Bir işkence davasında 11 yıl: MHP'li isimler, Denizbank Şube Müdürü, Yargıtay kararı...

Bir işkence davasında 11 yıl: MHP'li isimler, Denizbank Şube Müdürü, Yargıtay kararı...

Bugün okuyacağınız haber, sıradan bir suç haberinden çok daha öte. Bir çetenin işlediği işkence suçunun içine siyasi partilerin, yargının, özel bir bankanın bulaştığı 11 yıldır devam eden bir garabetin hikâyesini okuyacaksınız.

Ali Isıyel - ABC Gazetesi

Olay, 14 Nisan 2011 tarihinde yaşandı. Bodrum'da işyeri işleten E.D., İzmir'de yaklaşık 10 yıldır birlikte olduğu Yasemin Kılıç (Daha sonra Zeki Akbulut ile evlenerek Akbulut soyadını aldı) ile ortak yaşadıkları eve geldi. Bu sırada 4 kişi evde bekliyordu. E.D.'ye bu dört kişi 2.5 saat boyunca işkencede bulundu. İşkencecilerden biri olan MHP'li Zeki Akbulut ile Yasemin Akbulut olaydan bir hafta önce nişanlandıklarını iddia etti.

Davanın bir ucu İzmir'de, diğer ucu Karabük'te. 2011 yılının nisan ayında meydana gelen olayın ardından, işkenceye uğrayan E.D.’nin hukuk mücadelesinde yaşananlar küçük bir Türkiye panaroması sunuyor. Ne var ki birazdan okuyacağınız tüm olaylar sonrası henüz kimse hapse girmedi.

Kronolojik olarak olayı en başından anlatmaya başlayalım…

Bankacı emeklisi E.D.’nin işleri bozulup da ekonomik durumu kötüleşince İzmir'deki işini kapatıp Bodrum'daki işiyle ilgilenmeye başladı. Bu süreçte, Yasemin Akbulut ile devam eden 10 yıllık bir birlikteliği bulunuyordu. E.D., İzmir'deki dükkanını kapatıp Bodrum'daki işine devam etmeye başladıktan sonra yaklaşık 2 haftada bir İzmir'e gelip gitmeye başladı. E.D. İzmir'e geldiğinde Yasemin Akbulut ile birlikte, işkencenin meydana geldiği ortak evde veya bazen de E.D.'nin annesinde kalıyorlardı.

Olay günü

13 Nisan 2011 tarihinde E.D., İzmir’deki evine geldi. Bize ve mahkemeye verdiği ifadeye göre; normalde Bodrum’dan İzmir’e giderken Yasemin Akbulut'a haber verirken bu kez habersiz bir şekilde İzmir’e gitti. Yasemin Akbulut ile birlikte yaşadıkları eve kendisinde bulunan anahtarla girdi. Yine E.D.'nin ifadesine göre; Yasemin Akbulut, E.D.'nin eve geldiğini görünce o gece arkadaşının evine gitti ve kendisine işkence edecek kişilere haber verdi.

O gün evde kalan E.D., ertesi gün dışarı çıkarak market alışverişi yaptı. Olay tarihinde 54 yaşında olan E.D.'nin ifadesine göre; daireye girdiğinde tanımadığı 4 kişiyle karşılaştı. İçeri girer girmez bu 4 kişin üzerine çullandı. İşkenceciler, kendisini bağlayıp salona taşıdı. Burada yaklaşık 2.5 saat boyunca işkence gördü. Öte yandan; E.D.'nin işkence sırasında kafa derisinin bıçakla kesilip tuz döküldüğü iddiası da adli tıp raporlarınca doğrulandı.

İşkencecilerin isimlerinin daha sonra Zeki Akbulut (90'lı yıllarda Ülkü Ocağı Başkanı, dönemin MHP Karabük İl Başkan Adayı ve Güzay Beton Yönetim Kurulu üyesi), Mümin Necip Bayraktar, Musa Yerlikaya ve Hasan Ali Karakurt ya da Hacı Kadir Karakurt olduğu öğreniliyor. 2016 yılına kadar son işkencecinin Hasan Ali Karakurt’un ağabeyi Hacı Kadir Karakurt olduğu sanılıyordu. Ne var ki, 19 Nisan 2016’da yani İzmir 3’üncü Asliye Ceza Mahkemesinde görülen son davadan 5 ay sonra Hasan Ali Karakurt işkence çetesinin içinde kendisinin olduğunu söyleyerek suçu üstlendi.

"Ne zamandır bir komünist düşmüyordu elimize"

Birbirlerine ‘amirim’, ‘müdürüm’ gibi hitaplarla seslenen işkenceciler, tam 2.5 saat boyunca E.D.’ye işkencede bulundu. E.D., "Beni tehdit ettiklerinde onlardan aman dilemedim. Ülkücü olduklarını anlayınca onlara ‘faşistler’ diyerek tepki gösterdim. Bunun üzerine ‘Ne zamandır bir komünist düşmüyordu elimize’ diyerek işkencenin dozunu artırdılar" diyerek o günü anlattı.

Adli tıp raporlarında E.D.’nin işkence sonrası hâlinin fotoğrafları mevcut. Ancak davanın hâlâ devam etmesi, mağdurun kişisel gizliliği ve rahatsız edici görüntüler nedeniyle bunları yayımlamıyoruz.

Baz istasyonu kayıtları

13 Nisan 2011 saat 21.58’de Yasemin Akbulut ile E.D.’nin telefonda konuştuğu baz istasyonu kayıtları mahkeme tutanaklarına da yansımış durumda. 

Kayıtları saat saat, olayların akışına göre inceleyelim…

21.58’de Zeki Akbulut Musa Yerlikaya’yı arayarak 17 saniyelik bir görüşme gerçekleştiriyor. 21.59’da ise Yasemin Akbulut ile E.D. telefon görüşmesi yapıyor. E.D.’nin ifadesine göre bu konuşmada Yasemin Akbulut, E.D.’nin İzmir’de olduğunu öğrendi. Aynı dakika içerisinde Yasemin Akbulut ile Zeki Akbulut’un telefon görüşmesi baz istasyonu kayıtlarına yansıyor. E.D., bu görüşmede Yasemin Akbulut'un kendisinin İzmir’de olduğunu Zeki Akbulut’a haber verdiğini iddia ediyor.

Baz istasyonu kayıtlarındaki konum bilgilerine bakılınca Zeki Akbulut’un 13 Nisan 2011 saat 23.30 sıralarında Karabük’ten yola çıktığı anlaşılıyor. Saat 04.20 sıralarında Manisa’dan Yasemin Akbulut ile konuşan Zeki Akbulut, 05.15’te İzmir’de görülüyor. Bu sıralarda Yasemin Akbulut’tan E.D. ile birlikte yaşadıkları evin anahtarını aldığı düşünülüyor.

Zeki Akbulut ve diğer 3 işkenceci, E.D.’nin evde olmadığını anlayınca anahtarla eve giriyor. Gün boyunca 4 kişinin evde kaldığı tahmin ediliyor. Zira baz istasyonu kayıtları 4 kişinin de gün içerisindeki aramalarını bu konumdan yaptıklarını ortaya koyuyor.

Saat 21.00'de E.D. eve geliyor. Bu esnada işkence başlıyor ve 23.30’a kadar sürüyor. İşkenceyle geçen 2.5 saat boyunca Zeki Akbulut yalnızca Yasemin Akbulut ve Denizbank Karabük Şube Müdürü Arif Çakır ile iletişime geçiyor. Yine kayıtlara göre 23.40’ta Zeki Akbulut yalnızca Arif Çakır ile iletişime geçiyor. Olay anında ve olay sonrasında iletişime geçtiği Yasemin Akbulut dışındaki tek kişinin Arif Çakır olması, saat itibarıyla da Arif Çakır’ın olaylardan haberdar olduğu yönündeki şüpheleri güçlendiriyor. 

E.D., işkence sırasında bir kadının eve geldiğini ve kendisinin kadına gösterildiğini öne sürüyor. Sırtının dönük olduğunu söyleyen E.D., "İşkencenin sonlarına doğru beni Yasemin’e gösterdiler. ‘Biz adamı böyle yaparız’ dediler. Topuklu ayakkabı sesinden bir kadın olduğunu anladım ve Yasemin olduğunu tahmin ettim" ifadelerini kullanıyor. Baz istasyonu kayıtlarında Yasemin Akbulut'un 23.15'de evin 200-300 metre yakınlarında olduğu ve 23.20 sıralarında ise binanın konumunda olduğu görülüyor.

Yine baz istasyonu kayıtları ve mahkeme tutanakları incelendiğinde; Zeki Akbulut’un Mümin Necip Bayraktar ve Musa Yerlikaya ile birlikte Karabük’e doğru olayın ardından yola çıktığı anlaşılıyor. Hasan Ali Karakurt ya da Hacı Ali Karakurt ise (ifadeler değiştiği için kesin bir şey söyleyemiyoruz) Yasemin Akbulut'u alarak İzmir’in Torbalı ilçesine götürüyor.

Burada bir parantez de Arif Çakır’a açmak gerekiyor…

Zira Çakır, İzmir davası sonuçlanmasına yakın Karabük’te açılan bir başka davada Zeki Akbulut’la hiçbir samimiyeti olmadığı yönünde şahitlik yaptı. Karabük’teki davaya haberin devamında değineceğiz. Ancak E.D. yaptığımız görüşmelerde, Yasemin Akbulut'a işkence olayından sonra Denizbank Karabük şubesinde işe başladığını öğrendiğini söyledi. E.D., konuya ilişkin Denizbank insan kaynaklarına ve hukuk işleri departmanına yazı yazdı. Banka tarafından mahkeme tutanakları istendi. E.D. mahkeme tutanaklarını göndermesine rağmen bankanın kendisine "Mahkeme sonucunu bekleyeceğiz" yanıtını verdiğini söyledi. E.D., "Böyle bir şüphenin olması bile bankacılık sektörü için çok ciddi bir durum. Bu kabul edilemez" ifadeleriyle durumu anlatıyor.

İşkencenin açığa çıkması

Saat 23.30 sıralarında işkenceciler E.D.’yi bir battaniyeye sararak evin 300 metre ilerisinde bulunan boş bir arsaya attı. Burada şans eseri bir taksi şoförü fark edip aracına aldı. Taksi şoförü, yaralı adamı evinin önüne kadar götürdü. E.D., burada kendi arabasına binerek hastaneye gitti. Hastane önünde ise yere yığılan E.D. hemen acil servise kaldırıldı.

Gözünü açtığında polis memurlarıyla karşılaştığını ama olayı o anda henüz tam olarak anlayamadığını söyleyen E.D., ailesinin ve işkencecilerin elinde rehin tutulabileceği şüphesiyle Yasemin Akbulut'un canından endişe ederek ilk anda ifade vermediğini söyledi. Telefonuna işkencecilerin el koyması nedeniyle ailesine haber veremeyen E.D., doktorların da onayı ile o akşam içinde bulunduğu fiziksel durumdan ötürü ifade vermedi.

Ertesi sabah ailesiyle konuşan E.D., daha sonra ifade vermek için polis karakoluna götürüldü. İfade sırasında tekrar fenalaşarak ambulansla yeniden hastaneye kaldırıldı. Bu nedenle ilk ifadesini ancak öğle saatlerinde verebildi.

E.D.’nin ifadesinin gecikmesi nedeniyle bir polis memuru ancak 15 Nisan 2011’de Yasemin Akbulut'u arayabildi. Kayıtlara göre bu arama da saat 17.07’de gerçekleşti. Yaklaşık 5 dakikalık bir telefon görüşmesinin ardından Yasemin Akbulut, saat 17.12’de önce Zeki Akbulut’u ardından 17.13’te Hacı Kadir Karakurt ya da Hasan Ali Karakurt’u aradı. Bu dakikadan itibaren aralarında avukatların da olduğu bir dizi telefon görüşmesi yapıldı.

Saat gece 00.00 sıralarında Yasemin Akbulut teslim oldu. İlk ifadesini veren kadın, 3 saat sonra avukat nezaretinde verdiği ikinci ifadesinde, ilk ifadenin büyük bölümünü değiştirdi. İlk ifadesinde olay günü E.D.’yi önden eve yolladığını, kendisinin terzide işi olduğunu ve E.D.’nin evde 4-5 kişi tarafından tuzağa düşürülerek darp edildiğini bildiğini söyledi. Ancak 3 saat sonra avukat nezaretinde verdiği ifadede bu beyanını değiştirip olaylardan habersiz olduğunu öne sürdü.

Yasemin Akbulut'un ifadesi, tanıklık sonrası yalanlandı

İkinci ifadesinde, yani olaydan iki gün sonra, Yasemin Akbulut E.D.’yi 10 yıldır tanıdığını ancak kendisiyle birlikte olmadıklarını iddia etti. Yasemin Akbulut'un '6 ay önce benden anahtarı zorla aldı' iddiasına yanıt veren E.D. ise, "Madem anahtarını zorla aldım neden 6 aydır kapının kilidini değiştirmedi?" sorusunu yöneltti.

Yasemin Akbulut, ifadesinde Zeki Akbulut ile bir süredir birlikte olduklarını ve olay gününden 1 hafta önce de nişanlandıklarını söyledi. Ancak E.D., ikilinin nişanına ailelerin bile katılmadığını, mahkemeye ise nişana ilişkin hiçbir delil sunulmadığını iddia etti.

Yasemin Akbulut, olay günü Zeki Akbulut’un şans eseri İzmir’de olduğunu ve evin bir anahtarının da zaten kendisinde olduğunu söylemesine rağmen baz istasyonu kayıtları Yasemin Akbulut'un bu ifadesini yalanlıyor. Öte yandan Yasemin A.’nın ifadesinde Zeki Akbulut’un olaydan önceki gün İzmir’deki evde kaldığı beyanı yer alıyor. Bu da baz istasyonu kayıtlarıyla yalanlanıyor. Olaydan bir gün önce Zeki Akbulut’un Karabük’te olduğu görülüyor.

Yasemin Akbulut, değiştirdiği ifadesinde E.D. ile bir birlikteliği olmadığını beyan etti. Bunun üzerine E.D. şikâyette bulundu ve tanıklar dinlendi. Dönemin Manisa Tabip Odası Başkanı Gökhan Erman, olaydan iki ay önce Yasemin Akbulut ve E.D. ile birlikte yemek yemişti. Dr. Erman tanık ifadesinde ilişkiyi doğruladı ve "İkilinin sosyal çevresinde ilişkileri biliniyor" yönünde ifade verdi. İşkencenin gerçekleştiği evde E.D. ve Yasemin A.’nın birlikte yaşadığı da daha sonra telefon kayıtlarıyla belgelendi. Elimizde E.D. ve Yasemin Akbulut'un 10 yıl boyunca birlikteliklerini kanıtlar nitelikteki fotoğrafları da bulunuyor. Ancak bunları da ikilinin özel yaşamlarına saygıdan ötürü yayımlamıyoruz.

Bir başka yalan: 2 kişi olduklarını söylediler

Yetkililere ve mahkemeye söylenen yalanlar bunlarla sınırlı kalmadı. İlk ifadelerinde 2 kişi olduklarını söyleyen işkencecilerin, E.D.'nin ısrarları sonrası aslında 4 kişi oldukları anlaşıldı. Savcılığın girişimleri sayesinde diğer iki kişi de açığa çıkarıldı. Daha önce sadece Zeki Akbulut ve Mümin Necip Bayraktar bilinirken, E.D.'nin şikâyeti ve savcılığın tespiti üzerine işkence sırasında Hacı Kadir Karakurt ve Musa Yerlikaya'nın da evde olduğu belirlendi.

Yargıyı 5 yıl 'yalanla' uğraştırdılar: Hasan Ali Kurt suçu üstlendi

Hacı Kadir Karakurt’un kardeşi Hasan Ali Karakurt, olaydan tam 5 yıl sonra ortaya çıktı. Suçu üstlenen Hasan Ali Karakurt, İzmir’deki kararın açıklanmasının ardından 4 ay sonra dilekçe verdi. Yaşanan bu olay sonrası E.D., cezaların yükseltilmesi talebiyle kararı temyize taşıdı. 

İzmir’deki davanın sonuçlanması

İzmir 3’üncü Asliye Ceza Mahkemesinde görülen davanın hâkimi Cengiz Çoban, son duruşmaya 10 Aralık 2014 tarihinde katıldı. Bu tarihte işkence çetesinin içerisinde Hacı Kadir Karakurt olduğu düşünülüyordu. Duruşma sonunda sanık Hacı Kadir Karakurt hakkında eylemin sübutu hâlinde TCK’nin 37/1 maddesi yollamasıyla TCK’nin 86/1, 86/3-e ve 87/3 maddelerinin uygulanması ihtimaline binaen CMK 226 maddesi gereğince ek savunmasının alınması amacıyla Karabük Asliye Ceza Mahkemesine talimat yazılmasına karar verildi. Duruşma ise 25 Şubat 2015 tarihine ertelendi.

Yeni hâkim kararını 8 Aralık 2015 tarihindeki duruşmada verdi. Buna göre; Zeki Akbulut ‘kasten ve silah niteliği taşıyan cisimle yaralama’, ‘ağır yaralama’ ve ‘hürriyetten alıkoyma suçlamalarıyla 8 yıl, Mümin Necip Bayraktar aynı suçlardan 8 yıl, Yasemin Akbulut ‘azmettirme’ suçlamasıyla 4,5 yıl, Musa Yerlikaya ve Hacı Kadir Karakurt ise aynı suçlara ek olarak ‘birden fazla kişiyle tehdit etme’ suçundan 10,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Yargıtaydan tuhaf karar: Cezaları bozdu!

Ne var ki üst mahkeme, cezaların yerinde olduğuna hükmederek cezaları onadı. Bununla da kalmayan Yargıtay, Yasemin Akbulut'un E.D.’nin ‘görüşme konusunda ısrarcı olduğuna’ yönelik beyanını esas aldı ve Zeki Akbulut’u olay günü Yasemin Akbulut'un ‘nişanlısı’ olduğu için ‘tahrik’ indirimi uygulanıp uygulanamayacağı yönünde araştırma yapılması için kararı bozdu. Ancak, Türk aile yapısını gerekçe gösteren Yargıtayın yeniden inceleme kararına karşın akıllara bazı sorular geliyor.

Soruları sorduğumuz E.D. de şöyle yanıtlıyor:

Farklı mahkemeler ve tanıklılıklar sonucu Yasemin ile aramdaki ilişki kanıtlanmıştı. Şimdi soruyorum; hangi Türk aile yapısına ilişkin gelenek 10 yıldır devam eden bir ilişkinin sonucunda kadının bir başka erkekle birlikte olmasını normal karşılıyor? Hangi Türk erkeği, nişanlısının başka bir erkekle yaşamasına izin verir? Nasıl oluyor da kilidi değiştirmesini sağlamıyor? Yasemin’in nişan olayı da inandırıcı değil. O sırada İzmir’de Türk Ekonomi Bankası’nda çalışıyor. Olay ortaya çıkınca da bankaya hiç uğramadan Karabük’e götürülüyor. Tam 6 gün sonra da ailelerin dahi olmadığı bir ortamda alelacele nikâh yapılıyor. İzmir’de ortak yaşadığımız ve işkenceye uğradığım evi de 1 ay sonra boşaltıyorlar. Zeki’nin ve Yasemin’in ifadelerinin tamamının yalan olduğu mahkemece de belirleniyor zaten. Cengiz Çoban’ın ardından mahkemeye atanan yeni hâkim son 4 celsede bulundu. Takdir hakkını kullanıp Yasemin’e haksız tahrik indirimi uyguladı. Sözümona 6 ay önce zorla anahtarı almışım da Yasemin eve gidemiyormuş. Ancak ne hikmetse evin kilidi 6 ay boyunca değiştirilmiyor. Zaten olaydan 2 ay önce Manisa Tabip Odası başkanının Yasemin ile birlikte yediğimiz yemeğe ilişkin tanıklığı da bunu gösteriyor.

Karabük’teki dava

Tutarsızlıklar silsilesi, Karabük’te görülen 'kişilerin huzurunu kaçırmak' suçlamasıyla açılan davada da sürdü. Davanın ikinci duruşmasında, işkence günü Zeki Akbulut’un görüştüğü tek kişi olan Denizbank Karabük Şube Müdürü Arif Çakır tanık olarak dinlendi. Bir başka tanık ise dönemin AK Parti Karabük Milletvekili Mehmet Ali Şahin’in basın danışmanı ve Karabük’te tanınan bir yerel gazeteci olan Ergün Başkaya idi.

Denizbank’ın davaya dahli: Şube personeli yalancı tanık olarak kullanma girişimi

Yasemin Akbulut, E.D.'nin kendini rahatsız ettiğini söyleyerek savcılığa şikâyette bulundu. Tanık olarak ise Arif Çakır ve Ergün Başkaya'yı gösterdi. Denizbank Karabük Şube Müdürü Arif Çakır, savcılığa ifade verdi ve E.D.’nin kendisini arayarak Yasemin Akbulut aleyhinde ifadeler kullandığını söyledi. Bunun üzerine iddianame hazırlandı ancak Çakır duruşmada 'E.D.’nin Yasemin Akbulut'u rahatsız ettiğine şahit olmadığını' söyleyerek kısmen geri adım attı. Çakır buradaki ifadesinde Zeki Akbulut’la hiçbir samimiyeti olmadığını da öne sürdü.

Öte yandan, 2 tanığın üzerine Zeki Akbulut'un da aralarında olduğu 3 kişi daha tanık gösterildi. E.D.'nin iddiasına göre daha sonra gösterilen tanıklar Zeki Akbulut'un adamlarıydı.

Telefon kayıtları ise Çakır'ın ifadesiyle çelişiyor...

Yasemin Akbulut, Karabük’teki davanın duruşmasında verdiği ifadede E.D.’nin Denizbank Karabük şubesinin personellerini aradığını, kendisinin aleyhinde ifadelerde bulunduğunu beyan etti. Mahkemenin ve E.D.'nin talebi üzerine Denizbank Genel Müdürlüğünün mahkemeye gönderdiği yazıda bu iddianın yalan olduğu ortaya çıktı. 

Mahkeme, yüklenen 'kişilerin huzurunu kaçırmak' suçlamasının sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması gerekçesiyle E.D.’nin beraatine karar verdi. Böylece Denizbank Karabük Şube Müdürü de dahil olmak üzere, E.D. aleyhinde gösterilen tanıkların beyanlarının gerçekdışı olduğu mahkemece de kabul edilmiş oldu. İzmir'deki mahkemede de E.D., 'konut dokunulmazlığının ihlâli' suçlamasından beraat etmişti.

Denizbank Şube Müdürü’nün tanık olduğu duruşmada basına hakaret: Hâlâ bankada çalışıyorlar!

Karabük’teki davanın duruşmasında yaşanan bir başka ilginç olay ise E.D.’nin ısrarları üzerine tutanağa geçirildi. Tanık olarak ifade veren Zeki Akbulut, "Yasemin Akbulut benim eşim olmaktadır. Kendisi bana E.D. isimli şahsın sürekli telefonla kendisini rahatsız ettiğinden bahsetmişti. Ayrıca sol gazetelerde benim ve eşim hakkında asılsız iddialar ileri sürerek beni ve eşimi toplum önünde küçük düşürmeye çalışıp rahatsız etmiştir. Birtakım devlet düşmanı sol gazetelere birtakım uydurma haberleri servis etmiştir. Davaya ilişkin bilgim bundan ibarettir" diye konuştu. 

E.D.’nin aynı duruşmadaki ifadesinde ise şu sözler yer aldı:

İzmir’deki davadan beraat ettim. Bana yönelik işkence iddialarında bulundum. Karşı tarafta bulunan Yasemin ve Zeki Akbulut birlikte ceza aldılar. Bu davanın, İzmir’deki davayı geciktirme amacıyla açıldığını düşünüyorum. Denizbank Şube Müdürü Arif Çakır’ı aradığım doğrudur ancak rahatsız etmek amacıyla değil, başımdan geçenleri anlatıp İzmir’de bana işkence yapan diğer iki kişiyi bulmak amacıyla telefon açtım.

