Dr. Çağlar Ezikoğlu | Üniversitelilerin Uzaktan Eğitimle İmtihanı

Dr. Çağlar Ezikoğlu | Üniversitelilerin Uzaktan Eğitimle İmtihanı

16 Mart itibariyle mevcut salgın koşulları sebebiyle eğitime ara verilen üniversiteler bilindiği üzere 23 Mart’tan itibaren uzaktan eğitim ile eğitim-öğretim

16 Mart itibariyle mevcut salgın koşulları sebebiyle eğitime ara verilen üniversiteler bilindiği üzere 23 Mart’tan itibaren uzaktan eğitim ile eğitim-öğretim faaliyetlerine devam etme kararı almıştı.  Türkiye’deki akademinin öğretim elemanları içerisinde yer alan bir parçası olarak üniversitelerin uzaktan eğitim ile olan imtihanını değerlendirmeye çalışacağım bu yazıda. Aslında bu uzaktan eğitim anlayışı 81 ildeki her üniversitede tam anlamıyla aynı seviyede seyretmiyor, öncelikle bunu belirtmek gerek. Bu noktada üçlü kategoride bir ayrım yapmanın faydalı olduğunu düşünüyorum. Birinci kategoride yer alanlar, özellikle büyükşehirlerde varlıklarını sürdüren vakıf üniversiteleri. Bu üniversiteler YÖK tarafından alınan uzaktan eğitimle dönemi tamamlama kararının akabinde hızlı bir şekilde uzaktan eğitim metotlarıyla derslerini sürdürdüler. Özellikle daha köklü vakıf üniversitelerinde internet olanaklarından tutun da teknik altyapılara kadar üniversitelerin güçlü özellikleri öğrencilerin bu noktada çok da fazla sıkıntı yaşamamasını sağladı. Tabi burada E-5 ya da tabela üniversitesi olarak nitelendirilen bazı vakıf üniversitelerinin akademik kadroları ücretsiz izne çıkartma girişimleri veya öğrenci harçlarını iade etmemelerine rağmen devletten kısa çalışma ödeneği almak için başvuru yapma girişimleri de gözümüze çarpacaktı. Vakıf üniversitelerinden sonraki ikinci kategori de ise, köklü ve büyük devlet üniversiteleri. Sayıları nispeten daha az olan bu üniversiteler ise özellikle daha önce de uzaktan eğitim tecrübelerine sahip olmalarının avantajını çok iyi kullandılar. Ankara özelinde Ortadoğu Teknik Üniversitesi, Gazi Üniversitesi veya Ankara Üniversitesi’nin Uzaktan Eğitim Merkezleri uzaktan eğitim kararından sonra hızlıca aksiyon alıp öğrencilerin çevrimiçi derslere katılımlarını sağlayabilecek sistemleri oluşturarak derslere devamlılığı belirli bir seviyede tutmayı başardılar.

Üçüncü kategoride ise akademik bir personeli olarak esasında yazının genelinde daha çok değerlendireceğim taşra üniversiteleri var. Aslında bu değerlendirme Türkiye’deki üniversitelerin %80’ini oluşturan bu kategorideki kurumların uzaktan eğitime ne kadar hazırlıksız olduğunu ve bu imtihanı ne kadar başarısızlıkla sürdürdüğünü bizlere gösteriyor. Kendi özelimde yaşadıklarımın diğer taşra üniversitelerindeki gözlemlerimle desteklenmesi ile bu konuda rahatça genelleme yapabileceğimi düşünmekteyim. YÖK tarafından alınan karara müteakiben öncelikle taşradaki üniversitelerin büyük çoğunluğu öncelikle hiçbir şey olmamış gibi davranma eğilimine girdiler. Bu eğilimin temel sebebi ise elbette bu kurumların büyük çoğunluğunun uzaktan eğitime dair tek bir tecrübesinin dahi olmamasıydı. Birkaç hafta sonra ise bu kurumlar harekete geçerek teknik altyapılarının elverdiği müddetçe verimliliği ve elverişliliği tartışmalı uzaktan eğitim platformları kurdular.

Peki bu platformlar öğrencilerin ihtiyacını sağlayacak ve evrensel açıdan uzaktan eğitim ilkelerini yürütebilecek bir şekilde mi çalıştı? Hayır, ama bunun sebebi sistemler değil, onu işler hale getirecek öğretim elemanlarının var olmamasıydı. Özellikle son yıllarda artan akademideki liyakatsiz kadrolaşma ve bunun yarattığı vasat akademisyen portföyü burada karşımıza en acımasız bir şekilde çıktı. Kurulan sistemlere sadece ders notu yükleyen, süreç içerisinde öğrenci ile iletişim kurmaktan her fırsatta kaçınan, araştırma yayın yapma veya ders anlatma noktasında seviyeleri sıfıra yakın olup derslerin online anlatılmasını isteyen öğrencilere ‘yüz yüze olmadığı sürece anlamazsınız’ diyerek kendilerini büyük akademisyen olarak görüp bu istekleri geri çeviren akademisyenlerin varlığı burada en büyük engel olarak karşımızda duruyor. Zaten Türkiye’deki eğitim sisteminin yetersizliği ile üniversitelere gelmiş öğrenci kitle, karşısında bu vasat akademisyen kitleyi görünce dersleri takip etmekten ziyade sosyal medyada gezinmeyi tercih ediyor. Bu arada özellikle taşra üniversitelerinde okuyan bazı öğrencilerin 2020 yılında bilgisayar-internet sorunları ile uğraşması cabası.

Peki özellikle taşradaki üniversitelerde ne yapılmalı;

  1. Üniversite yönetimleri çevrimiçi (online) dersleri kolay yürütebilecek sistemleri geliştirmeli
  2. Bu çevrimiçi (online) dersleri yapmak öğretim elemanının inisiyatifine bırakılmamalı, geçerli sebepler haricinde her öğretim elemanına bu konuda zorunluluk getirilmeli
  3. Üniversite kurulları tarafından öğretim elemanları uzaktan eğitim boyunca denetlenmeli, bu denetim esnasında yetersiz bulunanlara dahil gerekli müeyyideler hızlıca uygulanmalı
  4. İnternet-bilgisayar imkanı olmayan öğrencilere bu konuda yardım sağlamak için üniversite yönetimi tarafından bir fon kurulmalı, özellikle iade edilmeyen 2.öğretim harçlarından ve öğretim elemanlarına ödenen ek ders ücretlerinden belli bir miktar bu fona aktarılmalı.
  5. Bütün bunlar gerçekleştirdikten sonra hala derslere katılım sağlamayan öğrencilere taviz verilmeden gerekli süreçler yürütülmeli, öğrencilerin dersten kalması dahil bütün önlemler sert bir şekilde alınmalı.

Bu önlemleri almak zor değil ama biliyorum ki birçok taşra üniversitesinde hayal. Ama bunlar gerçekleşmediği müddetçe daha bu imtihandan kalmaya devam edeceğiz, benden uyarması!..