Mehmet Ocaktan: Sakın Kılıçdaroğlu’nu yaklaştırmayın!

Mehmet Ocaktan: Sakın Kılıçdaroğlu’nu yaklaştırmayın!

''Malum Kılıçdaroğlu geçtiğimiz hafta sonu Türk Ocakları’nın kuruluşunun 110. yılında İslam Dünyas’nını Meseleleri ve Çözüm Yolları Sempozyumu’na davet edilmiş ve orda bir konuşma yapmıştı''

Ekonomiden dış politikaya eğitimden tarıma kadar pek çok alanda Türkiye’nin ayağına pranga takan bu alaturka sistemin ruhundan mıdır nedir bilinmez ama ülkedeki siyaset de toplumsal ilişkiler de bir tuhaf oldu…

Bildiğimiz anlamıyla normal demokrasilerde siyasi faaliyetler iktidar ve muhalefet arasında cereyan eder. Bütün demokrasilerde olduğu gibi muhalefet partileri, ülkeyi yönetenlerin zaaflarından yararlanarak iktidarı sandıkta alaşağı etmek için her türlü meşru yöntemi denerler.

Doğal olarak muhalefet partileri bazen sokağa çıkıp iktidarı topluma şikayet ederler, bazen devletin kurumlarını ziyaret edip milletin şikayetlerini doğrudan iletirler, bazen de farklı sivil toplum kuruluşlarını ziyaret ederler ya da onların davetlerine icabet ederler. Kısacası siyasetçiler, sivil siyasetin alanı içindeki bütün imkanları sonuna dek kullanırlar.

Ancak bizde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte siyaset de bu tek kişilik sistemin tepesinde yer alan kişinin direktifleriyle kontrol edilen bir mekanizmaya dönüştürülmüş bulunuyor.

Bu alaturka sistemde muhalefet partisi liderlerinin iktidarı değiştirmek amacıyla yaptığı bütün siyasi çalışmalar neredeyse rejimi yıkmayı amaçlayan ‘illegal’ faaliyetler olarak görülmektedir.

Türkiye hala demokratik bir ülke olarak tanımlanmasına rağmen, mesela ana muhalefet partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun TUİK’in, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ya da adı karışık işlerle anılan SADAT gibi kurumların kapılarına gitmesi bizzat iktidar tarafından “fitne” ya da “bozgunculuk” olarak tanımlanmaktadır. Çünkü bu sisteme göre seçilmiş milletvekillerinin de, devletin özerk kurumlarının da, muhalefet partilerinin de, hatta sivil toplum kuruluşlarının da bağımsız hareket etmeleri “baş yücelik makamı”na karşı bir isyan hareketidir aynı zamanda…

İşte tam da bu yüzden “baş yücelik makamı”nın izni olmadan CHP lideri Kılıçdaroğlu TUİK’e yaklaştırılmamalıdır, SADAT’ın önünden bile geçmemelidir.

Malum Kılıçdaroğlu geçtiğimiz hafta sonu Türk Ocakları’nın kuruluşunun 110. yılında İslam Dünyas’nını Meseleleri ve Çözüm Yolları Sempozyumu’na davet edilmiş ve orda bir konuşma yapmıştı.

Bilindiği gibi CHP lideri epey bir süredir özellikle dindar-muhafazakar kesimlere yönelik “helalleşme” adımları atıyor, farklı kanaat önderleriyle toplantılar yapıyor, onların görüşlerini alıyor. Şimdilerde adımlarını daha da zenginleştiren Kılıçdaroğlu bu kez de Türk milliyetçiliğinin önemli kurumlarından birisi olan Tür Ocakları’na gitti. Burada yaptığı konuşma, Cumhur İttifakı’nı oldukça tedirgin etmiş olmalı ki MHP lideri Bahçeli grup toplantısındaki konuşmasında “Şimdi herkes elini vicdanına koyup konuşsun Kılıçdaroğlu’nun Türk Ocakları’nın kuruluşunun 110. yılında orada ne işi vardır?” diyerek CHP liderinin milliyetçilere asla yaklaştırılmaması gerektiği mesajını verdi. Nitekim bu tahammülsüzlük sonuç verdi ve Türk Ocakları İstanbul yönetimi görevden alındı.

Demokratik bir sistemde siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşlarının, bireylerin nereye gideceğini, ne konuşacağını tayin eden, onlara rol biçen bir mekanizma olabilir mi?

Adını net olarak koyalım, sivil siyaset alanının denetlenmesini isteyen böyle bir anlayışın açık anlamı “veyasetçilik”tir, otoriter rejim özlemidir. Maalesef Türkiye, Cumhur İttifakı’nın icat ettiği bu alaturka sistemle tarifi imkansız bir yoksulluğa mahkum edilmiş bulunuyor. Daha da can yakıcı olanı, Türkiye toplumdaki kardeşlik zeminini tahrip eden derin bir kutuplaşma ateşinin içine atılıyor. Eğer siyasiler ve toplum olarak bu ateşe odun atmaya devam edersek, birlikte yaşayacağımız bir geleceğimiz olmayacaktır.

Doğrusu herkesin, Kılıçdaroğlu’nun Türk Ocakları’nda yaptığı konuşmadaki şu ifadelerini dikkatle okumasında sayısız faydalar olduğu kanaatindeyim: “Değerli bilim insanları, benden çok daha iyi biliyorsunuz ki İslam hangi gerekçe ile olursa olsun adaletsizliğe, eşitsizliğe izin vermez. İslam hangi gerekçe ile olursa olsun kayırmacılığa, denetimsizliğe, otoriterliğe izin vermez. Bu bağlamda İslam, hangi sistemle yönetildiğimizle değil nasıl yönetildiğimizle ilgilidir. Doğrudan nasıl yönetilmemiz gerektiğinin yanıtını da kendisi verir. İslam açısından kriter adaletle yönetilip yönetilmediğimizdir. İslam tüm insanlığa adalet penceresinden bakar ve adalet penceresinden bakmamız gerektiğini bir şart olarak önümüze koyar.”

Önceki ve Sonraki Haberler
Politika