Yeraltından sesler

Olmama'nın yolunu bilemiyoruz; çünkü 'muhalif taraftar grubu Çarşı' desibel rekoru kırarken, madencilerin sesini Soma'dan Soma'ya hatırlıyoruz. İçte biriken kin ve nefretten; tiksinti ve yılgınlıktan ancak ve ancak küçük burjuva...

Olmama'nın yolunu bilemiyoruz; çünkü 'muhalif taraftar grubu Çarşı' desibel rekoru kırarken, madencilerin sesini Soma'dan Soma'ya hatırlıyoruz. İçte biriken kin ve nefretten; tiksinti ve yılgınlıktan ancak ve ancak küçük burjuva radikalizmi doğar. Bu radikalizm ise merhem olmaz yaralarımıza. Panzehir bellidir: İşçi Sınıfı.

Haydar Ali Albayrak

'Dostoyevski'nin ölümsüz eseri diyerek gireceğim söze: Yeraltından Notlar. Kısa bir anlatıdır. İlk bölümünde bir ruh tasvir eder, ikinci bölümünde o ruha, olaylar aracılığıyla çerçeve çizer. Karakter ete ve kemiğe bürünür yahut tam tersi sıyrılır, silinir gider. Dostoyevski sıyıran, sıyrılan ve silinenlerin anlatıcısıdır. Toplumdan alır nefesini, ciğerlerine çekip geri iade eder. Bireyin açmazlarını, saplantı ve amaçlarını muazzam bir biçimde yorumlar.

Uzun uzadıya Dostoyevski’yi övecek değilim, ölmüş adamın ardından konuşulmaz; kaldı ki edebiyat tarihine damga vurmuş bir şahsiyet için övgüler dizmek dizenin alçak gönlüne değil alçak aklına yorulabilir. 'Alçak akıl' dedim. Alçak akıllıyız. Yeraltından Notlar'ın kahramanı da alçak akıllı ve yassı alınlı. Alnını alçak tavanlarda düzleştirmiş, kuyusunu ve uykusunu derinleştirmiş; uyuşmazlığını sorumsuzluğuna dönüştürerek 'elden ne gelir'in elini sıkmıştır ve bu anlaşma bugün hâlâ yürürlükte... Dostoyevski hâlâ çok büyük bir yazar... İnsanı çözdüğünden, psikolojisini olanca çıplaklığıyla sergilediğinden ötürü.

Kendisiyle hesabı olmak

Bu ülkeden bıktım diyenlerin sayısı her geçen gün artıyor; gün geçmiyor ki bu ülkeden böğ geldi denilmesin yeni bir kişi tarafından. Yeni Türkiye'nin 'yeni' insanı bu, yenilik işte tam burada. Bıkanlar mı dersiniz, tiksinenler mi ararsınız, kelimelerin yitirdiği anlamların peşine düşenlerin ardına mı takılırsınız? 

Yalnız bu insanlar, yenilgiyi kabullenip sinmiş ve köşesine çekilmiş insanlar diye düşünüyorum, silkindiklerinde ne olacak?

Hiçbir halt olmayacak! 

Yeraltından Notlar'ın kahramanı gerçek bir yeraltı adamıdır, o sokakta ve caddede ülkeden tiksinenler kadar özgüven sarhoşu dolaşmaz; hatta onlar kadar tedirgin de değildir, hesabı çok başkadır, kendisiyledir. 

Ülkeden soğuyanların hesabı, kahvesi soğuyanların hesabı kendisiyle değil hâlbuki. Burada bir riya aramak sakıncalı görülmemeli. Ülkeden gına getirenler sahte bir telaşın koşar adımında, hiç göğüsleyemeyecekleri bir ip arayışındalar.

Bir ip nasıl göğüslenir?

Yarışmıyoruz, ne kendimizle ne bir başkasıyla, bu 'ip muhabbeti' de ne ola demeyin. İlmek boğazımızda, her koyun kendi bacağından asılıyorsa her memnuniyetsizin kemendi ayrı sıkıyor. Bu kement acısı, vuran ayakkabı sızısına benzemez, canından bezdirir insanı. Ayakları baş yapmamız icap ediyor. Yeraltından sesler'e kulak vermemiz gerekiyor.

Yeraltından sesler: Zonguldak'ta bir madende, işçiler yerin yedi kat dibinde

Bu sesleri duyamıyoruz. Yeraltından Notlar'ı okuyor, dersler çıkarıyor, belki notlar bile çıkarıp kendimizi buluyor ve görüyoruz. Yeraltından Notlar filme uyarlanıyor, tiyatrosu oynanıyor; bu karakter hiç ölmüyor. Bizimle, nefes aldığımız her yerde... Sıkıntı şu ki bu kahraman toplumdan nefes alıyor yazarı gibi. Nefesin taklidi olmaz, öykünme soluklarımız sonucunda soluyor benzimiz, sapsarı kesiliyor 'Ne oluyoruz?' oluyoruz. Malezya mı? İran mı? Afganistan mı?

Olmama'nın yolunu bilemiyoruz; çünkü 'muhalif taraftar grubu Çarşı' desibel rekoru kırarken, madencilerin sesini Soma'dan Soma'ya hatırlıyoruz. İçte biriken kin ve nefretten; tiksinti ve yılgınlıktan ancak ve ancak küçük burjuva radikalizmi doğar. Bu radikalizm ise merhem olmaz yaralarımıza. Panzehir bellidir: İşçi Sınıfı.

Kâğıt üstünde, yeraltından notlar üstünde yenilmemenin yolu buradan geçer. Yeraltından direnenlerin yolunu yol bellediğimizde, yeraltlarını yeraltı bellediğimizde... Yeryüzünde aldığımız nefesler ciğerimize batarken, 'tutunamama'mızı güzellerken, yerin altında o kapkara yüzlerde umudu arayacağız ve baretin ışığı aydınlatacak içimizdeki yeraltını. Panzehir budur, adres hiç olmadığı kadar açıktır. Sonumuz, sandığımız kadar acıklı değildir; yaslayacağımız bir omuz, bölüşeceğimiz bir ekmek var. 

Notlar ve sesler örtüştüğünde notalara kavuşacağız, 'en güzel türkümüz' o vakit söylenecek.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

ABC Kritik Haberleri

100. Yıl törenleri ve Cumhuriyet'i sahiplenme
Merve Dizdar, teşekkür konuşmasında Erdoğan'a övgüler sıraladı, ne olurdu?
Mitingi kalabalık göstermek için hangi hileleri deneyip yakalandılar?
İşte 4 Şubat 2022 tarihli Resmi Gazete'deki karar
Atatürk, İnönü, Özal ve Demirel'in cumhurbaşkanlığı geçerli değil mi?