Mehmet Ocaktan: Hukuk sadece Kavala’ya değil hepimize lazım

Mehmet Ocaktan: Hukuk sadece Kavala’ya değil hepimize lazım

Karar yazarı Mehmet Ocaktan, Furkan Vakfı olayını hatırlattığı bugünkü yazısında, Milliyetçi Hareket Partisi lideri Devlet Bahçeli’nin konuya ilişkin sözlerini eleştirdi.

Gezi Davası'nın önceki günkü duruşmasında 1604 gündür tutuklu bulunan iş insanı Osman Kavala'nın, tutukluluğunun devamına karar verildi. Bilindiği gibi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2019 yılında Kavala için "derhal tahliye" kararı vermiş, bu kararın uygulanmaması üzerine de Avrupa Konseyi Türkiye için resmen “ihlal prosedürü” başlatmıştı. İhlal takvimi şu anda da işlemeye devam ediyor.

Türkiye’nin cevabı ise belli: “Bizim mahkemelerimizi tanımayanları biz de tanımayız.” Oysa Türkiye 2004 yılında bizzat AK Parti tarafından anayasanın 90. Maddesinde değişiklik yapılarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) bir üst hukuk kurumu olarak tanınmıştı. Yani AİHM aynı zamanda iç hukukumuzun bir parçası…

Nitekim Hürriyet'ten Hande Fırat'a konuşan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı da meselenin ciddiyetine işaret ederek önemli bir değerlendirmede bulundu: “Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yargılamasını kabul etmiştir. Bunun gereklerini karşılayacak bir formülasyon bulunmalıdır."

Hukuka inanan herkesin anlaması açısından bir gerçeğin altını çizmekte yarar var; bu dava sadece Kavala’yı ilgilendiren bir mesele değildir. Çünkü anayasal demokrasilerde esas olan yargının hukuk normlarını dikkate alan kararlar verebilmesidir. Eğer anayasa ve yasalara rağmen iktidar erkinin yönlendirmeleri yargı üzerinde tesir icra etmeye başlarsa, bu ülkede yaşayan bireyler olarak hepimiz kaybederiz. Yüzyıllar içinde yaşanan tecrübeler göstermiştir ki ne zaman adaletin terazisi şaşmışsa, sonuçta kaybeden sadece bireyler değil, bütün bir toplum olmuştur. Bu yüzden de insanlığın en kadim arayışı adalet olmuştur, çünkü adalet devletin ruhu ve canıdır.

Biliyoruz ki ilk çağlardan bu yana ‘adalet’ düşüncesi insanlığın en temel dinamiklerinden birisi olmuştur. Mesela Davut peygambere verilen kitap olan Zebur’da “Adalet, doğru üzerine kurulacak” ifadesi yer alır. Aynı şekilde Kur’an’da da “Allah size emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder…” (Nisa/58) denilerek daha net bir istikamet belirlenmiştir.

Klasik çağ düşünürlerinden Aristoteles ‘adalet’ kavramını ‘doğruluk ve eşitliğe uygun olan adalet’ olarak açıklarken, tabii hukuku savunan ilk çağ hukukçularından Aziz Augustinus “Adil olmayan kanun, kanun değildir” şeklinde tarif eder.

Yeni çağ tabii hukukçularına göre ise hukuk Tanrı’ya değil, akla dayandırılmaktadır. Tabii hukuk doktrininin öncülerinden olan Hugo Grotius’un bu konudaki yaklaşımı şöyledir: “Hukuk insan aklının ürünü olduğuna göre insan aklına uygun olan kural adildir, uygun olmayan ise adil değildir.” (!)

İslam düşünürleri de doğal, sonsuz olan ilahi adalet ile uyumlu ve kıyaslanabilir rasyonel bir yaklaşımla adalet kavramını tanımlamışlardır. Bu düşünürlere göre rasyonel adalet ya Kur’an’ı Kerim’de açıklanan adalete uyar ya da vahiyde rasyonel adaleti açıklar ki bu bağlamda ilahi hukukta rasyonellik yadsınamaz bir gerçeklik olarak karşımıza çıkar. (2)

Gerek Ortaçağ’da, gerekse modern dönemde hukukla ilgili farklı yaklaşımlar, yorumlar olmuştur ama insanlığın adalet arayışı hiç bitmemiştir. Çünkü adalet toplumların ve devletlerin ruhudur, eğer adalet kaybolursa ya da zaafa uğrarsa kaos olur.

Unutmayalım, bugün Türkiye’de hukuk devleti zaafa uğradığı için insanlar yargıya olan güvenlerini kaybetmiş bulunuyorlar.

En son Adana’da Furkan Vakfı mensubu kadınların polis tarafından coplanması, yaşanan hukuksuzluğun ibret verici bir örneğidir. Türkiye’deki farklı kesimlerin davranışlarını onaylamayabiliriz, görüşlerine asla katılmayabiliriz ama bu insanların anayasal protesto haklarını kullanırken polisin orantısız güç kullanmasının bir mazereti olamaz. Eğer bir iktidar kendi insanlarının anayasal güvencesini temin edemiyorsa, daha da vahimi ihlal ediyorsa, o ülkede adaletten, insan haklarından ve özgürlüklerden söz edilemez.

Maalesef geçmişte, özellikle de 28 Şubat sürecinde yaşanan mağduriyetlerden gelen AK Parti’nin iktidarında “28 Şubat’ı andıran görüntüler"in yaşanması, iktidarın hanesine yazılmış hazin görüntülerdir. Hele de MHP lideri Bahçeli’nin "Şerefli Türk polisi görevinin gereğini yapmış, yaptırım gücünü göstermiştir" şeklindeki kadınların dövülmesini alkışlayan sözleri karşında AK Parti’nin sessizliğe gömülmesi daha da iç acıtıcıdır…

1- Kemal Gözmer, Tabii Hukuk ve Hukuki Pozitivizme Göre Adalet Kavramı, Muhafazakar Düşünce Dergisi, sayı:15

2- Ramazan Arıtürk, Yargının Yeniden Yapılandırılması, s.28

Önceki ve Sonraki Haberler
Gündem