The New York Times: Dağ ceylanlarına hayat veren Türk

The New York Times: Dağ ceylanlarına hayat veren Türk

Dağ ceylanlarına hayat veren veteriner hekim Yaşar Ergün'ü The New York Times yazdı.

Türkiye’nin Suriye sınırında soyu tükenmekte olan dağ ceylanlarını (Gazella gazella) koruma ve yetiştirmeye çalışan, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi öğretim üyesi veteriner hekim Yaşar Ergün, New York Times’a haber oldu.

Dağ ceylanlarının Türkiye’de soyunun tamamen tükendiği düşünülen ceylanların bölgedeki varlığını ilk kez 1998’de tespit eden Ergün, kişisel girişimleri sonucunda bir koruma programı başlatmayı başardı. Suriye iç savaşının patlak vermesiyle birlikte sınıra çekilen duvarla Türkiye içinde kalan ceylanlar için bölgede yaklaşık 130 kilometrekarelik sit alanı ilan edildi ve üreme merkezi kuruldu. 2012’de 235 olan ceylanların sayısı geçen yıl 1100’ün üzerine çıktı.

"Bu durum Hatay ve benim için çok önemli"

Ergün Amerika basınında çıkan makale ile ilgili olarak dağ ceylanlarının sayısı 100’e kadar düşmüşken bunun kısa bir süre de 1213 kat artmasının dikkat çektiğini belirterek “Bu durum Hatay ve benim için çok önemli. Hatay uzun süredir özellikle Suriye’de ki iç savaş başladıktan sonra hiç olumlu bir haberle dünya basının da yer almadı. Sayısı 2008 yılında 100 kadar düşen bir türün 2020 yılında bin 200’lere ulaşması benim için çok önemli, Hatay’da çok sevindirici bir şeylerde oluyor. Niye geldiler çünkü dünyada yabani bir türün sayısı 100’e kadar düşmüşken bunun kısa bir süre de 1213 kat artması dikkatlerini çekmiş. Acaba hangi yöntemleri uyguladınız? Nasıl bir yaklaşım sergilediniz diye onu öğrenmek için geldiler. Ben öğretim üyesiyim ama bu çalışmaların tamamını sivil toplum örgütü adı altında yaptım yapmaya devam ediyorum” dedi.

The New York Times ne yazdı?

The New York Times’ın İstanbul büro şefi Carlotta Gall’ın kaleme aldığı habere göre, daha önce köy öğretmenliği de yapan Yaşar Ergun, Antakya Hatay’daki Mustafa Kemal Üniversitesi veterinerlik fakültesinde çalışan bir profesör. Ergun dağ ceylanını yaptığı uzun yürüyüşler sırasında ilk kez 1998 yılında görmüş. Tahminen o bölgede 100 kadar ceylanın yaşadığını düşünmüş. Hemen bu ceylanlarla ilgili ilk projesini gerçekleştirmiş, ama o sırada onların dağ ceylanı olduğunu bilmiyor, kursaklı ceylanlarla karşılaştığını düşünüyor.

"Fotoğraflara baktığımda onların farklı bir tür olduğunu anladım"

Bulduğu bir miktar bağışla hem bir eğitim projesine başlamış hem de fotoğraf makinesi ve tele objektifler almış. Ceylanların fotoğraflarını çekmiş. “Fotoğraflara baktığımda onların farklı bir tür olduğunu anladım” diyor Ergun The New York Times’a. Ama fotoğrafları gösterdiği üniversitedeki hocası ona gülmüş. Çünkü bu türün soyunun tükendiğini düşünüyormuş.

Biyolog arkadaşı Tolga Kankılıç’la birlikte gidip ceylanların dışkı örneklerini, tüy örneklerini, ölü ceylanların deri örneklerini toplayıp DNA analizi yapmışlar ve bu ceylanların dağ ceylanı olduğunu kanıtlamışlar.

"Ceylan Koruyucusu"

Tabii bu keşif, ceylanları koruma işini daha da önemli hale getirmiş. Ceylanlara yönelik en büyük tehdit yasa dışı avlanma. Bunun için Türkiye’de de kurulu olan World Wildlife Fund’dan bir miktar fon bulmuş ve bölgedeki köylüleri eğitecek bir projeye başlamış. Köylüler, özellikle de çobanlar en önemli insanlar. Çünkü yasa dışı avlananı ilk görecek olanlar ve onu belki de ceylan avlamaktan caydıracak, gerekirse onu ihbar edecek olanlar da onlar. Köylülere, çobanlara amatör minik telsizler dağıtmış, onları bir nevi “ceylan korucusu” haline getirmiş. Bu arada avcılarla da konuşmuş ama onlara hiçbir zaman “ceylanı avlamayın” dememiş, onun yerine doğada çeşitliliğin neden önemli olduğunu ve ceylanların bu çeşitlilikteki yerlerini anlatmakla yetinmiş. Avcıların kendi kendilerine ikna olmalarını beklemiş. Ne zaman ki çobanlar da ceylanları gözlemeye ve gözetmeye başlamış, avcılar da o zaman anlamışlar.

Suriye iç savaşı başladıktan sonra Türkiye bölgede sınır boyunca beton duvar inşa etmeye başlamış. Duvarın inşasıyla birlikte ceylanlar Suriye tarafına geçemez olmuş, öte yandan sınırın Türkiye tarafında da ciddi bir koruma alanı oluşmuş, insanlar ceylanlara su taşımaya bile başlamışlar.

"Kapımıza kadar bir zenginlik getiriyorlar"

2012 yılında sadece 235 ceylan sayılırken bugün 1100’den fazla ceylan var. Nüfuslarıysa artmaya devam ediyor. WWF’den alınan küçük küçük iki para yardımı ve Yaşar Ergun’un bölgedeki köylüleri iknaya yönelik çabaları sonucunda, ceylanları bölge insanı korumaya başlamış.

The New York Times’ın bahçesinde gözleme pişirirken konuştuğu Nuray Yıldırım mesela ceylanlardan şikayetçi. “Çok fazla sayıda var” diyor, “Tarlada nohutumuzu, buğdayımızı yiyorlar.” Gerçekten de ceylanlar insanlardan zarar görmeye görmeye korkularını da atlatmış, zaman zaman köylerin yakınına, tarlalarına kadar iniyorlar. Çünkü dertleri yemek ve su bulmak.

Nuray Yıldırım’la aynı köyde ikamet eden Mehmet Hanefi Çayır ceylanlara adeta aşık, The New York Times muhabirine “Onlar bizim atalarımızdan bile daha eski dönemlerden beri bizimle yaşıyorlar. Kapımıza kadar büyük bir zenginlik taşıyorlar.” şeklinde ifadelerde bulunuyor.

Yaşam