Burada, E.D.’nin ifadeleriyle, İzmir’deki davanın Karabük’teki dava sonucu beklendiği için uzaması birbirini destekleyen iki olay olarak karşımıza çıkıyor.

E.D., dava sırasında verilen çelişkili ifadelere de dikkat çekerek, "Arif Çakır’ın savcılık soruşturma ve kovuşturma aşamasında verdiği beyanlar arasındaki çelişkiye dikkat edilmesini istiyorum. Karşı taraf İzmir’deki dosyayı uzatmak için elinden geleni yapmıştır. 15 celse mazeret dilekçesi göndermiştir. Dosyada karar çıkmıştır ancak şu an Yargıtay incelemesindedir" ifadelerini kullandı.

Kendisinin de eski bir banka müdürü ve müfettişi olduğunun altını çizen E.D., "Arif Çakır ve Yasemin Akbulut'un beyanlarının yalan olduğu mahkemece belirlendi. Ceza alan bir ülkü ocakları başkanı, Denizbank’ı kullanarak tüm özgür basın ve sol gazetelere ‘vatan haini’ suçlaması yapmıştır. Bu Türkiye’deki tek örnektir. Eski bir banka müfettişi olarak söylüyorum; bu olay hem Arif Çakır’ın hem de Yasemin A.’nın tazminatsız iş akitlerinin feshini gerektirir. Banka yönetiminin bu iki personeli çalıştırmayı geçin, soruşturma açıp suç duyurusunda bulunması gerekirdi" diye konuştu.

Son edindiğimiz bilgilere göre; işkence olayının üzerinden 10 yıldan uzun zaman geçmesine rağmen Arif Çakır ve Yasemin Akbulut hâlâ Denizbank Karabük şubesinde çalışmaktadırlar.

Adli tıp raporları

E.D.’nin adli tıp raporlarında işkencenin boyutu da gözler önüne serildi. Ege Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından verilen raporda yer alan bilgiler şöyle:

  1. Gözde sola-yukarı nistagmus (istemsiz hareket, seğirme)
  2. Kaburgada darbe sonucu zedelenme ve kırıklar
  3. Üst dudakta 2 cm kesik ve ödem
  4. Kafa arkasında bıçak kullanımıyla 3 cm kesik
  5. Kulak hasarı sebebiyle vertigo nöbeti

Ege Üniversitesinden alınan adli tıp raporunda 10 farklı darp tespit edildi. Söz konusu darbelerin hayati tehlike oluşturmadığı ancak basit tıbbi müdahale ile de tedavi edilemeyecekleri ifade edildi. Öte yandan psikolojik rapor için de şerh düşülmüş ve travma sonrası stres bozukluğu yaşayıp yaşamadığı 6 ay sonra yapılacak psikolojik muayene sonucu kesinleşeceği ifade edilmişti. E.D.’nin kişisel hakları nedeniyle bu psikolojik raporu yayımlamıyoruz.

Dava devam ediyor

Yargıtayın İzmir’deki davanın hükmünü bozma kararının ardından davaya yeniden bakılacak. Duruşma 3 Şubat 2022 saat 10.30’da İzmir 3’üncü Asliye Ceza Mahkemesinde görülecek. Burada Hasan Ali Karakurt ve Hacı Kadir Karakurt ile yüzleştirme yapılacak. Konuya ilişkin konuştuğumuz E.D., "Bu iki caniyi tam 10 yıl boyunca hem Arif Çakır hem de Yasemin Akbulut yargıdan sakladı. Bilindiği üzere olay günü yani 14 Nisan 2011 akşamı Yasemin Akbulut'u eve getiren ve ertesi gün Torbalı’ya götürüp geri dönerek delilleri yok eden, benim eşyalarımı evden alan, Yasemin Akbulut ile birlikte Hacı Kadir ya da Hasan Ali Karakurt" ifadelerini kullandı.

Yüzleşme dolayısıyla bu duruşma davanın seyri açısından büyük önem teşkil ediyor. ABC Gazetesi olarak biz de o gün duruşmanın takipçisi olacağız.

Önceki ve Sonraki Haberler
ABC Kritik