• Berk Yüksel | Korona ve Sersemlik İlişkisi!

    “Her aptal, onu beğenen başka bir aptal bulur.” Boilsau

    Her sersem, kendine benzer bir sersem arayıp buluyor…

    Yok, şu dernek var bilmem ne ülkede onun şu araştırması var, işine gelen bir sonuç bulmuş üzerine atlıyor; yok bir bilim adamı çıkmış dokuz yüz doksan dokuzunun söylediğinin tersine yatayım demiş o da işine gelmiş sersemin hemen paylaşıyor.

    Bitecek gidecek ya…

    Oldu da bitti maşallah ya…

    Sıkıldı ya…

    Bunaldı ya…

    Psikoloji ya…

    İşine ne gelirse veri diye ambalajlayıp paylaşıyor.

    Amacı ne? Eski normale derhal dönecek ya sersem.

    Sersem anlamıyor, dinlemiyor, araştırmıyor.

    “Pandemi” denen şey nedir, bilmek istemiyor!

    En az ama en az 18 ay sürecek muhtemel iki yıl devam edecek bir süreci birkaç ayda bitiririm diyor.

    Nüfusun en az yüzde altmışının geçirmiş olması gerektiği bir hastalığı kendince başlarken bitiriyor!

    Sersem en geç sonbahara tamamen biter diyor, dalgalardan bile haberi yok ya da biliyor da üç maymunu oynuyor.

    Sadece cahil değil sersem, kendi isteğine göre bilgileri işliyor.

    Yani cahil olmayan da basbayağı sersem olabiliyor.

    En başta “aman ne olacak ki” deyip birbirinin evine giden karakterler olarak görmüştük onu,

    Sonra dışarıda maske takmayan…

    Vurdumduymazlık ile… “bize bir şey olmaz, abartmayın, ne olacak ki!” kafası ile öne çıkan…

    Daha sonra 2 gün evde kaldı diye “sıkıldım, çıldırdım” diye kendini sokaklara atıp kilometrelerce yürüyen olarak…

    Laftan anlamayan, kendi keyfine göre davranan, sersemliğini bir diğerine bulaştırmak için elinden geleni yapan…

    Serseme sorsan cevabı hazırdı: “Ne yani sonsuza kadar mı sürecek?” diye…

    Adı üzerinde sersemdi kendisi, bahaneleri vardı…

    Evrimleşememiş insandı, içindeki kontrolsüz açlığın ve insansızlığın kurbanıydı!

    Ortak yönleri şöyleydi:

    Evde sıkılıyordu, kuraldan disiplinden anlamıyordu, herkese “korkak” kendine “cesur” etiketi yapıştırıyordu, tevekkül ayağına yatıp tedbirleri unutuyordu, evinde mutlaka mutsuzdu, dini imanı paraydı…

    Pandemi ne demekti?

    Pandemi, Eski Yunanca’da tüm anlamına gelen “pan” ile insanlar anlamına gelen “demos” kelimelerinden türetilmiş…

    Dünyada birden fazla ülkede veya kıtada, çok geniş bir alanda yayılan ve etkisini uzun süre gösteren salgın hastalıklara verilen genel isim.

    Yüz yıl önceki İspanyol gribinden bu yana bu kadar yıkıcısı yaşanmamış…

    En az iki ama çoğunlukla üç dalga halinde ve iki yıla yakın sürüyor bu salgınlar.

    Bu bilgileri artık herkes biliyor.

    Peki, sersem biliyor mu?

    Gayet iyi biliyor çünkü sersem cahil değil bildiğiniz budala; aklı kıt ve işine gelmeyen veri basmıyor bünyede!

    İşine gelmiyor mu?

    I-ıh… İşine gelmiyor ve aptala yatıyor. Yalan yanlış bilgi yayıyor!

    Menfaatlerine uymuyor ve sersem kendi gerçekliğini kendi minik kafasında yaratıyor. Hazırlanıyor ve ortalığa istifra ediyor:

    “Bitiyor, kurtuluyoruz, hafifliyor, bir aya tamamen bitecek… Hatta bitti havalarda sıcak koy verelim gitsin gari…”

    Kendisi de ciddi ciddi inanıyormuş gibi yapıyor!

    “Güzel düşün güzel olsun” bir niyet beyanıyken, sersem bununla yetinmiyor. Objektif bilgiyi umursamıyor, kendisi yalan yanlış bilgi kırıntılarından yeni bir kopyala yapıştır veri yaratarak ondan bir algı doğurup, özümseyip bunu ahmakça yaymaya çalışıyor…

    Krizi geçince sersem, sakince alınıp beyaz gömlek giydirilerek eksik olan akıl sağlığı tamamlanmak üzere gerekli kurumun önüne gülümseyerek bırakılıyor.

    Sersem işine gelen gerçekliği üreten bilgileri işleme kapasitesi olsa da isteğine göre seçerek işleyen ve sadece güneşe bakarak her yerin aydınlık olduğunu varsayan karakter olarak hikâyede ibret alınacak ama yaptığı yapılmayacak yanlışlıklar temsilcisi rolünü oynuyor.

    Bunlardan birkaç tane olması tolere edilebilirken, polyannacılığı bir gerçeklikmiş gibi sunan birçoğunu görmek hoşgörü sınırlarını zorlayabilmekte…

    Hep bir ağızdan, “Düşüş trendi, normalleşme, virüsle savaşı kazandık” bilim dışı, anlamsız sohbetleri tek gerçeklik haline getirilirse, sersemin sersemliği sadece gülünecek bir şey olmaz ve ateşle oynayan sersemlik topluma yayılırsa işte o zaman hepimiz yanarız!

    Korona da, cehalet de, karanlık da en çok sersemi sever!

    Sersem, herkesin çevresinde bulunan sadece kendi menfaatini ve isteklerini düşünen budaladır!

    Onun sunduğu ahmakça gerçekliği kabul etmeyip, sersemleşmeyelim!

    Çok uzun bir sürecin daha başlarındayız ve bu işin şakası yok…

    Sersemliğin vebalinin altından kalkamayız!

     

    “Aydınlıktan kurtulduk biz. Karanlığa azmimiz!” Turhan Selçuk