Prof. Dr. Sait Yılmaz

Prof. Dr. Sait Yılmaz

Suudi Arabistan yıkılmak üzere..

             Selman bin Abdülaziz, Ocak 2015te Suudi Arabistanın yeni kralı olduğunda, oğluna krallıkta daha iyi bir pozisyon verecek hızlı değişiklikler yaptı. 2009 yılında Prens Muhammed, o zamanlar Riyadın valisi olan babasının özel danışmanı olmuştu. 29 yaşında ise dünyanın en genç savunma bakanı oldu ve başbakan yardımcılığı görevini de üstleniyor. Baba-oğul önce komşu ülke Yemene saldırdılar. Katara ambargoya başladılar. Bir yandan da ülke içinde yönetimi yeniden dizayn ederek, ailenin geleceğini garanti altına alma peşindeler. Daha iki ay önce muhalif görülen pek çok prens, bakan ve devlet adamı bir otele toplanıp, işkence ile suçlandı. Son gelişmelere göre Çalışma ve Sosyal  Kalkınma Bakanı görevinden alındı. Kültür ve Enformasyon Bakanlığı ikiye ayrıldı. Oluşturulan Mekke ve Kutsal Mekânlar Kraliyet Kurulunun başına da Veliaht Prens Muhammed geçiyor. Bunlarla da kalmıyor, ülke de bakanlıklara pek çok keyfi tayin yapıldı. Geçen şubat ayında Genelkurmay Başkanı ve Hava Kuvvetleri Komutanı emekliye sevk edilniş, Kara Kuvvetleri Komutanı ile birçok bakan yardımcısı ve üst düzey yetkili de görevden alınmıştı.

            Bilinmeyen Suudi Arabistan..

S. Arabistan nüfusu 29 milyon civarında olup, bunun %20 - 25i Şiidir. İşsizlik %40 civarındadır, en az 5 milyon insan fakirdir. Nüfusun %80inin evi yoktur. Petrol doları zengin bir ülkede para sadece kraliyet ailesine, onların müttefiklerine ve toplumun bazı kesimlerine gitmektedir. Altın plakalı Mercedes arabalarda yaşayan bir kesim aşırı zengin, diğer kesim ise aşırı yoksulluk içindedir.

Eğitim seviyesi düşüktür ve kadınlar evden dışarı çıkmak, toplumun bir parçası olmak istemektedir. Suudi ailesi dünyadaki en geniş kraliyet ailesidir ve gücünü paylaşmak istemez. Suudi hükümeti halka iyi niyetli, sempatik ve reformcu gözükmeye çalışarak biraz sadık kesim bir oluşturdu. Bu 1950 yılından beri tipik Suudi politikasıdır. Suudi Bakanlar Kurulunun yaş ortalaması 65dir. Suudi ordusundaki subay ve astsubaylar daha çok maaşları ile ilgilidirler ve pek çoğu ithalat, ihracat gibi ikinci bir işe sahiptirler.

Orduya ne olduğu onların ilgisini çekmez. Suudi Arabistandaki krallığı ayakta tutan üç ana unsur bulunmaktadır; ülkenin sahip olduğu dünyanın en büyük petrol rezervleri, devletin İslamcı inancı manipüle etmesi ve kraliyet ailesinin ABD ile olan ittifakı. S. Arabistan suni olarak bazı kabileler bir araya getirilerek yaratılmış bir ülkedir.

Ülkeyi yöneten ailenin içinde binlerce prens ve prenses bulunmakta ve ticaretle uğraşan geniş bir tabaka ise onlarla yakın ilişki içindedir. Bu tabaka petrol gelirlerinin sömürüsünden öylesine muazzam karlar sağlamaktadır ki imkân bulsa bile monarşiyi devirme riskini kesinlikle göze alamazlar. Rejimin reform karşıtı doğası, devletin resmi ideolojisi ve örgütlenme biçiminden kaynaklanmakta ve bu demokratik açılımların önünü tıkamaktadır. Suudi hükümeti dini bir meşruiyet aracı olarak kullanmaktadır.

Mekke ve Medine gibi kutsal şehirleri kontrol altında tutması nedeni ile İslami görevlerini öne sürerek reformlara sırt çevirmekte diğer yandan köktendinci Vahabi din adamları ile ittifak kurmaktadır. S. Arabistanın bölgesel olaylara bakışı sıfır toplamlıdır. Yani İran kazanırsa kendileri kaybedecektir.

S. Arabistan oldukça hassas bir konumdadır ve şimdilik durumu kontrol ediyor olsa da diğerlerinin başına gelen onun da başına gelecektir. Çünkü diğerleri ile demografileri aynıdır.

            Suudi Arabistan, halk ayaklanmasını bekliyor..

 ABDnin demokrasi isteği konusunda çifte standardının en iyi örneği Suudi Krallığıdır. Bugün ABDnin en az İsrail kadar önemli bir müttefiki olan Suudi krallığı, bir kabile yapısı içinde kemikleşmiş, gayet karanlıkçı dini köktenci denetime maruz, bütünüyle geri bir toplumdur. ABD, bunu değiştirmek istememektedir zira bunu yapması ülkenin bu ülkenin geleceği hakkında başa çıkılmayacak bir belirsizliğe ve kestirilmezliğe yol açacaktır.

Ancak krallık büyük bir ayaklanma ile karşılaşırsa durum değişebilir. Bugüne kadar Arabistan tarihinde iki ayaklanma görüldü. Birincisi 1979daki Büyük Cami ayaklanması ve diğeri 1981de doğu vilayetlerinde Şii isyanı idi. Tipik olarak Suudiler sorunları üç şeyin bir ölçüde karışımı ile çözerler; güç, para ve dini ideoloji. Güç genellikle en az kullanılır. Protestolar başladığında Şiilerin bulunduğu doğu vilayetinde tutuklamalar yapıldı.

Dini ideolojinin kullanımı resmi Ulemanın yayınladığı fetva; Protestonun İslama aykırı olduğu, bunun yapılmaması gerektiği ve siyasi değişim isteniyorsa bunun caddelerde olmayacağı ile sağlandı. Dini kurumlar bu süreçte oldukça mükâfatlandırıldı.

            ABD için Suudi Arabistan, bölgeye demokrasi getirilmesinin önündeki en büyük engeldir. Suudi sistemi de kırılgandır ve rejimin çökmekten kaçışı yoktur. Kısaca Suudi Arabistan sadece zaman satın almaktadır. Krallık büyük bir ayaklanma ile karşılaşırsa durum değişebilir. Suudi ailesinin meşruiyeti kadınlara eşit haklar verilmesi gibi siyasi reformlara karşı olan Vahabiler ile yaptığı ittifaka bağlıdır.

15. yüzyıldan kalma Suudi sosyal yapısı içindeki derin yapısal gerilimler onlarca yıllardır petrol zenginliğinin gölgesinde kaldı. Çürümeye başlayan bu garip sosyal sözleşme artık birden bire yırtılabilir. Ülkede pek çok inanç, mezhep ve kabilenin olması reform isteklerini gündemde tutmaktadır. Halk egemenliğinin sağlanması ise sivil toplumun gelişmesini beklemektedir.

Suudilerin etrafını etkileme stratejisi bir süre daha devam edecek ama dam birden çökecektir. Bu da Sünni-Şii mezhep savaşı ya da Arap-İran Savaşı yanında Arap - İsrail savaşını da tetikleyecektir. Bu durum Ortadoğudaki Amerikan barışının da (Pax Americana) sonu olabilir.

2014 yılında ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, Harvardta öğrencilere konuşurken Suudi Arabistan ile ittifakı, İkinci Dünya Savaşı esnasında Stalin ile müttefikliğe benzetiyordu. ABD, perde arkasında şunu konuşuyor; Dünyadaki nefret ve yıkımı yok etmek için bir haçlı seferi başlattık ama müttefiğimiz tarihteki en iğrenç rejim olan Suudilerdir.

            Sonuç

Son 100 yılda Arap ve İslam coğrafyasında tüm siyasal, sosyal, kültürel ve en önemlisi dinsel sorunların tek nedeni Suudi Vahabi mezhebi ve bu mezhebe inandığını söyleyen dünyanın en çağ dışı, ilkel ve bağnaz kral, emir ve şeyhleridir. Ortadoğudaki nefretin ve radikalizmin kaynağı Suudi Sarayı ve onun Vahabi din adamları ile ittifakıdır. Suudi krallığının gücü para ve Washingtondan geliyor.

Libya, Suriye ve Yemendeki savaşların arkasında da büyük ölçüde Suudi parası bulunmakta, Mısır ve Lübnanda iç politikayı etkilemek için gene çaba harcamaktadır. Iraktan sonra Yemen ve Bahreynde de Şiiler tarafından kuşatıldığını gören Suudi Kralı, Saddamın akıbetine uğramaktan korkuyor.

İslam ülkelerinin Batıdan bağımsızlaşması, Batı ile haklı zeminlere oturan bir ilişki kurabilmesi, Suudi Arabistan olduğu müddetçe mümkün değildir. Suudilerin İslamcı şiddet içindeki varlığı; Amerikanın şiddet içindeki varlığıdır. İslamın bağımsızlaşması için Suudilerden kurtulması gerekir. Suudi petrolünün dolarla satılması, ABDyi süper devlet yapan unsurların başında gelmektedir.

Daha da net söylersek, Suudi yönetimi demek, ABD+İsrail yönetimi demektir. İslam ülkelerinde, bir bağımsızlık mücadelesi yapılacaksa, bu mücadelenin Suudilere karşı yapılması gerekir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR