Arınç'tan siyasetçilere çağrı: Barışın

Ömer ŞAHİN - Ankara

Bülent Arınç, son 50 yılın önemli siyasi aktörlerinden. Yakın siyasi tarihin tanıklarından. Erbakan’ın liderliğinde kurulan 4 partide de görev aldı. AK Parti’nin kurucu öncülerinden. Meclis Başkanlığı ve Başbakan Yardımcılığı yaptıktan sonra 2015 yılında aktif siyasete ara verse de halen Türkiye’de en çok konuşulan siyasetçilerden.

Siyasetçilerin bile suskunluk sarmalına girdiği, konuşanın bedel ödediği bir konjonktürde düşüncelerini ifade etmekten sakınmıyor, söylediği sözler ile gündem olmayı başarıyor.

Ankara Hamamönü’ndeki avukatlık ofisinde bir yandan “Arabulucu” olarak mesai yapan Arınç diğer taraftan da her kesimden insanla diyalog kuruyor. Geleni eksik olmuyor. Bununla yetinmiyor: Sık sık esnaf ziyaretleri yapıyor, gençlerle cafede çay içiyor. Bazen Ankara sokaklarında bazen de çarşı, pazarda karşınıza çıkabiliyor. Halkın içinde yaşamayı ve nabzı bu şekilde tutmayı seviyor.

arinc-omer-sahin.jpg

(Bülent Arınç / Siyasetçi - Ömer Şahin / Gazeteci)

Arınç’ın sık gittiği mekanların başında Ankara Kalesi geliyor. Yine Kale’de esnafları gezdiği bir günde  "5 Çayı"na konuk oldu ve vatandaşın da şikayetçi olduğu ”siyasi üslup” konusuna dikkat çekti. Siyasetçilere kavgayı bırakıp barış çubuğu tüttürmeleri çağrısında bulundu. Önümüzdeki dönem kavga edenin değil barış yapanın kazanacağı uyarısı yaptı.

Önce Arınç’ın siyasi gerginlikle ilgili tespitleri:

Bugün maalesef çok önemli kelimeler çok önemsiz ve özensiz bir şekilde kullanılıyor. “Şerefsiz, ahlaksız, haysiyetsiz, çamur, sen şunun, sen bunun çocuğusun vs…”Bu sözler bırakın siyasetçiye bir maganda, maço erkeğin bile ağzına yakışmayan şeylerdir. Anadolu’da bu kelimelerden cinayet işlenirdi. Namusa, haysiyete taalluk eden sözleri halkımız affetmez. Eskiler ‘üslubu beyan aynı ile insan’ derlerdi. Mevlana’da “sesini değil sözünü yükselt’ diye öğüt veriyor yüzyıllar öncesinden. Kötü sözlerin halka yayılması tasvip edilemez. Bu kadar çok konuşuluyor olması bu sözlerin muhtevasını da çok perişan ettiği gib konuşan insanları da o kişilerin temsil ettiği toplulukları fevkalade rencide ediyor. Ben siyasetteki üslubun yüksek olmasını isterim. Saygı hiçbir zaman ihmal edilmemelidir. İnsanların eleştirileri yol gösterici olmalıdır. İnsanlar kendi hayatlarında uygulayacağı üslubu liderlerinden görmeli…”

Yakın siyasi tarihin canlı tanıklarından olan Bülent Arınç, 1970’lerden günümüze siyasetin her kademesinde görev aldı. Siyasi kavganın en çok yaşandığı 70’li yılların lideri olan sağ ve siyasetin öncü isimleri olan Demirel, Özal, Ecevit, Erbakan, Türkeş’in bile birbirlerine karşı böyle bir üslup kullanmadığını hatırlatıyor. Ve bugünün siyasilerine onları örnek gösteriyor:

Onlar da birbirlerine karşı ağır eleştirilerde bulunurlar ama hiçbir zaman saygıyı karşı tarafın kişilik haklarına saldırmazlardı. Özel hayat ve parlamenter hayatlarında birbirlerini rencide etmezlerdi. Bu üslubu halk da benimsemişti. Fakat 1980’e doğru giderken siyasette yaşanan kavgalar katman katman halka da yayıldı. Sokak hareketleri yaygınlaştı. Kötü günleri hatırlatmak istemiyorum ama siyasetin kavgasının halka yayılması tasvip edilemez.

İnsanlar liderlerinden gördüğü üslubu kendi hayatlarında uygulayacak üslup görmeli. Bunun en güzel örneklerinden birini Erbakan Hoca’da gördüm. Hatırlıyorum Milli Nizam Partisi’nin tüzüğünde aslında bir ayeti kerime olan ve ondan bahsetmeyecek şekilde “Onlar müzakerelerini en güzel şekilde yaparlar, kendilerine haber geldiği zaman tahkik ederler, araştırırlar” cümlesini koyacak nezaketi gösterdi.“

Kavgayı bırakın, barış çubuğu yakın

Bülent Arınç, siyasetteki gerginliğin giderilmesi ve toplumun daha fazla gerilmemesi için siyaset kurumuna topyekün çağrıda bulundu.

Bugünkü gidişattan memnun değilim. Herkes elindeki silahı bırakmalı, barış çubuğu tüttürmeli. Biz büyüklerimizden şöyle gördük. Kavga ediliyorsa kavgayı bir taraf derhal bırakmalı. Herkes haklı olduğunu söyleyebilir. Yine büyüklerimiz derdi ki, ‘önce haklı olduğunu düşünen bıraksın.’ Bu iki taraf içinde geçerli olacak. Kavga o hale yansıyor ki arabadan çıkan levyeyle çıkar, kafa göz giriyor. Karısıyla kavga eden adam, kiracısıyla tartışan silahına davranıyor. İyi olmalıyız. Biz hem bugünkü hayatımızda kişisel ilişkilerde saygıyı elde bırakmamalıyız. İnancımız da bize bunu emrediyor. “Kavli leyyin” denen yumuşak sözlerin insanlara daha çok etki edeceğini inancımız da söylüyor. “Artık bu üslup terk edilsin. Bu üslup halkta gerginliğe yol açıyor. Lütfen birbirimize saygılı olalım. Bunu önce ben yapacağım. Zaten bu yüzden ifade ediyorum. Siyasetçiler olarak bizler düşman değiliz; rakip partilerin temsilcileri ve genel başkanlarıyız. Meclis’te Grup Başkanvekilleri de başlatabilir bunu. Birbirlerine laf yetiştireceklerine, ’sen haklısın’ deseler ne kaybedecekler. Karşı taraf eleştirisine verilecek cevabımız varsa güzel bir üslup içerisinde verilir. Cevabınız yoksa susun. Susmak bile kurtarır. Laf atmalar karşısında sakin olun. Bazı laf atmalar gol atmaya sebep olabilir, taşı gediğine koyarsınız. Söz ala kese savaşı, söz ola kestire başı.”

Bana görev düşerse yaparım

Arınç siyasilere “barışın” çağrısı yapıyor. Peki bu nasıl olacak? İlk adımı kim atacak ya da atmalı?

"Her türlü olabilir. Liderler bir araya gelip kahve de içebilir. Cumhurbaşkanımız olur bir başkası olur… Temsil gücü yüksek olan insanların böyle hayırlı bir adım atması önemlidir. Bana düşen bir görev olursa ben bunu yaparım şahsen… Kılıçdaroğlu’nun helalleşme çağrısı var. Helalleşme kimden gelirse gelsin saygındır. Bizim geleneğimizde evden çıkarken bile helalleşilir. Hasta ziyaretinde, konuşmada helalleşilir. Şüphesiz Kılıçdaroğlu siyasi anlamda söylüyor. Geçmişte başörtüsüne karşı düşmanca tutum içinde olmak yanlışmış. Başörtüsü mağdurlarından özür diliyorum, onlarla helalleşmek istiyorum” derse, öyle söylediğini ifade ediyor, bu saygıdeğer bir davranış olur. Bunun gibi…”

Kavga eden değil barışan kazanır

Siyasette gerginliğin bilinçli bir şekilde çıkarıldığı ve bundan oy devşirdiği de sır değil. Bülent Arınç, kavga ve gerginliğin siyasi getirisi olmayacağı düşüncesinde. O’na göre savaşan değil barışanın karlı olacağı bir siyasi konjonktür yaşanıyor.

"Barış hamlesini yapan kazançlı olur. Nasıl ki kişilerin bir vicdanı var ise bir de toplumun vicdanı vardır. Biz ona maşeri vicdan deriz. Vicdanların kabul etmediği şeyleri nefretle karşılar insanlar. Siyaset herkesle birlikte yapılır. Siyasi partiler de iktidar olmak için kurulur. Herkesten çok oy alarak iktidar olunabilir, Cumhurbaşkanı olunabilir ancak. O yüzden herkesin düşünce, fikirlerine saygı gösterilmeli hürmet edilmeli. Tatlı dille konuşulmalı.”

Arınç sözü burada “Zillet İttifakı” söylemine getiriyor ve bunu yanlış bulduğunu vurguluyor:

”Bence bu yanlış. Çünkü o ittifak içinde milyonlarca insan var. Bir ittifak kurmak, isim koymak haktır. Bir taraf cumhur, diğer taraf millet adını almış. Sen, ‘millet değil zilletsin’ dediğin zaman en az 20 milyon insanın, ’neden bize böyle diyorsun, bizim neremiz zillet' diye buna karşı çıkma hakkı olur. Bu lafı söyleyene karşı onunla kesinkes bir arada olmama gibi niyetleri olur. Biz insan kazanmakla sorumluyuz. AK Parti yüzde 50’yi nasıl aldı? Herkese saygı göstererek, diyalog kurarak, insanların güvenini kazanarak. ‘Hain, alçak, zillet’ gibi sözcükler siyasetçinin lügatinden çıkmalı. Daha çok güzel sözcüklerimiz var. İnsan kazanmanın yolu güzel söz söylemektir. Bir satıcının bile yüzü sirke satarsa elinde bal olsa satamaz. Bunları 78 ili, ilçeleriyle gezmiş birisi olarak söylüyorum. Biz kapı kapı ev ev köy köy dolaştık. Herkese elimizi uzattık. Bize en uzak, soğuk gelebilecek yerlere bile gittik.”

Not: Arınç'ın Ömer Şahin'e yaptığı önemli açıklamaların devamı yarın ABC Gazetesi'nde 

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR