Fehmi Koru yazdı: İktidar da muhalefet de seçimi kazanacaklarından emin.. Bir taraf yanılıyor ama yanılan hang

Belli ki, önümüzdeki iki ay içerisinde ortamın daha da belirgin hale gelmesi beklenecek.

Günü henüz kesinleştirilmiş olmasa bile seçim ufukta göründü ve iktidar ile muhalefet cepheleri sandıktan kendilerini sevindirecek bir sonuç çıkacağından son derece emin görünüyorlar.

Böylesi bir ortama galiba ilk kez tanık oluyorum.

Seçim yasal tarihi olan 25 Haziran 2023 tarihinde yapılmayacak, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan yetkisini kullanarak seçimi 14 Mayıs 2023 tarihine almak niyetinde; bunu kendisinin açıklamalarından biliyoruz.

İyi de neden şimdiden kararını kesinleştirmek yerine Mart ayını bekliyor?

Belli ki, önümüzdeki iki ay içerisinde ortamın daha da belirgin hale gelmesi beklenecek.

Ortam iktidar açısından uygun olmazsa ne olacak, seçimin zamanında yapılması mı tercih edilecek yoksa başka bir plan mı var?

Nereden bilebilirim. Bildiğim, seçim tarihini erkene alma niyetinin olduğu, ancak bunu kesinleştirme konusunda acele edilmediği…

İktidarın paydaşları olan AK Parti ile MHP’nin seçim sonucundan umutlu olmaları bu bakımdan önemli.

Umut şu sırada yüksek görünüyor.

Biraz önce, iktidara kayıtsız şartsız destek veren ve iktidarın iki unsuru tarafından da itibar gören gazetelere göz attığımda, hem haberlere hem de köşe yazılarına seçimle ilgili kazanma umudunun hakim olduğunu fark ettim.

Meclis’te iktidar cephesinin milletvekilerinin çoğunluğu elde edeceği, cumhurbaşkanlığı seçimini de adaylığına kesin gözüyle baktıkları Tayyip Erdoğan’ın kazanacağı konusunda hiç tereddüdü yok Cumhur İttifakı’nın…

İtibarlı gazetelerde yer alan bazı bilinenler yanında adı-sanı daha önce duyulmamış şirketlerin eseri kamuoyu yoklamaları da o kanaati teyit ediyor.

Peki ya muhalefet?

Muhalefet cephesi de benzer bir umuda sahip gibi. İki hafta sonra, 13 Şubat 2023 tarihinde, yeniden bir araya geldiklerinde, altı partinin liderleri, cumhurbaşkanı adaylarını açıklayacaklar. Önceki buluşmalarından sonra yayımladıkları metinlerde ve vatandaşla buluşmalarında tekrarlayageldikleri iddialarının -yani 13. Cumhurbaşkanının kendi adayları olacağı iddiasının- hayata geçeceğinden onlar da çok emin.

Kanaatlerini dayandırdıkları kamuoyu yoklamaları onların da var.

Gerçek ne? Bugün seçim olsa sandıktan hangi taraf önde çıkar? Hangi ittifakın adayı cumhurbaşkanı seçilmeyi başarır?

Bu soruya keskin bir cevap vermek kolay değil.

Daha önceki seçimlerden hareketle bir tahminde bulunulabilir ve güvenilir araştırma şirketlerinin anket sonuçlarına bakılarak tahminin sağlaması da yapılabilir belki; ancak kesin bir kanaate varmanın şartları bugün için yok.

Henüz seçimin 14 Mayıs tarihinde yapılacağı bile kesin değil.

Cumhur İttifakı’nın adayını Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) onaylayacağı da belirsiz.

[YSK’nın beş üyesi daha yeni değişti; anayasada başka hiçbir yöne çekilemeyecek kesinlikte bir ifadeyle, seçimin tarihi TBMM tarafından erkene alınmazsa üçüncü kez aday olamayacağı belirlenmiş, iki kez seçilmiş cumhurbaşkanının ismini YSK üyelerinin yeniden aday olarak onaylayacaklarına inanmak zor.]

Seçime gidilen günümüz ortamında henüz belirsizlikler ortadan kalkmamışken, iktidar ile muhalefetin “Biz kazanacağız” havasına girmelerinin bir sebebi de, büyük ihtimalle, YSK’nın aday belirleme sürecinde alacağı kararı etkileme niyeti olabilir.

Muhalefetin seçimi kazanması ve iktidarın daha önce pek çok defa yaşandığı türden büyük bir yenilgiyle karşılaşması durumu her şeyi değiştireceği gibi, öyle bir durumun belirgin hale gelmesi seçim öncesi havayı da etkiler.

Bir önceki seçimde -18 Nisan 1999 genel seçiminde- sandıktan %10 barajını aşarak Meclis’te temsil edilmeyi başarmış ve üçü ülkeyi bir sonraki seçime kadar koalisyon hükümeti olarak yönetmiş beş partinin, bir sonraki seçimde -3 Kasım 2002 seçiminde- düştükleri duruma bu gözle bakabiliriz.

İlkinin -18 Nisan 1999 seçiminin- sonuçları yüzde olarak şöyleydi:

DSP 14.64

MHP 17.98

Fazilet 15.41

Anavatan 13.22

DYP 12.01

Peki bir sonraki -3 Kasım 2002- seçiminde ortaya çıkan tabloda aynı partilerin durumu ne oldu?

DSP 1.22

MHP 8.36

Saadet 2.49

Anavatan 5.13

DYP 9.54

O seçimde yalnızca yeni kurulmuş AK Parti (%34.28) ile CHP (%19.39) %10 barajını aşıp Meclis’te temsil edilme hakkı kazandılar ve AK Parti tek başına iktidar oldu.

Seçmenin parti bağımlılığı ne kadar zayıf, bu tablolardan görülebiliyor.

Yalnız bize ve bizim seçmene özel bir durum değil bu; seçmenler her demokratik ülkede sandığa farklı sonuçlar yansıtabiliyor ve kendilerine güvenen partileri hayal kırıklığına uğratabiliyorlar.

Bu bir gerçek.

Ancak bir başka gerçek daha var: Katıldığı ilk seçimde -3 Kasım 2002’de- oyların yalnızca %34.28’ini alarak iktidar olabilmiş AK Parti, sonraki seçimlerde oylarını %50’ye dayanır hale getirebilmiş, yapılan en son genel seçimde -24 Haziran 2018’de- %42.56 oy ile iktidarını sürdürmeyi başarabilmişti. Son seçimde ikinci kez aday olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da % 52.59 oy alarak ilk turda seçilmişti.

Yapılacak ilk seçimde sandığa ne yansıtacağını şimdilik yalnızca ‘seçmen’ diye andığımız anonim şahıslar biliyor.

İki tarafın da seçmenlerin ülke yönetme görevini kendilerine vereceğinden emin olmasının hiçbir mahzuru yok.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Medya Haberleri

Yeni Şafak yazarı Aydın Ünal: İsmailağa’ya değil, Türkiye’ye operasyon
Marmaris’te tatil yapan baronu bize Brezilya haber vermiş
AK Parti medyasında yaşanan kavga
Erdoğan ile Özel görüşmesi bana yıllar öncenin ‘bahar havası’nı hatırlattı
Gelelim madalyonun öteki yüzüne