Fehmi Koru yazdı: Bakan değişmesi daha fazla sertleşmenin habercisi olabilir hatta bir bakan daha

Fehmi Koru yazdı: Bakan değişmesi daha fazla sertleşmenin habercisi olabilir hatta bir bakan daha

Giden bakanlara bakarak bu beklentiye ulaşmış değilim, yerlerine gelenlerin özellikleri beni böyle düşündürüyor.

Eskiden yeni hükümet kurulması öncesi TBMM’de heyecan yaşanırdı. Bakan olmayı bekleyenler ‘lâcileri çeker’, kendilerini daha görünür hale getirirlerdi. Yeni başbakan, bakanlar kurulu listesini sunacağı cumhurbaşkanının bazı isimlere itiraz edebileceği düşüncesiyle, hükümette yer vermeyi uygun gördüğü arkadaşlarına önceden haber vermez, hemen bütün bakanlar, Çankaya Köşkü’nden çıkarken kapıdaki basına ayrılan bölümde kameralara açıklarken onun ağzından müjdeyi alırlardı.

Anavatan Partisi grubu, Turgut Özal’ın cumhurbaşkanı seçildiği akşam öğrenmişti yerine kimi başbakan olarak atadığını…     

Yıldırım Akbulut da başbakan olduğunu kendisini yan odaya davet eden yeni cumhurbaşkanının ağzından işitmişti.

Buna karşılık bakanların görevden alındıkları aynı gün duyulur, Resmi Gazete’de ilanı ertesi güne kalırdı.

Artık yeni bir sistemle yönetiliyoruz; kendi hükümetine alacağı bakanları cumhurbaşkanı atıyor… Görevden alınan bakanları kamuoyu -bu arada bakanların kendileri de- Resmi Gazete’den öğreniyor.

Gece yarısı…

Adalet bakanı Abdülhamit Gülün başına da aynı durum geldi. Onun koltuğunun boşaldığı, yerine Bekir Bozdağ’ın getirildiği Resmi Gazete’den gece yarısı duyuldu.

Resmi Gazete’de aynı gün -dün- TÜİK’in başkanının görevden alındığı duyurusu da yapıldı.

Hiç değilse giden bakanın bu duruma kendisini alıştırabilmesi için devir-teslim töreni bir gün sonraya bırakılsaydı. Ayrılan bakanın yüzünden düşen bin parçaydı çünkü.

Gün boyu konuyla ilgili görüş açıklayanlara kulak verdim. Herkes bakan değişikliği için her biri gerçekten ilginç sebepler ileri sürdü. Giden bakanın kendilerince eksileri sıralandı açıklama olarak; geçmişte uzunca bir süre aynı görevi yerine getirdiği için gelen bakanın neden tercih edildiğini yorumcuların tahmin etmeleri de zor olmadı.  

Dinlediğim her yorumcunun ileri sürdüğü sebebe genellikle hak verdim.

Tek itirazım, giden bakanın kendisinden beklendiği üzere davranmadığı için yerini kaybettiği gerekçesine… Aslında Abdülhamit Gül ara sıra genel politikalarla ters düşer görünen açıklamalar yapsa bile, hemen her konuda kendisinden beklenen tutumlar almaktan geri durmadı. 

İlk bakışta ters gibi gelen söylemlerine artık ihtiyaç kalmamış olmalı ki, görevini söylemiyle eylemi arasında fark bulunmayacak isme bıraktı.

Bundan böyle yargı reformu yapılacağına dair vaatler işitmeyebiliriz.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Anayasa Mahkemesi kararlarına yerli mahkemelerin uyması gerektiği türden açıklamaları da…

Yasalara uygun olmayan uygulamalara da karşı çıkılmaz herhalde…

Çelişen açıklamalarının sorun haline geldiğini fark ettiği için, giden bakan, bir süredir uyumlu sözler sarf etmeye başlamıştı. 

Sezen Aksu ve Sedef Kabaş konularında olduğu gibi…

Yine de yerini kaybetti ama.

Gidiş-gelişlerin elbette bir anlamı olmalı.

Ancak anlamı geçmişte aramayı anlamakta zorlanıyorum. Giden bakanın yaptığı veya yapmadığı, yeni gelenin geçmişteki performansı dün meydana gelen değiş-tokuşa ışık tutmada yetersiz kalıyor.

Bir anlam aranacaksa, bunu, düne değil yarına bakarak aramakta yarar var.

Ne olabilir yarınla ilgili o anlam?

Galiba yarınlarda siyasi hayat ülke için şu son günlerdeki yoğun kar yağışlı hava gibi sert geçecek.

İç ve dış muhalefet ile daha dişe diş bir mücadele dönemi başlayacak sanki.

Millete ekonomik sıkıntıları bile düşündürmeyecek sertlikte bir dönem… 

TÜİK’teki değişikliğe de aynı gözle bakmak gerekiyor.

Giden bürokrat geçen ayın enflasyon rakamını fazla itiraz edilemeyecek bir oranda açıklamıştı. Yerinde kalmaya devam etseydi birkaç gün sonra ilan edilecek Ocak ayı enflasyonunun başına da aynı akıbeti getirebilecekti.

Rakamların önem taşıdığı bir dönemdeyiz, bu işin şakası yok. Yerine BDDK başkan yardımcısı atanmış; bir ay önce Ocak 2022’de enflasyonun eksiye düşeceğini açıklamış profesör unvanlı danışman da getirilebilirdi.

Acaba değişim hükümette adalet bakanının, bürokraside TÜİK başkanının yerlerinden olmasıyla sınırlı kalacak mı? Yoksa başka değişiklik/ler de söz konusu olabilir mi?

“Başka kim gidebilir?” diye düşündüğümde aklıma biraz yukarıda yaptığım “İç ve dış muhalefet ile dişe diş mücadele dönemi” açılacağı tespitimin ‘dış muhalefet’ bölümü geliyor.

Dışişleri bakanı, hiç kuşkusuz kendisini o göreve getiren iradenin yönlendirmesiyle, bir süredir en fazla vaktini aranın açık olduğu ülkelerle yakınlaşma çabasına ayırıyor. Mısır’la başladı, Birleşik Arap Emirlikleri ile devam etti, Ermenistan’la mesafe aldı, İsrail ve Suudi Arabistan ile bile yeni birer sayfa açılması yolunda girişimleri oldu.

Hemen her şeyin seçime ayarlı olduğu şu günlerde, bir biri ardına hayata geçirilen bu yakınlaşma arayışları oya tahvil edilebilir mi, yoksa çatışmacı bir söylem mi tereddütte olan AK Parti seçmenleri üzerinde daha ikna edici sonuç getirebilir?

Ayrıca, galiba bu arayışlardan beklendiği kadar sıcak cevaplar da alınamadı.

Hazine bakanı ve adalet bakanı gitti yerlerine yenileri geldi; dışişleri bakanlığında da değişim yaşanırsa şaşırmamanız için, bu beklentimi paylaşmak istedim.

Giden bakanlara bakarak bu beklentiye ulaşmış değilim, yerlerine gelenlerin özellikleri beni böyle düşündürüyor.

Önceki ve Sonraki Haberler
Politika