Ali Haydar Nergis

Ali Haydar Nergis

Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana

3 yıl önce, güzelim ülkemde kuru soğan karaborsaya düşmüştü.  Soğan saklanan depolara baskın düzenleniyor, saklayanlara ‘gizli örgüt üyesi’ işlemi yapılıyordu. Çiftçim, altın kadar değerli olduğunu düşünerek soğan patates ekmeye yöneldi. Şimdi soğan, patates bol; ancak beş para etmiyor. ‘Mülki İdare Amirlerimiz’ tarafından, iktidar propagandası amacıyla halka bedava dağıtılıyor. Ben de, üç  yıl önceki soğan yazımı yeniden okumanıza sunuyorum. Bakalım nereden, nereye gelmişiz..

Hititli Metal Ustası Şittili, Ana Tanrıça Arinniti’ye, “Yaşamın anlamı nedir?” diye sorar. Ana Tanrıça, heybesinden bir baş soğan çıkarıp uzatır. Şitilli, aldığı soğanı kat kat soymaya başlar. Soyduğu her katın altında yeni bir katın bulunduğunu görür. Soğanı soyup bitirdikten sonra elinde bir şeyin kalmadığını görünce ağlamaya başlar.

“Bundan sonra, bu soğanı kim soyarsa, benim gibi ağlasın!” diyerek ilenir. Ana Tanrıça Arinniti ona şu uyarıda bulunur: “Sana yaşamın anlamını sundum. Onu soyup katmanlarıyla oynaman içi değil, tadını öğrenesin, değerini bilesin diye verdim… Onu yedikçe değerini bileceksin. Ömrün uzayacak ve tatlanacak….’’

***
Büyük romancımız Fakir Baykurt, öğretmenlik yaptığı köylerde çocuklara bol bol soğan yemelerini öğütlermiş; anılarında, “Soğanı, sabahları kendin ye, öğle zamanı dostuna, akşamları düşmanına yedir” diyor.

Burada, soğanın bilinen sağlık yararlarını yinelemeyeceğim. Kuru fasulyenin dostu, zengin ve fakir herkesin sofrasının vazgeçilmezi olan soğan, hüzünlü günler geçiriyor.
Bir zamanlar Hitit Metal Ustası Şittili’yi ağlatan soğanın şimdi anası ağlıyor.

***
Alti oğlan, dört kız büyütmüş Şago(Şehriban) ninem 105 yaşında öldü… Yiyeceklerin saklandığı kilerin anahtarları onun belinde asılı dururdu. Kimseden yiyecek esirgemezdi. Ancak, kendisinin tuhaf bir beslenme alışkanlığı vardı. Neredeyse her gün tuza belenmiş soğan ve ekmek yerdi…
***
Annem, ilgisi olmadığı konularda eleştirildiğinde, masumiyetini belirtmek için, “Soğan yemedim ki ağzım koksun!” diyordu. Köylerde yoksulluk sınırındaki kişiler tanımlanırken, “Bir kuru soğana muhtaç durumda!” deyimini kullanır…

Aşık Mahzuni bir eserinde,
“Milletin sırtından doyan doyana/ Bunu gören yürek nasıl dayana / Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana / Bilmem söylesem mi, söylemesem mi…” diyerek bu kanıyı pekiştirir…
Yazının devamı için lütfen linki tıklayınız

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR