Dünya Emekçi Kadınlar Günü

Dünya Emekçi Kadınlar Günü

Sami GünalKısaca “Kadınlar Günü'' diye anılan gün, işin içinde kadın söz konusu olunca centilmenlerin kadınlara karşı her daim ilgiyi eksik etmedikleri, börtü böcek hediye ettikleri bir gün olmayıp kökeninde gerçek anlamda...

Sami Günal

Kısaca “Kadınlar Günü'' diye anılan gün, işin içinde kadın söz konusu olunca centilmenlerin kadınlara karşı her daim ilgiyi eksik etmedikleri, börtü böcek hediye ettikleri bir gün olmayıp kökeninde gerçek anlamda mücadelenin ve ağır bedellerin yattığı bir mücadele ve anma günüdür.

1857 yılının 8 Mart’ında, ABD’nin New York kentindeki dokuma işçisi kadınların daha iyi çalışma koşulları istemiyle başlattıkları greve polisin saldırması ve onları fabrikaya kilitlemesi sonucu çıkan yangında 120 kadın işçinin yanarak ölmesinin baz alındığı bir gündür.

1910 yılında 2. Enternasyonal’e bağlı Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda, ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın “Dünya Kadınlar Günü'' olarak anılması önerisi gündeme getirildi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.

1921 yılındaysa Moskova'da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı'nda bugünün adı "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" olarak revize edildi.

Daha sonradan da olsa Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nca da tescillenmiş uluslararası bir gündür. 160 yıllık bir geçmişe sahiptir. Ülkemizdeki sahiplenilmesi de yaklaşık 100 yıllık (1921) bir maziye sahiptir.

Elbette kadınlarımız yine bugün hediyelerini kabul etsinler, elbette gülüp oynasınlar... Ve elbette tüm toplumsal ve bireysel sorunlarını konuşacaklardır. Tam günüdür.

Bir şey “sorun'' ise ya da “algılanmak/algılatılmak'' isteniyorsa o şeye dair bir özel gün atfedilmektedir. Bir de doğada kendiliğinden olan özel günler vardır: doğum günü, ölüm günü, düğün günü vb. gibi.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, içeriği itibariyle ikili bir sorunu dile getirmekte ve dikkat çekmektedir. Tümden kadın olma hali ve özelinde emekçi kadınlar günü/sorunu.

Emekçi derken 1 Mayıs yok mu? Tümden emekçiler günü değil mi? Tabii ki evet! Bununla birlikte bir de kadınlara özel bir gün atfedilmesinden anlaşılıyor ki kadın emeği daha da bir sömürülmektedir. Hatta 1 Mayıs’ın bir kanadı olarak sömürülen erkekler tarafından bile sömürülmektedir kadınlar... Evde, işte ve sosyal düzen içinde.

Erkekler, kol ve beyin gücü olarak sömürüye tabi tutulurken; kadınlar, bununla beraber ek olarak -her daim her kadın için olmasa da- bedenen de sömürüye maruz kalabilmektedirler.

Kadınlar, toplumsal hayat içinde o kadar sorundurlar ki ansiklopedilerde “erkek'' maddesine rastlanmaz da illa ki “kadın'' maddesine yer ayırtılır. Hatta, kadın varlığının her yönüyle irdelenmesi, incelenmesi iyi hoş da fakat beşeri hayatın iki eşit insan aktörü değiller mi ki kadın üzerine yazılan kitaplar yanında erkek üzerine yazılanlar, devede kulaktır? Demek ki var bir sorun, var bir alınıp verilemeyen.

Peki, sorun ne?

Sorun eşitsizliktir. Tarihsel süreç boyunca vücut bulan “mülkiyet'' ilişkisinde erkek egemen hegemonyasının kadını “mal''a dönüştürmesidir. Yani, kullanılan ve hakkında karar kılınan olarak... Teşbihten hata olmaz, anlaşılan o ki erkek, kadının düşmanıdır(!)

Eğemenlik ilişkilerinde kaçınılmaz olarak altta kalan bir ezilen olacaktır elbette. Her egemenlik öldürücüdür. Örneğin “Eğemenlik kayıtsız şartsız milletindir.'' denildiğinde ölen teokratik düzendir. Ölenin illa ki anti masum olması gerekmiyor. Erkek-kadın ilişkisinde olduğu gibi masumlar da ölebilmektedir. Her neyse… Olayı rejimsel bir renge dönüştürmeden konumuza dönelim.

Ne menem bir şey ki bu kadın, Âdem’e sunduğu elmayı ona ısırtıp da Cennet’ten kovdurur? Tüm günahların anasıdır da günah yumaklarından çektiği ipliklerle devamlı erkeğin başına çoraplar örerler(!) Olmadı tüm dünyanın başına… Yok yok! Dönüp de bakalım, arz yuvarlağı üzerinde hangi savaşın karar kılıcısı kadın olmuştur ki? Şimdi erkelere susmak düşer. Dünyayı erkelerin elinden alıp kadınların avuçlarına bırakmalı ki bir serçe yavrusu gibi incitmeden büyütsünler tüm insanlığı büyüttükleri gibi.

Toplumsal barışı sağlama yolunda kadınların hepten de günahsız olduklarını sanmak hakkaniyete uymaz. Çuvaldızı başkasına batırmadan önce iğneyi biraz kendimize batıralım ki pozitif ayrımcılık adına kantarın topuzunu hepten kadınlar lehine kaçırmayalım. Tam da buradan kadınlara seslenmek gerekiyor. Sofrada, kız çocuklarınızın karşısında; tavuğun budunu, bir yerleri şişmesin diye uğrun uğrun oğlan çocuklarınıza ayırtmaktan vazgeçmelisiniz. Zihinlerdeki üstünlük ve eğemenlik ilişkilerinin temeli ev sofralarında atılmaktadır.

Bu egemen erkek üstünlüğü, halk kültürüne kadar yansımış, kadın kimliğini ve edimlerini aşağılamaya kadar varmıştır. Halk deyişlerindeki kadın tanımlamalarını örneklemeyi incitici buluyor olmamız nedeniyle buraya almıyoruz bile.

Ülkemiz özelinde sosyo politik olarak kadına bakacak olursak, Cumhuriyet boyunca gerici iktidarların uygulama ve yaklaşımları ayrı bir fasıl olmak üzere, laik Cumhuriyet’in aydınlanmacı felsefesiyle birlikte kadınlarımızın, bugün gelişmiş olan birçok medeni toplumlardan çok daha önce modern haklara kavuştuklarını görüyoruz.

1926’da Meclis’te onaylanan “Medeni Kanun''la zamanın hükmüne göre en ileri haklara kavuştular. Erkeğin iki dudağı arasında olan kadının geleceği “Medeni nikâh zorunluluğu'' ile güvence altına alındı. Mirastan yararlanma hakları yine öyle. Yine, çok modern ülkelere nazaran 1934’te seçme ve seçilme hakkı tanındı. Daha ilk seçimde 18 kadın milletvekili Meclis’e girdi. Belediye Meclislerine yönelik seçme ve seçilme haklarını da elde ettiklerini görüyoruz. Seçilenlerin sayılarını değerlendirirken de nüfus ve tahsil oranları dikkatten kaçırılmamalıdır.

Oysaki Cumhuriyet öncesi bu haklar ne kelime! Değil bu haklar, kimi uygulama dönemlerinde kadınlar ancak haftanın belirli günlerinde belirlenmiş kılık kıyafetlerle sınırlı bir şekilde sokaklara çıkabiliyorlardı. Aksi tutumlarda cezai müeyyidelere çarptırılabiliyorlardı.

Verilenler, verilmeyenler… Bunların hepsini topladığımızda kadın hakları ve eşitsizlik sorunu ortaya çıkmaktadır.

Kadın hakları, kadınların toplumsal yaşam içinde erkeklerle eşit olarak sahip olmaları gereken hakların bütününü kapsayan ve korunmasını içine alan bir kavramdır.

Aksi takdirde gelişen bir hareket vardır. Kadınların toplumsal hayat içinde karşılaştıkları eşitsiz ve haksız uygulamaları ortadan kaldırmak için verilen çabaların tümüne feminizm hareketi denilmektedir.

Bu genel tanımlar içinde dayanışmacı olarak erkeğe de yer vardır. Bu yetmez. Peki, ne yeter? İnsan olmak yeter. Sosyolojik anlamda tek başına insan olunur mu? Hayır! Tek başına ya dişi ya erkek olunur. Toplumsal hayat içinde iki başına insan olunacaktır. Hem kadın hem erkeğin insanlaşması şeklinde.

Önceki ve Sonraki Haberler
ABC Kritik