Murat Ağırel yazdı: Erzincan'da neler oluyor

Murat Ağırel yazdı: Erzincan'da neler oluyor

''Bu yazı için de gidiş geliş toplamda 2 bin 140 kilometre yol kat ettim. Araştırdım, fotoğraf, video çektim, taraflarla konuştum''

Beni tanıyanlar bilir.

Asla oturduğum yerden yazı yazacak, ahkam kesecek biri değilim. Ya gider yerinde inceler, muhataplarına sorarım ya da yazacağım konunun raporlarına ulaşana kadar çalmadığım kapı kalmaz.

Bu yazı için de gidiş geliş toplamda 2 bin 140 kilometre yol kat ettim. Araştırdım, fotoğraf, video çektim, taraflarla konuştum.

Anlatayım…

Erzincan İliç'ten bahsediyorum.

Amacım İliç'teki altın madenini yerinde görmek ve iddiaların cevaplarını aramaktı. Yolları dahi olmayan Alevi yurttaşların yaşadığı köyleri başka bir yazımda anlatacağım.

Erzincan etrafı dağlarla çevrili Fırat'ın beslediği topraklara hâkim zengin yer altı zenginlikleri ile şahane bir yer. Şehir merkezine gelip vatandaşa bir dokununca adeta bin ah işitiyorsunuz.

Şehrin merkezinde hastane yapılmış hemen ön tarafında bulunan tarihî Ziraat Bankası binası var. Bankanın çok geniş bahçesi var. Tabii bahçe geniş kelimeleri sonucunda ne gelecek biliyorsunuz.

Ziraat Bankası arazisi önce Hazine Bakanlığı'na devrediyor. Sonra Hazine araziyi 49 yıllığına Üniversiteye tahsis ediyor. Sonra arazideki ağaçlar kesilip bina yapımı başlıyor. Hatta tarihî Ziraat Bankası'nın binası da yıkılmak isteniyor.

Sonra yola devam ettim…

Güzergâhta Acemoğlu geçidine geldiğimde boğazım düğümlendi. 14 vatan evladının boğularak öldüğü yer burası.

İliç ilçesine geldim ve kamuoyuna altın madeni konusunu taşıyan Sedat Cezayirlioğlu ile buluştum. Zaman kaybetmeden altın madeninin olduğu özellikle "Evaporatörler (Buharlaştırıcı)" ile gökyüzüne siyanür verildiği iddia edilen atık havuzunun oraya gittim.

Sedat Cezayirlioğlu'nun atık havuzuna dair siyanürlerin bulunduğu yerde iddialarını dinledim. Kendi deyimi ile "savaş"ını sordum.

Konu ile ilgili davalar açılmış ve hepsini kazanmış. Ölüm tehditleri aldığını beyan etti. Firmanın Rockefeller ve Çalık Grubuna ait olduğunu belirtti. Burada bir soygun olduğunu iddia etti ve asıl sorunun altın olmadığını rodyum, paladyum gibi nadir bulunan soymetaller olduğunu belirtti.

Atık havuzunda siyanür olduğunu çevre köylerde kanser vakalarının arttığını belirtti. Atık havuzunun dünyada bir örneğinin olmadığını, yer altında depolanması gerektiğini ancak madenin bunu dinlemediğini iddia etti.

Maden için bir gecede kanunun çıktığını, Vali'nin dahi işlem yapamadığını, siyanür, sülfürik asit atığının iznini belediyenin ikinci sınıf evsel atığı adı altında aldıklarını dile getirdi.

Atık depolama havuzunun derinliğinin 550 metre olduğunu sonradan 1280 metre derinliğe ulaşacağını söyledi. 66 milyon ton kapasitesi olduğunu 197 futbol sahası büyüklüğünde olduğunu, bu atık havuzunun ikincisinin ise Fırat Nehri'nin kıyısına yapılacağını belirtti. Atık barajı 25 yılda dolacakken daha şimdiden dolmuş durumda.

Sedat Cezayirlioğlu bu konuyla ilgili şunları iddia etti:

"Atık barajının debisini düşürmek için evaporatörler ile siyanürlü suyu gökyüzüne verdiler. Bu cihazların büyüklüğü 2 bina büyüklüğünde. Barajdan siyanürlü, sülfürik asitli suyu çekip atmosfere verdiler. Burası deprem bölgesi. Maden aktif fay hattı üzerinde kurulu. Bu atık havuzunun zarar görmesi durumunda Keban, Basra Körfezi dahi zehirlenecek. Devletin bu madenden sadece yüzde 1,5 pay aldığını bunu da Enerji Bakanı'nın soru önergesine verilen cevaptan öğrendik."

Bu iddiaları sormak için maden şirketine gittim.

Maden müdürü, şirketteki çevre mühendisleri, barajı inşa eden yetkililer olmak üzere bir heyet karşıladı. Ayrıntılı bir sunum yaptılar ve sonrasında maden sahasını gezdim.

İddiaları sordum.

En başta maden bölgesinde herhangi bir endemik bitki, flora ve nesli tükenecek bir canlının bulunmadığını aktardılar. Orman alanı veya verimli arazi olmadığını sarp dağ olduğunu belirttiler. En azından benim gözümle gördüğüm de bu şekildeydi. Bölge sarp arazi ve taşlık, orman alanı yok.

Şirkettekilere atık depolama havuzunu sordum. Havuzda sülfürik asit veya siyanür olmadığını nötralize edilmiş su olduğunu belirttiler. Evaporatörlerin (Buharlaştırıcı) neden kullanıldığını sorduğumda ise bu sene son yılların en fazla yağışının yağdığını aylar sonra dolması gereken havuzun yağışlar nedeni ile dolduğunu suyun zaten normal şartta buharlaştığını ancak buharlaşma hızının çok yavaş olduğunu bu nedenle evarporatörler yardımı ile atık havuzundaki nötralize edilmiş suyu buharlaştırmaya çalıştıklarını, bu şekilde Ekim ayına kadar zaman kazanmaya çalıştıklarını verilen yanlış bilgiler nedeni ile her gün bir denetleme heyetinin geldiğini ve bundan bıktıklarını evaporatörleri daha sonra söktüklerini belirttiler.

Maden sahasında atmosfere verilen beyaz dumanın zehirli olduğu iddialarını reddederek o beyaz dumanın su buharı olduğunu savundular.

Fırat'ın kenarına yapılması planlanan ikinci atık su barajını sordum. Böyle bir durumun olmadığını var olan depolama havuzunun genişletileceğini, tek havuzun olacağını belirttiler. Atık havuzunun derinliğinin iddia edildiği gibi 550 metre değil 80 metre olduğunu denizden yüksekliğinin 1280 metre olduğunu, genişliğinin de 67 futbol sahası olduğunu anlattılar.

Maden şirketi çalışanları tüm sivil toplum kuruluşlarına kapılarının açık olduğunu numuneler alınarak iddiaların asılsız olduğunu bağımsız özel laboratuvarlarda yapılacak testler ile görüleceğini belirttiler. Çevreye zarar vermediklerini aksine ilçenin ekonomisine canlılık verdiklerini, kendilerinin aileleri ile maden sahasına yakın lojmanlarda kaldıklarını beyan ettiler. Dolayısıyla kanser vakalarının arttığına dair iddialara da böyle karşı çıktılar.

Çevrede bulunan köylerin içme sularından devamlı numuneler aldıklarını ve sonuçlarını da paylaştıklarını beyan ettiler. Madende günlük 30 bin metre küp su döndüğünü bunun 6-7 bin metre küpünün maden sahasında açtıkları kuyulardan karşılandığını belirttiler.

Devlete ödenen tutarın yüzde 1,8 değil yüzde 18 olduğunu, maden alanında sadece altın değil bakır ve gümüş de çıkardıklarını anlattılar. Günde 1,6 ton bakır üretildiğini söylediler.

İlçe halkı ile konuştuğumda ise geneli madende çalışıyor veya madene iş yapıyor. Dolayısı ile madenin varlığından memnunlar. Köylüler ise tedirginler. Ekinlerinin, hayvanlarının zarar göreceğinden ciddi şekilde endişeliler. Sularının zehirlendiğini, hastalıkların arttığını, havanın bozulduğunu belirtiyorlar.

İddiaları dinledim, yetkililere sorular sordum, çevre köyleri gezdim endişelerini aktardım…

Benim gördüğüm, dağ yok olmuş. Devasa bir çukur oluşmuş ve maden genişleyerek devam ediyor. İddiaların peşindeyim. Devletin denetim raporlarını, madenin raporlarını alacağım.

Devamında ortaya çıkan sonuçları aktaracağım…

Önceki ve Sonraki Haberler
Gündem