Prof. Dr. Sait Yılmaz

Prof. Dr. Sait Yılmaz

Amerikan savaş mühendisliği

Eninde sonunda artık şimdi..”

İnsanlık sömürgeciliği ve ırkçılığı büyük ölçüde yendi. Şimdi ki soru ise, “Savaşları ortadan kaldırabilir miyiz?” Üstelik hemen her gün savaşların yeni modelleri ortaya çıkarken ve yapay zekâ gibi yeni teknolojiler ile gittikçe daha fazla öldürmeye odaklanmış, drone saldırıları gibi etik dışı uygulamaların tüm dünyayı sardığı bir dönemdeyiz. Rus yazar Leo Tolstoy’un ümidi savaşı hiç olmazsa daha medeni yapmaktı. İnsan doğasındaki barbarlık iki dünya savaşında da milyonlarca can aldı. Immanuel Kant gibi bazı düşünürler için ise doğru çözüm, savaşların nasıl yapılacağını düzenlemek değil, sonsuz barışa giden yolu açmak. 19. ve 20. Yüzyıl insan hakları aktivistleri bunun için kurumları insani hale getirmeyi öngörmüşlerdi. Siyasi teorisyen Michael Walzer ise “Haklı ve Haksız Savaşlar” doktrini ile savaş kurallarını insanileştirerek, barışa doğru bir adım atılacağını düşündü. Walzer’e göre sorun 1990’larda Bosna-Hersek’de yaşanan katliamlar gibi yönetilmeyen şiddettir. Samuel Moyn’a göre, uluslararası insani hukuki savaşları insani hale getirmekten çok Afganistan ve Irak’ta olduğu gibi daha ve daha fazla illegal savaşa neden yol açmaktadır. Belki de doğru çözüm için, insani savaş modelleri hazırlanmalıdır. Son 20 yılda bitmeyen savaşlar uzun savaş, açık-uçlu savaş, melez savaş, vekilli savaş gibi yeni savaş kavramları ortaya çıkardı. Modern orduların barış, demokrasi ve özgürlük getireceğine olan inanç tamamen ortadan kalktı. Gelinen aşama “eninde sonunda değil hemen şimdi” bir şeyler yapma zamanı. Bu makalede, savaşların ölümcül yüzünü ve Amerikan savaş mühendisliğinin geldiği aşamayı sorgulamaya çalışacağız.

Amerikan Savaşları

ABD, Nisan 1917’de I. Dünya Savaşına girdiğinde Kara Kuvvetleri daha çok büyük bir polis örgütüne benzemekteydi ve savaşa hazır değildi. Ordu geleneksel olarak seferberliğe dayalı idi ve 1914 yılında 98.544 olan mevcudu 1918’de savaş sona erdiğinde 3.685.458’e ulaşmıştı. Savaş esnasında Avrupalıların savaş doktrini ve teşkilatlarından etkilenen ABD, savaştan sonra küçük bir düzenli ordu kurarak bunu seferberlikle süratle artırmayı öngördü ve kendi sanayisi ile silahlandırmaya başladı. Ancak, aynı dönemde ABD, küresel rekabete deniz kuvvetleri ile çoktan girmişti. 1899-1916 yılları arasında muharip gemi sayısını 36’dan 74’e çıkarmış ve Atlantik’te savaşan bir donanma yaratmıştı. I. Dünya Savaşı’ndan sonra dikkatini doğuya Pasifik’in öbür tarafındaki Japonya’ya veren ABD donanması 1920’lerden itibaren bu donanma ile savaşa hazırlanmaya başlamış ve deniz piyadesini kurmuştu. İki dünya savaşı arasında ABD yenilikleri daha çok havacılık alanında yaşadı. Ancak Hava Kuvvetleri’nin kurulması 1942 yılına kadar gecikti.

II. Dünya Savaşı esnasında ABD Kara Kuvvetleri Avrupa’ya odaklandı. Afrika ve İtalya’daki kanlı savaşlardan sonra uzun süre beklenen Fransa’nın kurtarılması 1944’de gerçekleşti. Savaş stratejisi Alman ordusunun yok edilmesi idi ve bunun için yer olarak Kuzey Avrupa seçilmişti. II. Dünya Savaşı sonrası en büyük tehlike Sovyet yayılması ve buna karşı ABD’nin yeni politikası ise ‘çevreleme’ idi. Bunun için,1948 yılında tespit edilen askeri strateji ile tarihinde ilk defa barış zamanından itibaren büyük ve aktif bir silahlı kuvvet muhafaza etmeye başladı. 1949 yılında Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı kuruldu. Ancak, Genelkurmay Başkanı’nın komuta yetkisi olmadığından Kuvvet Komutanları kendi kuvvetleri için büyük bir otoriteye sahipti

Son 70 yıldır dünyada yaşanan savaşların büyük çoğunluğu Amerikan jeopolitik mühendisliğinin eseridir. ABD’nin büyük stratejisi kapsamında her zaman dünyanın çeşitli güvenlik bölgelerinde amacına yetecek kadar asgari askeri varlık bulundurdu. Birinci Dünya Savaşı’na çok geç girdi, İkinci Dünya Savaşı’nda düşük masraflı çevre operasyonları yaptı. Soğuk Sovyetler Birliği’ne yönelik güvenlik stratejisini iki şey üzerine oturtmuştu;

(1) Coğrafyayı kullanmak; Sovyetler kuşatılabilir, ABD kuşatılamazdı. Bu savunma alanında çevreleme (containment) stratejisinin temeli oldu.

(2) Güç; Sovyetler karaya sıkışmış bir güçtü, ABD ise küresel bir deniz gücü. Bu da ABD’nin denizi gücüne dayalı deniz aşırı varlık bulundurma ve takviye (hızlı reaksiyon güçleri) stratejisinin temel varsayımı idi.

Sonuçta, Batı deniz ticareti ile ayakta kalırken, Sovyetler sosyalizmin verimsizliği ve coğrafyanın olumsuzluğu yüzünden parçalandı.

Soğuk Savaş döneminde nükleer silahlar da bu güç rekabetinin parçası oldu. İdeolojik rekabet içinde uydu devletler oluşturmak için halk savaşları, darbeler, ayaklanmalar bu rekabetin diğer uygulamalarını teşkil etti Bugün bu güç dengesi rekabetinde ekonomi savaşları ve devlet-dışı aktörlerin kullanıldığı “halklar arası savaş (war amongst the people)” öne çıktı.

Körfez Savaşı ve Sovyetlerin dağılışının ardından askeri düşüncede yenilikler ile ilgili çalışmalar başlarken Somali krizi çıkmıştı. 1992 yılında insani yardım amaçlı başlayan harekât, gerilla savaşında başarısız oldu ve Clinton, zayiatın artmaması için 1994 Mart’ında Amerikan askerlerini geri çekti. Bosna, Vietnam’a benzemekle beraber Amerika’nın anladığı savaşın doğasına aykırı bir yerdi. O dönemden beri Amerikan askeri dünyanın hiçbir yerinde barışa aracı olma ya da barışı koruma görevine aday olmadı.

ABD’nin savaş çıkmazları

ABD, Soğuk Savaş sonrası büyük stratejisini belirlemede iki önemli zorluk yaşamaktadır;

(1) Geleneksel değerlere uygun şekilde günümüzün tehditlere ilişkin temel prensipler belirleme zorluğu,

(2) Kısa vadeli önceliklerin uzun vadeli bir stratejinin sık sık önüne geçmesi.

Sadece Suriye’de 550 bin kişi öldü, 20 milyondan fazla kişi evlerini (ülke içi ve dışı) terk etti. Suriye’nin Hizbullah ve İran ile ilişkileri, Müslüman Kardeşler ile düşmanlığı bahane edilerek, Batı koalisyonunun desteklediği vekilli savaşlar ile taş taş üstüne bırakılmadı, ülkenin doğusu tamamen işgal edildi. IŞİD’tan sonra Sünni cihatçılar ve YPG/PKK, ülkenin oyulması ve paylaşılmasında dış güçlerin paravan grupları oldular. Dünyanın en iğrenç rejimi Suudi Arabistan dururken, Suriye’nin nispeten modern lideri diktatör ilan edildi Bu stratejik hikâye çerçevesinde, iç savaşın Hama’da tetiklendiği gün tüm Batı basını aynı anda yaygaraya başladı.

ABD, Ortadoğu’da kısıtlı enerjisini harcarken, asıl büyük tehlikenin Çin’den geldiğini anladı. Dünyanın askeri merkezi şimdilerde Asya’ya kaydı ve bu coğrafyada beklenen savaşların insani olacağına dair hiçbir olumlu sinyal yok. Aksine önümüzde geleneksel barbarlığın ve insan dışılığın hâkim olacağı savaş senaryoları var. ABD’nin şeytan ekseninde Libya ve Irak’tan sonra Küba, İran ve Kuzey Kore bulunuyor. Ama Üçüncü Dünya Savaşı bizi Güney Çin Denizi’nde beklerken, sırada Afrika ve Ortadoğu’dan sonra Orta Asya coğrafyasının terörize edilmesi var.

Amerika, asla savaşmaması gereken savaşları ya da kontrol edemeyeceği savaş alanlarını seçti. Gücünü aştı, girdiği bataklıktan çıkamadı.

Makalenin devamı ve geniş versiyonu için;

https://www.academia.edu/61688483/Amerikan_savaş_mühendisliği

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR