ABC Kitap / Yeni Çıkanlar / 20 Ağustos 2018

ABC Kitap / Yeni Çıkanlar / 20 Ağustos 2018

ABC Kitap''a ulaşmak için iletişim: [email protected]

ABC Kitap editörleri, bu hafta da sizler için "Yeni çıkanlar / Editörün Seçtikleri / Haftanın Kitabı / ABC En Çok Satanlar Listesi" oluşturdular. Editörlerimizin seçkisinde edebiyattan, tarihe, inceleme-araştırma kitaplarından politik eserlere ve hatıra kitaplarına kadar pek çok türde okunmaya değer kitaplar ve yayınevlerinin okurlarla buluşturdukları yeni eserler yer alıyor.

                                                                                                                         YENİ ÇIKANLAR

Emile Durkheim

FELSEFE DERSLERİ

Çeviren:Dença Kartun, Adem Beyaz

Pinhan Yayıncılık

1882 yılının sonbahar aylarında Emile Durkheim henüz 24 yaşındayken Fransa'nın 13 bin nüfuslu Sens kasabasına felsefe öğretmeni olarak atandı ve buradaki lisede dersler vermeye başladı. 1883-1884 döneminin öğrencilerinden biri, daha sonra ünlü ve üretken bir filozof olacak olan Andre Lalande idi. Lalande'ın tuttuğu notlardan oluşan ve seksen temel başlık içeren bu dersler psikoloji, mantık, etik ve metafizik disiplinlerini kapsıyor. Felsefe Dersleri, geçen yüzyılın en etkin bilim dallarından birini yani sosyolojiyi kuracak olan genç bir entelektüelin en temel konuları lise öğrencilerine olabildiğince sade ve anlaşılır biçimde aktardığı bir eserdir.

384 s.

İstanbul 2018

*

Gaston Bachelard

HAYIR DİYEN FELSEFE

Çeviren: Alp Tümertekin

Nora Kitap

Fransa'da ilk kez 1940'ta yayınlanan Hayır Diyen Felsefe, bilim felsefesinde büyük bir yenilenmeyi temsil eder. Bachelard bu büyük eserinde, ampirizm ile rasyonalizmi uzlaştırmaya çalışır. Çünkü ampirizm anlaşılmaya ihtiyaç duyar; rasyonalizm ise uygulanmaya: Ampirik bir yasa, akıl yürütmenin temeline oturtularak kanıtlanır; bir akıl yürütme ise, deneyin temeline oturtularak yasalaştırılır. Gaston Bachelard için “hayır” [non], önceki bilgiyi aşmayı ve onu tamamlamayı simgeler. Bilim felsefesi genellikle birbirine zıt iki aşırılığa düşer: Ya aşırı felsefidir, yani genel prensiplere, a prioriye ve rasyonel değerlere aşırı bağlıdır; ya da aşırı bilimseldir, başka bir deyişle kendini belirli sonuçlarla, aposterioriyle ve deneysel değerlerle kısıtlar. Bachelard'a göre, genel prensiplerin hangi koşullarda belirli sonuçlara yol açabileceğini –ya da bunun tersini– gösteren yeni bir bilim felsefesine ihtiyacımız vardır.

“Günümüzde bilimsel düşünceyi canlandıran çifte devinim felsefi olarak dile getirilebilseydi, a priori ile a posteriori almaşıklığının zorunlu olduğu, ampirizmle rasyonalizmin bilimsel düşünce içinde, birbirlerine zevk ve acıyı birleştiren bağ kadar güçlü ve tuhaf bir bağla bağlı oldukları fark edilecekti. Gerçekten de, bunlardan biri ötekine hak vererek başarıya ulaşır: Ampirizmin anlaşılmaya ihtiyacı vardır, rasyonalizmin de uygulanmaya.”

160 s.

İstanbul 2018

*

Soner Yalçın

BİNBAŞI ERSEVER’İN İTİRAFLARI

Kırmızı Kedi Yayınları

Tarih 23 Ekim 1993.
Çalan bir telefon.
“Ersever'i infaz ettik, sıra Soner'de.” Telefon kapanıyor.

Tarih 4 Kasım 1993.
Binbaşı Ersever, elleri arkadan bağlı, ağzı bantlı halde bulunuyor.
Öldürülmüş. Kafasına iki kurşun sıkılarak.
Ardından yakın arkadaşı itirafçı Mustafa Deniz ile sevgilisi Mahsune Dguebe'nin cesetleri bulunuyor.

Peki Binbaşı Ersever'i kim öldürdü?
Başbakan Tansu Çiller “kendi içlerindeki çatışma” diyor.

Kendi içlerindeki?
Kontrgerilla, JİTEM, itirafçılar...
Kontrgerilla timleri: Anadolu Halk Cephesi... TİT... KAP...
İtirafçılardan kurulu Yıldız Timleri...
Yeşil kod adlı Ahmet Demir...
Faili meçhul cinayetler...

248 s.

İstanbul 2018

*

Tarık Dursun K.

BAĞIŞLA ONLARI

Yapı Kredi Yayınları

“Daha çocukken bir şeyler umdu o; hep bir şeyler bekledi, bir şeyler kurdu.”

Kavgalar, kaygılar, umutlar, yolculuklar, zaferler, aşklar ve yanızlık... Bir tiyatro adamının kişiliğinde, Meşrutiyet yıllarından bugünlere, Türk tiyatrosunun ve sinemasının gerçek insanları, gerçek hikâyeleri: Her geçen gün daha da artan, her yenilginin ardından daha da bilenen bir tutkunun peşinde, zamana, mekâna, sevdaya ve hatta coğrafyaya meydan okuyan bir sahne insanının yaşamı, hatırasını dillendiren dostlarının, meslektaşlarının ve ailesinin serüvenine de ışık tutuyor. Farklı türlerdeki eserleriyle 1950 kuşağının önemli kalemlerinden biri olan Tarık Dursun K., ışıkların henüz yanmadığı ya da biraz önce söndüğü o zaman diliminine götürüyor okurunu; oyunun başladığı yere, sahnenin gerisine.

Sıradanlığı kabul etmeyecekti, hırslıydı, tutkuluydu, üşseverdi. Kendince değil, kendine değil, herkese; eğriye doğruya, güzele çirkine, gence ihtiyara, kadına erkeğe, okumuşa okumamışa; yeni, bilinmedik, tanınmadık; içine girdiklerinde önce yadırgayacakları ama sonra sonra hoşlanıp mutlaka mutlu olacakları, yeniden biçimlenip yeniden kişiliklenecekleri bir dünya kuracaktı.

208 s.

İstanbul 2018

*

Feryal Saygılıgil

BİR KADIN GREVİ

Güldünya Yayınları

Novamed'li kadınların bir yılı aşkın süren hak arama mücadelesi kitap oldu. Düşük ücret verilmesi, hamileliğin takvime bağlanarak sıraya konulması, tuvalete gitmenin önce yasaklanması, sonra dakikalara bağlanması, kadınların aybaşı dönemlerinin sorun olması gibi nedenlerle 83 kadının başlattığı direniş, 448 gün sürmüş ve üç yıllık toplu iş sözleşmesi imzalanarak sonlanmıştı. FMC'ye bağlı olarak 2000 yılından beri Antalya Serbest Bölgesi'nde faaliyetini sürdüren Novamed'te, Petrol-İş Sendikası'na üye 83 kadın işçi, maruz kaldıkları saldırıları bertaraf etmek, sendikalaşma haklarını savunmak için 26 Eylül 2006'da greve çıktı.

Bir yılı aşkın süren grev kadınların direniş ve örgütlenme deneyimlerini, hak arama mücadelelerini gelecek kuşaklara aktarmak açısından oldukça önemli bir grevdi. Sosyolog Feryal Saygılıgil bu direnişi, “Bir Kadın Grevi Serbest Bölge'de Kadın Olmak” ismiyle kitaplaştırdı. “Patriyarkaya Yaklaşım”, “Sınıf Analizinin ve Deneyiminin Önemi”, “Emek, Görünmeyen Emek”, “Sermaye ile Patriyarka Birlikteliği”, “Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Kadın İşçilerin Durumu”, “Türkiye'de Kadının İşgücü Piyasasındaki Durumu”, “Kadın İşçi Sendika İlişkisi” gibi konuların ele alındığı kitapta, serbest bölgelerde çalışan kadınların örgütlenme deneyimleri, direniş stratejileri de aktarılıyor.

243 s.

İstanbul 2018

*

Asaf Halet Çelebi

BÜTÜN YAZILARI

Everest Yayınları

Türkçenin en çarpıcı kalemlerinden biri olan Asa hâlet Çelebi'nin dergilerde kalmış bütün yaıları, söyleşileri, konferansları ve onunla yapılan söyleşiler bu kitapta bir araya geliyor.

Şiirlerinin yanı sıra eleştirel metinleri de oldukça ilgi çeken Çelebi'nin entelektüel merakının ne denli geniş olduğunu görüyoruz bu kitapta. Kendinden once yaşayan şairler, çağdaşı olanyazarlar ve şairler, Hint bilgisi, İstanbul, Mevlana ve Mevlevilik… Sadece dizin bölümüne baktığımızda bile, bu entelektüel ilginin genişliği anlaşılabiliyor.

Şiiri kadar düzyazısı da çok kıymetli bir entelektüelin, okura tesir eden metinleri. Şimdi, bir daha Asaf Halet Çelebi.

736 s.

İstanbul 2018

*

Massimo Montanari

KITLIK VE BOLLUK

Çeviren:Mesut Önen, Biranda Hinginar Çoban

Nika Yayınevi

Bu kitap, Avrupa'da yemeğin tarihini ve bunun iki bin yılı aşkın bir süre içerisinde, Avrupa kültürlerinin evriminde oynadığı rolü ele alıyor. Yemek hayatta kalabilmek ve kültür için bir önkoşul, ulusal ve emperyal ihtirasların itici gücü, üretim ve tüketim biçimi; bölgelerin, sınıfların ve bireylerin kimlik ve statülerinin bir ifade biçimiydi ve hâlâ da öyle.

Zor zamanlarda, yaşamın amacı yemeğin aracı haline gelmişti. Savaş ve dağılma dönemlerinde yağma yaygın hale geldiğinde, yamyamlığa bile rastlanıyordu. Bolluk zamanlarında ise, yemeğin lezzeti ve hazırlanışı onun varlığı kadar önemli hale geliyordu. Massimo Montanari'nin de gösterdiği gibi, yemeğin tarihi garip zıtlıklarla dolu. Yakın zamana kadar halk, etleri ve tahılları tuzlayarak ya da kurutarak saklarken, soylular, daha Roma zamanından beri, yiyecekleri mevsim dışında, örneğin çileği kışın, şeftaliyi ilkbaharda yemeye itibar ederlerdi. Şimdi ise yiyeceklerin çoğu yıl boyu bulunabildiğinden, her şeyi zamanında yemek bir ayrıcalık haline geldi. Vejetaryenlik ete ulaşabilirliğin bir göstergesi oldu. Eskiden diyet ne yediğiniz anlamına gelirken, şimdi ne yemediğiniz anlamına geliyor.

Avrupa'nın yemekle ilişkisi nadiren düz bir ilişki olmuştur. Bu geniş kapsamlı tarih araştırmasında yazar Avrupa'nın sınıfları, bölgeleri ve ulusları, Eskiçağın alışkanlıklarıyla günümüzün sorunları arasında ustaca gidip geliyor. Tüketim, üretim ve lezzetin içiçe geçmiş evrimini inceleyerek, bunların hem geçmişte Avrupa'nın çeşitli kültürleri ve halkları arasında neyi ortaya koyduklarını hem de bugün ne anlama geldiklerini gösteriyor.

224 s.

İstanbul 2018

*

Zülal Kalkandelen

VEGAN DEVRİMİ VE HAYVAN ÖZGÜRLÜĞÜ

Kült Neşriyat

Vegan Devrimi ve Hayvan Özgürlüğü, Türkçede alanında hazırlanmış en kapsamlı telif çalışma olma niteliğini taşıyor. Kalkandelen; konuya ilişkin kabul görmüş dar kanaatler üzerine metinlerarası bir eleştiri kuruyor.

“Gün gelecek, insanlar için adaleti savunanlar, hayvanlar için de adalet isteyecek. Gün gelecek, her duyarlı canlının yaşam hakkı olduğunu herkes kabul edecek. İşte o gün dünya daha yaşanılabilir bir gezegen olacak!”

232 s.

İstanbul 2018

*

Erich Fromm

DİNLEME SANATI

Çeviren:Nurdan Soysal

Say Yayınları

Psikanalizin insan aklını, özellikle bilinçli olmayan kısmını anlama süreci olduğunu söylerken sağlam bir temele dayanıyoruz. Bu da şiiri anlamak gibi bir sanattır. Bütün sanatlar gibi kendi kuralları ve standartları vardır.

  • Bu sanatı uygulamanın temel kuralı, dinleyenin tam konsantrasyonudur.
  • Dinleyenin aklında önemli hiçbir şey olmamalı, hırstan olduğu kadar endişeden de en uygun biçimde kurtulmuş olmalıdır.
  • Dinleyen, kelimelerle ifade etmeye yetecek kadar somut olup özgürce çalışan bir hayal gücüne sahip olmalıdır.
  • Başka bir insanla, diğerinin hissettiklerini kendisinin duyguları gibi hissedecek kadar güçlü bir empati kurma kapasitesine sahip olmalıdır.
  • Böyle bir empati şartı, sevgi kapasitesi için en idealidir. Başkasını anlamak demek onu sevmek erotik anlamda değil, ona ulaşma ve kendini kaybetme korkusunu yenme anlamında demektir.
  • Anlamak ve sevmek birbirinden ayrılamaz. Eğer ayrılarsa bu beyinsel bir süreçtir ve gerçek anlayışa açılan kapı, kapalı kalır.

200 s.

İstanbul 2018

*

Dino Buzzati

TAM O ANDA

Çeviren:Eren Cendey

Can Yayınları

İlk defa 1950'de yayımlananTam O Anda, yazarının deyişiyle metin “parçacıkları”ndan oluşuyor: Kimisi bir sayfayı geçmeyen kısa anlatıların, notların, taslakların, anıların, günce yazılarının, gündelik yaşama dair gözlemlerin, yazarın kimi konular üzerine düşüncelerinin bir araya getirildiği değerli bir tür “kişisel bohça”.

Tam O Anda, Dino Buzzati'nin yüreğini, zihnini meşgul eden meselelerle yazı aracılığıyla hesaplaşmasına dair bir yolculuk. İkinci Dünya Savaşı'nın beraberinde getirdiği umutsuzluk ortamına hiç de uzak olmayan bir dönemde kaleme alınmış bu metinlerde o ruh hali hissediliyor: Akıp giden zamana karşı koyamayışın yılgınlığı, ölümle girişilen daimi düello, bekleyiş, yalnızlık gibi Buzzati'nin poetikasını oluşturan temel izleklerle örülü hepsi. Kimi kurmaca, kimi otobiyografik olan bu metinler, yazar Buzzati'nin özündeki “insan” Buzzati'yi daha yakından tanımamıza olanak sağlayan birer yapboz parçası.

“Yalvarıyorum yaz. İki satırcık olsun yaz, ruhun altüst, sinirlerin laçka olduysa da yaz. Ama her gün. Dişlerini sıksan da, anlamsız saçmalıklar da olsa yaz. Yazmak en gülünç ve en patetik hayallerimizden biridir. Ak kağıt üzerine kara kıvırcık çizgiler çizerek önemli şeyler yaptığımızı sanırız. Gene de senin işin bu, sadece seçtiğin değil, kaderinin sana lütfettiği işin, şayet bir kaçış yolu bulman olasıysa bulabileceğin tek kapı bu. Yaz, yaz. Nihayetinde tonlarca kâğıt atılsa bile, tek bir satır canını kurtarabilir. (Belki).”

288 s.

İstanbul 2018

*

Levent Doyuran

KOLEKTİF BELLEĞİN İNŞASI

Tarih İçerikli Televizyon Dizileri ve Belgeselleri Üzerinden

Cinius Yayınları

Kolektif bellek; korku, heyecan, kaygı içeren duygu yüklü olayları barındırır ve bellekten silinmez. Geçmişte yaşanılan kötü olaylar hafızadan ne kadar çıkarılmak istense de olayın heyecan ve korku yüklü olması o olayın bellekten silinmesini engeller. Dışarıdan gelen küçük bir etki veya bir belirti belleğimizde saklı olanı refleksi bir hareket gibi hatırlamamızı sağlar. Unuttuğumuzu zannettiğimiz bir olay birden bire canlanır ve hatırlanır. Bu hatırlama önce parça parçadır, bir filmin sekansları gibi. Daha sonra bu parçalar birleşir ve bütünü oluşturur.
Geçmişteki olayları yaşayanların yanında, yaşamayan nesillere de olayları öğretme, gösterme kolektif belleğin oluşumuyla, inşasıyla mümkündür. Geçmişte yaşanan özellikle acı olayların yeni nesiller tarafından da bilinmesi ve nesilden nesle aktarılmasıyla inşa edilen kolektif bellek, aynı zamanda tarihin de yeniden inşasıdır ve bu da daha çok geçmişe ait siyasi ve ideolojik içeriklidir. Siyasi ve ideolojik içerik taşıyan kolektif bellek, toplumun veya grubun yaşanan olayları unutmaması ve gerektiğinde kullanması için vardır. Diğer taraftan da geçmişte yaşanmış acı olayların tekrarlanmamasında etkili olabileceği söylenebilir.

Dr. Levent Doyuran

275 s.

İstanbul 2018

*

ABC Kitap