratle bir ‘seçim güvenliği, işbirliği protokolü’ imzalamaları ve bu çerçevede ciddi bir çalışma ortaya koymalarıdır.”

★★★

İçimde kalmasın. Söylemeden edemeyeceğim!.. Teşbihte hata olmaz. Aklıma, tarih sayfalarından aktarılan Abdülhamid’in devriliş süreci için yaşananlar, yapılanmalar ve sonrası geldi… Tarihe meraklı olanlar ne demek istediğimi anladı!..

★★★

Ulu Tanrı, tüm şehitlerimizle birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK ve onun kahraman silah arkadaşlarına rahmet etsin. Nur içinde yatsınlar. Mekanları cennet olsun.

Önceki ve Sonraki Haberler
Gündem