Prof. Dr. Sait Yılmaz

Prof. Dr. Sait Yılmaz

Avrasya Birliği ütopyası.. - Prof. Dr. Sait Yılmaz

Batılı güçler gelene kadar “Asya” diye bir sözcük yoktu. Bu devasa kıtada yaklaşık 50 kadar devletin bir araya gelmesini ve bütünlük sağlayacak koşullar hiçbir zaman oluşmamıştır. Avrupa’da Şarlman döneminden yani 8. Yüzyıldan beri devam eden birlik olma gayretleri daha çok din temelli esaslara dayansa da temelinde Avrupa ülkeleri kültür olarak birbirine yakındı.

Doğu ise hiçbir zaman Batı ile paralellik sergilememiştir. Ortak bir dini, hatta Batıdaki gibi kollara ayrılmış bir ortak dini bile olmamıştır. Budizm, Hinduizm, İslam ve Hıristiyanlık Asya’nın farklı bölgelerinde güçlüdür. Etnik, dilsel, dini, toplumsal ve kültürel farklılıklar tarihsel gelişmeler içinde acı verici bir biçimde derinleşmiştir. Bu makalede, son yıllarda sık sık gündeme gelen Rusya merkezli Avrasya Birliği projesinin ne kadar gerçekçi olduğu ve geleceğini sorgulayacağız.

Avrasya jeopolitiği

Asya’nın geçmişinde dünya düzeni rakip devletler arasında bir dengeyi değil bir ‘hiyerarşi’yi yansıtırdı. Çin, fetih değil, dönüştürme (Osmoz) yoluyla genişlemiştir. Japonya hariç Asya halkları Çin haraç sistemi ve protokolünü kabul etmiş, pazarlarına erişebilmek için, ticaretlerini “haraç” olarak etiketlendirmişlerdi. Uluslararası düzeni babanın Çin olduğu ailevi bir hiyerarşi olarak gören Konfüçyüsçü kavrama saygı göstermişlerdi. Avrupa’nın tersine Asya’da hemen her devlet kendi dinamizmi ile hareket eder. “Yükselişte” olduğuna inanır ama hak ettiği rolü dünyanın henüz teyit etmediği kanaati ile hareket eder.

Jeopolitik konumu itibarı ile Avrasya tarihsel olarak çağdaş dünya politikalarına ekonomik ve sosyal gelişmelere uzak kalmış, modern dünya anlayışı bu kıtanın sosyal hayatına geç ulaşmıştır. Son iki yüzyılda Japonya hariç Asya, sömürgeci uluslararası düzenin kurbanı oldu. Çin, yabancıları kendi din ve kültürüne çekerek tehdit etti. Japonya’nın dünya düzeni görüşü, Çin’e benzer şekilde kendi imparatorunu Göklerin Oğlu ve insanla ilahi güç arasında bir aracı olarak tasavvur ediyordu. Hindistan, yabancıları hırslarına karşı üstün bir metanet göstererek işgalleri aştı. Modern Asya;

- Çin, Hindistan ve Rusya gibi kıtasal boyutta üç ülkeyi,

- Japonya, Güney Kore ve Singapur gibi, ekonomileri ve yaşam standartları Avrupa’ya rakip olacak ileri ülkeleri,

- Filipinler ve Endonezya gibi önemli deniz yolları üzerinde iki büyük takım adayı,

- Taylan, Vietnam ve Myanmar’da nüfusları Fransa ve İtalya’ya yakın üç kadim ulusu,

- Stalinci bir aile monarşisi olan Kuzey Kore’yi kapsar.

Asya’nın devasa büyüklüğü ve çeşitliliğine rağmen, kıta ulusları, baş döndürücü çok taraflı gruplaşmalar ve çift taraflı mekanizmalar oluşturmuşlardır.

Rusya eski Sovyet topraklarında halen olduğu gibi yeni bir kontrol sistemi kurmak istiyor. Bu beklenti zaten ABD ile olan gerginliklerin temeli idi ve tarih boyunca da Rusya hep böyle yapmıştı. Bölge coğrafyası Ruslara bu şansı vermektedir. Avrasya’nın merkezinde olan Rusya böylece kendine stratejik derinlik sağlamakta, stratejisini çevresindeki düşmanlarına rağmen güvenle uygulamaktadır.

Orta Asya ülkelerinin çaresizliği..

“Orta Asya” isminin 1928 yılında Sovyetler tarafından “Türkistan” ismini değiştirmek için uydurulduğunu bir kez daha hatırlatalım. Türkistan sadece Rus değil, Çin tehlikesi de altındadır. Orta Asya, Avrasya güvenliğinde seçenekler bakımından bir prizma oluşturuyor. Ülkelerin seçenekleri iki gruba ayrılıyor;

(1) AB, NATO, AGİT ve BM gibi uluslararası örgütler,

(2) Tek tek ülkeler; Rusya, ABD, Çin, Hindistan, İran, Japonya ya da Türkiye’den biri müttefik olarak seçiliyor.

Bunun iki nedeni var; Sovyetler Birliği’nin bıraktığı güç boşluğu ve Orta Asya devlet yönetimlerinin acemiliği. Bu durumu, olgunlaşamamış bir anarşi dönemi olarak da adlandırabiliriz. Güç boşluğunun da iki ana nedeni var; Rusların gücünün sınırlı olması ve Orta Asya’da bölgeselleşmenin başarısızlığı. Rus demografisi ve coğrafyasının karmaşıklığı Orta Asya’ya angaje olmasını geri plana itiyor. Ruslar; Baltık, Ukrayna ve Kafkasya gibi bölgelere daha çok önem vermek zorundadır.

Avrasya’da birlik arayışları

Rus stratejisinin odağında eski Sovyet alanında bir etki bölgesi yaratmak bulunmaktadır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Rus liderler bu amaca ulaşmak için çeşitli kurumsal düzenlemeler denediler; Bağımsız Devletler Topluluğu, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü ve en son olarak da Avrasya Birliği. Ruslardan sonra en çok ekonomik potansiyeli olan ve Karadeniz’in kuzeyinde stratejik bir konumdaki Ukrayna’nın bu örgütler içinde yer almaması ortaya büyük bir boşluk çıkarmaktadır.

Asya’daki bölgesel güvenlik yapılanmaları açısından Ruslar dizginleri elinde tutuyor. BDT kurumlarından sadece Anti-Terör Merkezi işlevsel ve bu da Orta Asya ülkelerine Rus Dış İstihbarat Servisi’nin (FSB) sızma çerçevesi. Askeri boyuttaki Kolektif İşbirliği Anlaşması Örgütü’ne Rusya, Orta Asya ülkeleri (Türkmenistan hariç), Beyaz Rusya ve Ermenistan üye. Bu örgütün hızlı müdahale gücünde Kazak, Kırgız, Rus ve Tacik birliklerinden yaklaşık 4 bin asker var.

Rusya’nın entegrasyon gayretlerine karşın çevre coğrafyasındaki 11 ülke üç ayrı strateji izlemektedir;

(1) İlk grupta bulunan Beyaz Rusya ve Kazakistan ile artan ölçüde Ermenistan, Kırgızistan ve Tacikistan için “gönülsüz takipçiler” denebilir. Bu ülkeler farklı nedenlerle Avrupa Ekonomik Birliği’ni tek seçenek görmekte ve bunun için egemenliklerinden bile taviz vermekteler.

(2) Geride kalan altı ülkeden Ukrayna, Moldova ve Gürcistan, farklı nedenlerle Avrasya Ekonomik Birliği’ne karşı ve Avrupa Birliği ile bağlarını derinleştirmek istiyorlar. Nitekim AB ile İşbirliği Anlaşması ve Serbest Ticaret Anlaşması gibi alternatifler peşindeler.

(3) Azerbaycan, Türkmenistan ve Özbekistan ise “retçi” grup ve herhangi bir entegrasyona karşı, kendi kendine yeterli olmak istiyor.

            Çin’in ŞİÖ’den beklentisi ne? Tarih boyunca Güneş Tanrısının yeryüzündeki temsilcisi olan Çinlilere göre; “Güneşte değil, gölgede bir yer” arıyorlardı. 1990’lardan itibaren “barışçı yükselme” stratejisine geçen Çin için ŞİÖ; Orta Asya’da Rusların boşluğunu askeri olmayan yollardan doldurmak için bir çerçeve oluşturacaktı. Bu sadece Rusları değil, 2002 yılından itibaren Afganistan’a yerleşmiş ABD’yi de dengeleyecekti.

Ancak, zamanla Sino-Orta Asya ülkeleri ekonomik ve siyasi bağımlılığa dönüşmeye başladı ve Çin yatırımlarının arkasında modası geçmiş “vasallaştırma” gerçeği fark edildi.

Makalenin devamı ve geniş versiyonu için;

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.