Gülen'le beraber Zarrab'ın da iadesi gerekmez mi?

Gülen'le beraber Zarrab'ın da iadesi gerekmez mi?

Taner Timurİtiraf edeyim, uzun süre ben de anlayamamıştım; yani bir çeşit kandırılanlar arasındaydım. Galiba Gülenciliği yeterince ciddiye almamış, ne kadar büyük bir tehlike olduğunu sezememiştim. 15 Temmuz darbe girişimini...

Taner Timur

İtiraf edeyim, uzun süre ben de anlayamamıştım; yani bir çeşit kandırılanlar arasındaydım. Galiba Gülenciliği yeterince ciddiye almamış, ne kadar büyük bir tehlike olduğunu sezememiştim. 15 Temmuz darbe girişimini bile gerçekçi bir şekilde değerlendirememiştim. Emekli binbaşı, sosyolog Metin Gürcan’ın 15 Temmuz darbecilerini açıklayan “altı farklı motivasyon'' yorumu bana hayli makul görünmüştü. Neyse, sağ olsunlar, ilk gözümü açanlar Savunma Bakanı Fikri Işık ile İlker Başbuğ Paşa oldular. Tarafsız Bölge’de Ahmet Hakan, kendisine “Paşam, Savunma Bakanı, uzman raporlarına dayanarak askeri liselerde Gülenci öğrenci oranının % 95 kadar olduğunu söyledi; ne dersiniz?'' diye sorunca, emekli Paşa, Devlet’in elindeki bilgilere sahip olmadığını, ama % 95 oranını “biraz fazla'' bulduğunu söylemişti. Ben de dehşete kapıldım ve iç politikamızla ilgili bütün tespitlerim altüst oldu. Öyle ya, “resmi bilgiler'' konuşuyordu; bu durumda bu okullar elbette kapatılmalıydı. Ayrıca, askeri okullarda FETÖ oranı % 80-90’larda ise, bu oran Emniyet’te, İstihbarat’da, Diyanet’te vb daha da yüksek olabilirdi. Buralarda da gerekli temizlik yapılmalıydı!

***

Böyle düşününce, tabii, ellerinde “Devlet bilgileri'' ve “uzman raporları'' olan bakanlarımızın söylediklerine de başka bir gözle bakmaya başladım.

Örneğin AB Bakanı Ömer Çelik’in şu cümleleri her şeyi açıklar gibiydi: "Söz konusu terör örgütünün başı olan Fetullah Gülen, Usame Bin Ladin'den daha tehlikeli bir şahıstır. Çünkü Bin Ladin, doğrudan terör tehdidinden bahsederek terör eylemleri gerçekleştirmiştir. Bu şahıs ise sürekli olarak hoşgörü, diyalog gibi birtakım yumuşak kavramların arkasına sığınarak son derece tehlikeli bir terör organizasyonunu yönetmektedir".

Arkadan da başbakan yardımcısı Numan Kurtulmuş teolojilerini anlatmıştı: “Ben çok net konuşuyorum. Bu FETÖ’cü yapının teolojisi ile IŞİD’in teolojisi arasında hiçbir fark yoktur. Her ikisinin de ortak tarafı tekfircidir. Yani birisi başındakini halife olarak kabul ediyor, birisi mehdi hatta mehdinin de üstünde görüyor''

Pek Gülen okuyucusu sayılmam, ama galiba ben de Çelik’in işaret ettiği “yumuşak kavramlar''a kanıp aldanmıştım. Adalet bakanımızın bu caniyi hala içlerinde barındıran Amerikalılara sözleri ise büsbütün gözlerimi açtı. Çok açık olmuştu Adalet Bakanı Bozdağ ve onlara şunu söylemişti: “ABD’deki eğitim kurumları vasıtasıyla yetiştirdiklerinin yarın ilerde, 5-10 sene sonra ABD’de bir yönetin değişikliğine gitmeyeceğinin hiçbir garantisi yok; başka ülkelerin de garantisi yok''.

***
Durum buydu; oysa budala Uncle Sam hala tehlikenin farkında görünmüyor ve Gülen’i vereceğine “kanıt isterim; kanıt isterim!'' diye tutturuyordu. Oysa yine Sayın Bozdağ “kanıt'' denilen şeylerin formalite olduğunu, verilecek kararın “siyasi bir karar'' olduğunu da açıklamıştı. Böyle vahim bir durumda, aslında Amerikalı dostlarımızın sadece Gülen’i değil, başkalarını da, örneğin FETÖ tuzağına düşmüş olan Zarrab’ı da iadesi gerekmez mi?

***
Gerçekten de durum vahim ve bu koşullarda -herhalde birçoğumuz gibi- ben de yakın geçmişteki bazı olayları yeniden anımsayıp, farklı değerlendirmeye başlıyorum. Örneğin boksör Muhammed Ali’nin cenaze töreni aklıma geliyor ve zihnimde yine bir şimşek çakıyor. Belli ki orada da Başkan’ın hediyesinin reddedilmesine yine bu alçaklar neden olmuşlardı. Taşlar yerine oturuyor ve artık bobin tersine dönmeye başlıyor: İtalya’da Bilal’in tutuklanmaya kalkışılması; Almanya’da “şiir'' kalıbı altında Başkan’a yapılan hakaretler; Köln’deki mitingde görüntüsünün bile engellenmesi; İngiltere’de hakaret yarışması; Fransız Dışişleri Bakanı’nın münasebetsiz sözleri vb.. vb.. Hepsi hepsi oradalar! Hepsi şaibeli! Hepsi FETÖ kokuyor!

***
Doğrusu moralimiz bozuk; hepimiz için bir tehlike olan bu yerel çetenin uluslararası planda da bu kadar güçlü olması herkesi ürkütüyor ve 15 Temmuz benim yorumlarım için de bir milat oldu. Nihayet bu ülkedeki “esas çelişki''nin milletle FETÖ arasında olduğunu ben de gördüm. Görünce de muhalefete ve Kılıçdaroğlu’na bayağı öfkelenmeye başladım. Hadi benim saflığım tuttu, inandım; kandırıldım! Fakat koskoca muhalefet liderinin kandırılıp, milyonları da peşinden sürüklemesi affedilir şey mi?

***

Peki ya Erdoğan, diyeceksiniz? O da kandırılmadı mı? Üstelik iktidar olarak bu Çete’ye “ne istedilerse'' vermedi mi? Doğru, ama o hiç olmazsa üç yıldır ayıldı; pisliği temizleyip duruyor. Kılıçdaroğlu ise, yok “sivil darbe''ymiş; yok “yolsuzluk fezlekeleri''ymiş; yok “insan hakları''ymış, onu durmadan engellemeye çalışıyor! Vatan elden giderken bunlar teferruat değil mi? Erdoğan’ın bir zamanlar Al Capone’a benzettiği Aydın Doğan da bütün dava arkadaşlarını Anti-FETÖ cephede seferber etti. Vatan dedik ya! 15 Temmuz’dan önce Gülen-Erdoğan kavgası sandığımız kavga meğerse aslında FETÖ’nün milletle kavgası imiş! Gerisi hikaye!

***

Neyse galiba sonunda Kılıçdaroğlu’nun da aklı başına geldi; bu Pazar Yenikapı’da demokrasi bayramına katılacak ve mutlaka gerekli mesajları verecek. Kadirşinas AKP yandaşlarının onu da candan alkışlayacaklarını umuyorum.
Yine de bu mitingin AB ve ABD’deki ön-yargıları değiştireceğini beklememeliyiz. Adamlar kendi demokrasilerini de bu beladan kurtarmaya çalıştığımızın hala farkında görünmüyorlar. Ama artık o da kendi bilecekleri iş? Doğrusu ben “Acaba nasıl bir jest yapsak? Şu batılıları nasıl ikna etsek? Örneğin çeşitli ülkelere heyetler mi yollasak?'' gibi düşünenlere hiç katılamıyorum.

Bana tarihçimiz Murat Bardakçı’nın şu sözleri daha makul görünüyor: “Böyle şikâyetlerle kendimizi boş yere yoruyoruz; zira dinlemezler, görmezler, anlamazlar, üstelik hiçbir şekilde dürüst ve açık olmazlar! Bu davranışları onların hem asırlar öncesinden gelen ve değiştirilmesi mümkün olmayan kanunları, hem de genetik alışkanlıklarıdır!''. İşte bu kadar!

Onlar kendi işlerine baksınlar; bizim kendi değerlerimiz var. Zaten Başkan geçen gün yine hatırlattı: yakında Taksim Meydanı’na Topçu Kışlası da dikilecekmiş! Yol haritamız belli! Ve ilk hedef de “ulusal demokrasi birliği''. “Ulusal'' dedik; yani HDP hariç!

***

O halde haydi arkadaşlar, yarın Yenikapı’ya! Sonra da temizliğe devam! Yapılacak daha çok iş var. Numan Kurtulmuş daha dün yolu gösterdi: “Her tanığın, her sanığın ifadesinden yeni bir takım bilgiler ortaya çıkıyor. Her gün onlarca farklı şeyi biz de yeni yeni öğreniyoruz. Gördüklerimiz, duyduklarımız zannediyorum ki aysbergin sadece görünen yüzü''. Anlaşıldı mı? Gazamız mübarek olsun!

* Prof. Dr. Taner Timur'un kişisel Facebook sayfasından alınmıştır.

Önceki ve Sonraki Haberler
ABC Kritik