Prof. Dr. Sait Yılmaz

Prof. Dr. Sait Yılmaz

ABD’nin büyük strateji çıkmazı..

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) kurulurken iki büyük avantajı vardı. Öncelikle Avrupalı emperyalist güçler için ikinci derecede önemliydi. Diğer yandan, ülke kurulurken ciddi bir coğrafi zorluk yoktu, tarım kolaydı. İki büyük okyanus ABD’yi Avrupalı ve Asyalı güçlerden izole etmesi güvenliğini kolaylaştırmaktadır.

Kuzeydeki göller ve ormanlar, Kanada ile doğal sınır oluşturmaktadır. Atlantik sahillerinde dünyanın geri kalanına açılan iki büyük liman vardır. Kuzey Amerika’nın en önemli özelliği nehir şebekesidir. Bu şebekede altı ayrı nehir sistemi vardır; Missouri, Arkansas, Red, Ohio, Tennesse ve Mississippi. Bol su ve verimli topraklar nüfusu yerinde tutan ve siyasi entegrasyonu sağlayan bir unsur olmuştur. ABD’nin stratejik zorunlulukları şunlardı;

(1) Mississippi düzlüğüne hâkim olmak.

(2) Mississippi düzlüğüne yönelik tüm karadan tehditleri (Meksika) önlemek.

(3) Kuzey Amerika’ya gelen Okyanus istikametlerini kontrol etmek.

(4) Dünya okyanuslarını kontrol etmek.

(5) Herhangi bir potansiyel rakibin büyümesini önlemek.

Amerika’nın doğu sahilindeki akademik-politikacı-medya kompleksi ve onların okulları doğru nesli yetiştirecek gerçek bir vizyon ve istek oluşturamadılar. Son 70 yılda, Silikon Vadisi’nden Arap Baharı’na pek çok yapıcı ve yıkıcı proje ortaya çıktı. ABD düşünce yapısını daha da doğrusu kolektif kurumsal hafızasını kaybetti. Yanlış savaşlar ve müdahaleler ABD’yi şimdi tüm askeri, ticaret ve göçmen politikalarını ve dolayısı ile büyük stratejisini yeniden gözden geçirme noktasına getirdi.

ABD’nin büyük stratejisi...

ABD’nin büyük stratejisi, 1914’den beri aynıdır; güvenlik bölgelerinde (Avrupa, Ortadoğu, Asya-Pasifik vb.) güç dengesinin kendi kendini muhafaza etmesini beklemek, dengeyi muhafaza etmek için gerekirse yardım etmek, son seçenek olarak ittifak/ortaklık/savunma anlaşması dâhilinde askeri müdahalede bulunmak. ABD büyük stratejisi üç farklı geleneğe sahiptir;

(1) Başlangıçta Amerika kıtasına yönelik bir tehdit yoktu, diğer büyük güçlerden uzak bir coğrafyaya sahip olmanın avantajı ile kendi refahı ve gelişmesine odaklı, ekonomi ve ticaret öncelikli, tecrit (izole) stratejisi izledi.

(2) İkinci gelenek, küresel düzeni demokratik değişim ile sağlamak fikrine dayanmaktadır. Siyasi ve ekonomik çıkarlar için ideolojik olarak, demokrasi ve kapitalizm kullanılmaktadır.

(3) Üçüncü gelenek ise nükleer çağ ile başladı; ittifakları ve ortaklıkları kullanarak sorumlulukları paylaşmak “çevreleme” stratejisi ile uygulandı.

ABD’nin büyük stratejisi kapsamında her zaman dünyanın çeşitli güvenlik bölgelerinde amacına yetecek kadar asgari askeri varlık bulundurdu. Birinci Dünya Savaşı’na çok geç girdi, İkinci Dünya Savaşı’nda düşük masraflı çevre operasyonları yaptı. Soğuk Savaş’ın ‘çevreleme’ stratejisinden sonra ABD ‘dolaylı angajman’ stratejisini geliştirdi.

1989-2008 arasında Amerikan dış politikası gereği askerler ‘doğrudan ve erken’ kullanım stratejisi ile Panama’dan Somali, Afganistan ve Irak’a kadar pek çok görev aldılar. Soğuk Savaş’ın sonundan itibaren ABD’nin büyük stratejisinin temel ayaklarından birisi demokratik barış inşası oldu. Diğer parçaları ise; Amerikan anavatanını saldırılardan korumak; büyük güçler arasında kendi çıkarlarına uygun bir dengeyi muhafaza etmek; serseri aktörleri cezalandırmak ve diğer ülkelerde iyi yönetimi ve müttefik kabiliyetlerini geliştirmekti.

