• Yeni Çıkanlar | 6 Nisan 2020

    ABC Kitap editörleri, bu hafta da sizler için “Yeni Çıkanlar/Editörün Seçtikleri/Haftanın Kitabı” listelerini oluşturdular. Editörlerimizin seçkisinde edebiyattan tarihe, inceleme-araştırma kitaplarından politik eserlere ve hatıra kitaplarına kadar pek çok türde okunmaya değer kitaplar ve yayınevlerinin okurlarla buluşturdukları yeni eserler yer alıyor.

    YENİ ÇIKANLAR

     

    François-Henri Deserable

    BAY PİEKİELNY ADINDA BİRİ

    Çeviren: Aylin Yeğin

    Can Yayınları

    Kendi hayat hikâyesini kaleme aldığı Şafakta Verilmiş Sözüm Vardı’da Romain Gary, komşusu Bay Piekielny’ye küçükken verdiği bir sözden bahseder: Gelecekte, bu dünyanın ileri gelenleriyle tanıştığında, “Wilno’da, Büyük Pohulanka Sokağı 16 numarada, Bay Piekielny adında biri yaşardı,” diyecektir. Verdiği bu sözü Romain Gary unutmayacaktır. Annesinin kehanetlerinin izinde ve ötesinde tek bir hayata birden fazla hayatı sığdırmayı başardığında, her fırsatta, “Bay Piekielny adında biri yaşardı,” diye biten bu cümleyi tekrar eder.

    Romain Gary’yi nasıl tanıtmalı? Yazar, diplomat, savaş uçağı pilotu, yönetmen; sinema dünyasının ikonik yüzü, kısa saçlı güzel Jean Seberg’in eşi; aynı kişiye birden fazla kez verilmeyen prestijli edebiyat ödülü Goncourt’u bir kez kendi adıyla bir kez de Émile Ajar mahlasıyla olmak üzere iki sefer almayı başaran Fransız.

    Romain Gary’nin ölümünden yıllar sonra, Vilnius’ta kaybolan yazar François-Henri Désérable, tesadüfen Romain Gary’nin çocukken yaşadığı evin önünde bulur kendini. Gary’nin Bay Piekielny’ye verdiği sözü hatırlar ve şu sorular zihnini meşgul etmeye başlar: Bay Piekielny adında biri gerçekten yaşadı mı?  Romain Gary, söylediği gibi, Kennedy’ye, de Gaulle’e, Kraliçe Elizabeth’e ve daha pek çok kişiye bu meşhur cümleyi söyledi mi? Asıl olanın peşine düşen yazar, gerçekle hayalin iç içe geçtiği bu romanda hangisinin nerede başlayıp nerede bittiği belli olmayan bir hikâyenin ve sıra dışı yaşamların kapılarını aralar.

     

    240 s.

    İstanbul 2020

     

    KİTABI SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ

     

     

    Lev Matvej Loewenthal

    ON İKİNCİ NOTA

    Çeviren: Betül Parlak

    Alef Yayınevi

     

    Kudüs, 1999 yazı. Yaşlı kemancı Josef Asche hayatının şüpheli bir şekilde sona ermesinden önce en iyi öğrencisi Filistinli Nedim’e on altıncı yüzyıldan kalma bir partisyon emanet eder. Farklı bakış açılarının senfonisine dönüşerek üç ayrı anlatıyla akacak, Kudüs’ten Budapeşte’ye, Prag’a, Tel Aviv’e uzanacak hikâye böyle başlar. Uvertürde, beceriksiz müfettiş Sekel Kantor tarafından yürütülen soruşturmanın izinden yürüyerek keman ustasının Nazi Avrupa’sındaki Yahudi geçmişinin karanlık dehlizlerine gireriz. Romanın kahramanları bundan yıllar sonra bir Rachmaninoff anması kapsamında düzenlenen, aynı anda Roma ve Paris’te yapılacak konserlerde bir araya gelir: İki konser, dünyaca ünlü kemanzen Nedim Dayf ile Aryan ırkın sembolü gibi görünen büyük Alman virtüoz Max Hanke arasında adeta bir düelloya dönüşür. Bu arada konser salonunda patlamaya hazır bir de bomba bulunmaktadır. Bir başka izlekte ise migrenli orkestra şefinin en sevdiği kitaba tutkuyla bağlılığı üzerinden İyi ile Kötü arasındaki ilişkiye, bireysel ve tarihsel sorumluluğa, sanatsal yaratının anlamına odaklanırız.

    Müziğin evrensel dilinde yazılmış on iki notalık romanın sonunda, üç anlatı, üç melodik çizgi, tırmandıkları kreşendonun zirvesinde birleşir.

     

    176 s.

    İstanbul 2020

     

    KİTABI SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ

     

     

    Hikmet Kıvılcımlı

    OSMANLI TARİHİNİN MADDESİ

    Yordam Kitap

    Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın siyasal kimliği, kuramsal ve yöntemsel pozisyonu nedeniyle (Ümit Hassan bir istisna) gerek Batı’dan, gerekse de Türkiye’den Osmanlı tarihçileri tarafından göz ardı edilen ya da görmezden gelinen Osmanlı Tarihinin Maddesi, tarihe yaklaşımı, olguları ele alış biçimi, yöntemi ve ruhuyla öncü bir yapıttır. Eser, aynı zamanda Türkiye’de sosyalist düşüncenin özgün yapıtlarından biridir.

    Engin bilgi birikimi, sıra dışı gözlem yeteneği ve kendine özgü üslubuyla modern Türkiye’den Osmanlı tarihine bakan Dr. Hikmet Kıvılcımlı, “gırtlağımıza dek Osmanlı tarihinin maddesi ve ruhu içindeyiz” der. Bu nedenle o koca tarihe yarınların Türkiye’si için yeni bir bakış açısı, yeni bir izah kazandırmak ister. Doktor açısından Osmanlı İmparatorluğu’nun tarih zinciri içinde tuttuğu yer ‘kolay Marksizm’le anlaşılamayacağı gibi Marksizm olmadan da anlaşılamaz. Kıvılcımlı, bu magnum opus’unda Marksizmin yaklaşımı ve yöntemiyle Osmanlı İmparatorluğu’nun kendine özgülükleri arasında uygun bir etkileşim kurmaya özen göstermiş, Osmanlı tarihine ilişkin tartışmaya ve düşünmeye değer sıra dışı kuramsal ve pratik açıklamalar getirmiştir.

    Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın sürgünler, işkenceler, hapisler, müsadereler, angaryalar, kovuşturmalar arasında ve pratik mücadelenin nankörlüğü rağmına inatla, kararlılıkla, titizlik ve özenle tamamlayabildiği bu büyük eser, güçlükler ve belalar aşılarak bugüne aktarılabilmiştir.

    Yıllar boyunca siyasal planda olduğu kadar entelektüel-akademik planda da kesif bir ‘susuş kumkuması’na maruz bırakılmış olan Osmanlı Tarihinin Maddesi, şimdi Necmi Erdoğan’ın “Sunuş”uyla yeniden okurlarının karşısındadır.

     

    860 s.

    İstanbul 2020

     

    KİTABI SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ

     

     

     

    Feroz Ahmad

    DEMOKRASİ SÜRECİNDE TÜRKİYE 1945-1980

    Çeviren: Ahmet Fethi

    Hil Yayınları

    “Turgut Özal, 31 Ekim 1989’da Türkiye’nin sekizinci cumhurbaşkanı seçildi. Artık ANAP’ın genel başkanı olmadığı için, partiyle birlikte Türkiye’nin siyasi kültürü de dağılmaya başladı… Aynı dağılma, Demirel Türkiye’nin dokuzuncu cumhurbaşkanı olunca DYP’nin de başına geldi… AKP ise 2002’den beri iktidarda ve Türkiye’nin demokrasi deneyinde yeni bir sayfa açmış bulunuyor… Peki, bu demokrasi deneyi nereye doğru gidiyor?”

    Feroz Ahmad

    Demokrasi Sürecinde Türkiye, Feroz Ahmad’ın 1945-1980 arası dönemin kronolojik çözümlemesini yaptığı, yanı sıra bugünü açıklamaya yönelik değerlendirmelerini paylaştığı, siyasi tarihimizin bu çalkantılı dönemine dair en kapsamlı çalışma. Bu çalışmanın 5. baskısında da ünlü karikatürcümüz Ali Ulvi Ersoy’un ilk kez 1976 yılında yayımlanmış demokratik rejim karikatürünü kapağa taşıyoruz. Yakın tarihimizin günümüz siyasetine verdiği yönü keşfetmek ve bugünle bağını yeniden kurmak için Ali Ulvi’nin doktoru gibi siz de kulağınızı bu çok önemli 35 yıllık sürece verip Türkiye siyasi tarihinde demokrasinin kalp atışlarını dinleme imkanı bulacaksınız.

     

    480 s.

    İstanbul 2020

     

    KİTABI SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ

     

     

     

    Cevher Sönmez, Kunter Kurt

    KAYGI PSİKOLOJİSİNİ YÖNETEBİLMEK

    Tüm Endişelere Korkulara ve Corono’ya Karşı!

    Destek Yayınları

    Tanımsız duygular; karşılaştığımız olaylar veya durumlarda ne tür tepkiler vermemiz gerektiğini bilmediğimiz süreçlerdir.

    O nedenle esasında korktuğumuz virüs değil; onun bizde bıraktığı duygudurum bozukluğu, kaygı, korku ve endişe halidir.

    Negatif durumun pozitif yönde kontrol altında tutuluyor olması, süreci doğru yönetmemizi sağlar.

    “İyi hissetmek, kendimize ve sevdiklerimize olan borcumuzdur” gerçeğini hatırlayarak biçimlendirip sahip olacağımız geleceğimize doğru emin adımlarla ilerlerken Kaygı Psikolojisini Yönetebilmek adlı bu kitap, endişeye ve korkuya karşı izlenmesi gereken yolda rehberiniz olacaktır.

    Her daim sağlıkla kalmanız dileğimizle…

     

    120 s.

    İstanbul 2020

     

    KİTABI SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ

     

     

     

    Fırat Yaşa

    İMPARATORLUĞUN ÖTEKİ YÜZLERİ:

    Toplumsal Hiyerarşi ve Düzen Karşısında Sıradan Hayatlar

    Koç Üniversitesi Yayınları

     

    İmparatorluğun Öteki Yüzleri, yüzyıllar öncesinin mahkeme kayıtlarını temel alarak, geniş imparatorluk topraklarında ve uzun bir zaman aralığında “sahnenin dışında kalmış” insanların yaşamlarının izini sürüyor. Bu yolculukta karşımıza renkli ve hayli sıra dışı kahramanlar çıkıyor: Başarısız intihar teşebbüsleriyle “yaramaz ve haramzade” Deli Şaban, Bursa’nın Evciler köyünde ahaliyi canından bezdiren Divane Hamza, kocalarını öldürtüp evinin bir odasının zeminine gömdüren Konyalı Mâryem, müderris olacağım derken korsanların eline esir düşen Üsküplü Alaeddin, Venedikli simsar Nicolò Algarotti ve diğerleri…

    Kitabın yazarları belgelere dayanmakla birlikte, bu belgelerin hikâyeleri tamamlamadığı noktalarda kimi kez tahminler yürütüyor, kimi kez de sordukları sorularla okurun ve araştırmacıların hayal gücünü harekete geçiriyor. Mikro-tarih bakışı, tarihyazımında günden güne yerini güçlendiriyor ve bu sayede Osmanlı tarih literatüründe “sıradan” sayılan insanların adları metinlere birer birer kaydediliyor.

    Kitaba kapsamlı bir sunuş yazısıyla katkıda bulunan Suraiya Faroqhi, bir yandan makalelerin fotoğrafını çekerken, bir yandan da tarihyazımında kaynak kullanımı sorunlarını değerlendiriyor.

    Fırat Yaşa, Düzce Üniversitesi Tarih Bölümü’nde öğretim üyesi.

     

    320 s.

    İstanbul 2020

     

    KİTABI SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ

     

     

     

    Franz Kafka

    DÖNÜŞÜM

    Çeviren: İlknur Özdemir

    Yapı Kredi Yayınları

    Gezgin satıcı “Gregor Samsa bir sabah huzursuz uykusundan uyandığında kendini yatağında devasa bir böceğe dönüşmüş bul[ur].”

    Henüz ilk cümlesinde okuru kendi önyargı bariyerleriyle karşı karşıya bırakan Dönüşüm öyküsünde Kafka insan duyarlığına bütünüyle yabancılaşmış insanların dünyasına çekirdek ailenin duvarları içinden bakmayı dener.
    İlk kez 1915’te yayımlanan, hacmini aşan gücüyle –tıpkı Ceza Sömürgesi gibi– tek başına ayakta durabilen Dönüşüm geride sert kabuklu sorular bırakan, ‘acı gerçekçi’ bir Kafkaesk fantazmagorya.

    Kafka’nın yapıtı, yirminci yüzyılın dehşetini ve kaygılarını simgeler; insanı en uç noktada yazıya işler.

    Ola ki Kafka’nın Dönüşüm’ü herhangi birine böcekbilimsel bir fanteziden daha öte bir şey olarak görünüyorsa, o kişiyi, iyi ve harika okurların safına katılmış olmaktan dolayı kutlarım. – Vladimir Nabokov

    Kafka’da aşkın görünen ne varsa gerçekte alay konusudur ama tekinsiz biçimde; ru­hun muhteşem tatlılığından yayılan bir alay etmedir. – Harold Bloom

    [Kafka] insanın modern zamanlar huzursuzluğunda milyonlar adına konuştu; doğu­mundan bugüne dek geçen yüz yıla bakıldığında son kutsal yazar ve modern insanın kozmik açmazını aktaran yüce fabl yazarı olarak görülebilir. – John Updike

     

    88 s.

    İstanbul 2020

     

    KİTABI SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ

     

     

     

    Özer Anaç

    AHMET HAMDİ TANPINAR

    Ne İçindeyim Zamanın Ne Büsbütün Dışında

    Siyah Beyaz Yayınları

    23 Haziran 1901’de İstanbul’da doğdu. Kadı Hüseyin Fikri Efendi’nin oğlu. Baytar Mektebi’ni bırakarak girdiği Darülfünun-ı Osmanî’nin (Bugünkü İstanbul Üniversitesi) Edebiyat Fakültesi’nden 1923’te mezun oldu. Erzurum, Konya ve Ankara’daki liselerde öğretmenlik yaptı. Gazi Terbiye Enstitüsü’nde (Gazi Eğitim Enstitüsü) edebiyat dersleri verdi. 1933’ten sonra İstanbul’da Kadıköy Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. Güzel Sanatlar Akademisi’nde sanat tarihi ve estetik dersleri verdi. 1939’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yeni kurulan Türk Edebiyatı Kürsüsü profesörlüğüne getirildi. 1942 ara seçimlerinde CHP’den Maraş Milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi, üniversitedeki görevinden ayrıldı. 1946 seçimlerinde tekrar aday gösterilmeyince bir süre Milli Eğitim Müfettişliği yaptı. Güzel Sanatlar Akademisinde tekrar derse girmeye başladı. 1949’da da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne döndü.

    1962 Ocak ayında bronşit rahatsızlığı artan Tanpınar, soğukların da etkisiyle hastalanır. Bu defa iyileşemeyeceği bir sürece girmiştir.

    23 Ocak 1962 günü, fakültede fenalaşır. Hastaneye yatırılır. Birden gelen bir krizle 24 Ocak sabahı beşi kırk geçe ölür.

     

    152 s.

    İstanbul 2020

     

    KİTABI SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ

     

     

     

    Klaus Mann

    ÇAĞININ ÇOCUĞU

    Çeviren: Nafer Ermiş

    Karbon Kitaplar

    Ünlü Alman yazar Thomas Mann’ın büyük oğlu Klaus Mann, çocukluğuna ve ilk gençlik yıllarına ait anılarını içeren Çağının Çocuğu’nu 1932 yılında henüz 26 yaşındayken yazmıştır. I. Dünya Savaşı esnasında ve sonrasında Almanya’da var olan sanat çevreleri, sanatçılar, oyunlar ve tiyatrocular, önemli yazarlar ve birbirleriyle olan ilişkileri gibi konuların ele alındığı kitapta Avrupa’nın en ücra köşelerine bile sirayet eden ağır buhranın izleri takip edilebiliyor. Babası Thomas Mann ve kendi ailesine karşı samimi eleştirilerine de yer veren Klaus Mann, bu kitabıyla yaşadığı dönemin önemli bir panoramasını çiziyor. 1933’te Nazilerin iktidara gelmesiyle Almanya’da daha fazla kalamayan ve hayatını bazen sürgünde bazen de savaş alanlarında zorluklarla idame ettirmek zorunda kalan yazar, hem ekonomik hem de kendi kişisel problemlerinin baskısı altında hayatına trajik bir şekilde son vermiştir. Bugün, yine dünyanın dört bir yanında herkesin derinden hissettiği ağır krizi anlamak için Klaus Mann’ın çağına tuttuğu aynaya dikkat kesilmek gerekiyor.

    280 s.

    İstanbul 2020

     

    KİTABI SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ

     

     

    Kolektif

    FELSEFE VE TARİH

    Pinhan Yayıncılık

    Felsefe ve tarih, her ikisi de etimolojik kökenleri Antik Yunan’a kadar geri giden disiplinler olarak karşımıza çıkarlar. Ne felsefesiz bir tarih ne de tarihsiz bir felsefe düşünmek mümkün değildir.

    Her ne kadar bu iki disiplini icra eden kişilerin belirlemeye çalıştıkları sınırlar zaman içinde sürekli değişime tabi olmuşsa da felsefe ve tarihin karmaşık ilişkisi günümüze kadar sürmüş, dahası, bu ilişki hakkında düşünmek bile ayrı bir sorun alanına dönüşmüştür.

    Tarih yazımı ya da tarihçilik denen uğraşın filozofların sıklıkla düşünce ürettikleri, kalem oynattıkları bir alan olageldiği herkesin kabul ettiği bir olgudur. Pek çok filozof kendilerine mesele ettikleri sorunları tarihteki örnekleriyle işlemeyi, tarihsel süreçleri içinde incelemeyi sever. Öte yandan tarihi, metodolojik bir yaklaşımla ele alıp, sadece olayların bir anlatısı olmaktan çıkaran da yine filozoflar olmuştur. Tarihi anlatıya hem varsayımsal bir retrospektifi hem de teleolojik niyetleri katmış olanlar da yine onlardır. Ancak yine de felsefe ve tarih arasındaki ilişkiyi sadece tarih felsefesinin bir ilgi alanı olarak düşünmek bu ilişkiyi oldukça kısıtlı bir anlama hapsetmek olur.

    Bu kitapta toplanmış olan yazılar işte bu dar perspektifin dışına taşarak, felsefenin kendi tarihiyle ilişkisinden felsefi bir yorum olarak tarihe, ünlü filozofların mektuplaşmalarından tarihin tarihine yöneltilen eleştirilere, historia kavramının değişen anlamından tarihsel bilincin felsefe yapmaktaki yerine kadar pek çok meseleyi ele alarak, felsefe ve tarih arasındaki karmaşık ilişkiyi çözümlemeye girişiyor.

     

    160 s.

    İstanbul 2020

     

    KİTABI SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