ABD güvenliği...

Tarihsel olarak ABD anavatanını tehdit eden tehlikeler içerisinde; Meksikalıların 1846’da Rio de Grande’deki 70 kişilik Amerikan karakoluna baskınını saymaz isek, Japon Hava Kuvvetleri 7 Aralık 1941’de Hawaii’deki Pearl Harbour’a saldırabilmiş, İkinci Dünya Savaşı esnasında Alman denizaltıları Mississipi Deltasını tehdit etmeyi başarmıştı. Ancak El-Kaide, ABD’yi direkt olarak kalbinden vurdu. 11 Eylül 2001 saldırıları, ABD’nin toprakları üzerinde gerçekleştirilmiş ve Pearl Harbour saldırısından daha fazla sayıda insanın yaşamını yitirmesine neden olmuştur.

ABD’yi güvenli ülke kılan iki temel faktör vardır; elindeki nükleer silah kombinasyonu ve coğrafyasının sağladığı koruma. Amerika’nın karadan işgal edilmesi çok zordur, denizden yapılacak bir milyon kişilik bir amfibi harekât çok uzak ihtimaldir.

ABD’nin 230 yıllık tarihinde dokuz ulusal güvenlik doktrininden bahsedilebilir; Washington’un Ayrılma Konuşması, Monroe Doktrini, Gelecek Bildirisi, Açık Kapı, Kıyı Dengeleyici, Çevreleme, Liberalizasyon, Ön Müdahale, Geriden İdare.

Soğuk Savaş döneminde ABD gündeminin ana çerçevesini; ABD hegemonyasının kurgulanması ve Soğuk Savaş’ın idaresi, SSCB’nin çevrelenmesi, Vietnam Savaşı ve iç politika konuları (uzay programları başta olmak üzere teknolojik ve ekonomik gelişmeler, bütçe açıkları, yeni toplumsal ve kültürel programlar) teşkil etti.

Soğuk Savaş sonrası dönem internet ve haberleşme teknolojisindeki yenilikler ile küreselleşme kapsamında ABD’ye önemli avantajlar sağladı. 1990’lardaki Körfez Savaşı ve Bosna müdahalesi gibi bölgesel sorunlarda ABD’nin barışı koruma rolü tek hegemon güç olma konumuna katkıda bulundu. 11 Eylül saldırıları ise ABD anavatanına yönelik yeni tehdit algılaması ile ABD dış politikasında terör ile mücadele kapsamında önemli revizyonlara neden oldu.

Sonuç...

Şimdi, Amerika hatta Batı sonrası bir dünyaya gidiyoruz. Bu tıpkı iki dünya savaşı arası dönemde olduğu gibi kutupsuz ve kaos içinde bir dünyadır. Bugünün dünyasında ABD’nin dünya genelinde yükümlülükleri, gücü ile orantılı olarak azalma sürecindedir. Mevcut ABD karar verme ve istihbarat yapıları artık küresel bir imparatorluğu sürdürecek yetenekte değildir. Bu sadece materyal kabiliyet anlamında değil, ABD’nin savuna geldiği moral ve demokratik değerlerde çürümüş, yozlaşmıştır. ABD’nin 19. yüzyıldan kalma elitleri ile hala oynayacağı bir büyük oyun artık ortada yoktur. Gerçek olan küresel olarak hem güç dengesi hem de kıyı dengeleyici rolünün çok pahalı olduğudur. Bazı ülkelerin kendi haline bırakılması, ABD’nin masraflarını ve yükümlülüklerini azaltır. Bunun yolu Avrupa ve Asya’daki Amerikan askerlerinin çekilmesidir. Diğer bir ara formül bu yükümlülük ve masrafların karşılıklı dengelenmesi olabilir. Önce gelme stratejisine göre; ABD, bugüne kadar müttefiki olan ve koruduğu ülkelerden masraflara katılmasını hatta bazılarından başının çaresine bakmasını isteyecek. Merkantilist ülkelerden kendi sanayisini koruyacak ve ticarette karşılıklılık esas olacaktır. Kıyı dengeleyici rolünü ise ekonomik milliyetçilik ile birleştirecektir. Göçmen politikasının temeli ise yetenek avcılığı ve uzun dönemli nüfus artışı olacak, göçmenlerin ekonomik entegrasyonu ve kültürel asimilasyonu temel alınacaktır. Bu Amerikan güvenliği ve borçlarını ödemesi için seçilen restorasyon yolu yani; 25 yıldır süren yanılgı, bozgun ve akılsız işlerden sonra ulusal çıkara geri dönüştür. İşte Trump, bu rolü oynamak zorunda kalmıştır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR