Prof. Dr. Sait Yılmaz

Prof. Dr. Sait Yılmaz

Bilgelik Yolu

Tarihsel süreçte kimilerine göre; bilgelik, bilme ve anlama isteği, faniliğin darlığı yerine ilahi aydınlanmanın ufku ve genişliğine vasıl olmaktı. Böylece Ölümsüzlüğün Kapısını keşfetmekti. İlk bilge, kadim Mısır’da hiyeroglif yazıyı kullanan, kendi sözlerinin gücü ile kendi kendini yaratmış olan, bilgelik ve sihir tanrısı Kral Toth (Hermes, İdris peygamber) idi. İnsanın doğal dünyadaki statüsü, düşünmesinin kalitesiyle belirlenir. Kadim bir filozof bir keresinde şöyle demişti; “Sıradan şeylerin bilgisine bile sahip olamayan kişi, insanlar arasında vahşidir. Yalnızca insan ile ilgili meselelerde doğru bilgiye sahip olan kişi, vahşiler arasında insandır. Fakat aklın enerjisiyle bilinebilecek her şeyi bilen kişi, insanlar arasında bir Tanrı’dır.” Aklı hayvani içgüdülerinin (yemek ve cinsellik) esiri olmuş kişi felsefi olarak bir vahşiden üstün değildir; akli melekelerini insani meselelere yoran kişi bir insandır, metafizik ve görünmeyen gerçeklere yoğunlaşan kişi ise hâlihazırda bir yarı-tanrıdır. 
    Dinlere göre ise hakikat (bilgelik), Tanrı bilgisidir. Bize görünmeyen bilginin “hakikat” ve “mutlak” olduğu ve bunun da ancak kalben bilinebileceği ya da vahiy yoluyla edinilebileceği veyahut Platon'un idealarında olduğu gibi tanrısal kata yükselerek (kâmil olmakla) bilinebileceği kuramı önemli, fakat bir efsanedir. Din adamları, kutsal kitaplardan hareketle ilahi bilgilerin insanlara veya peygamberlere aktarıldığını ileri sürerler. Aslında kutsal olduğu ileri sürülen o bilgiler, insanlık tarihinde elde edilmiş kültürel birikimin sadece küçük bir kısmıdır. O bilgileri ifade eden kavramlar her kişi, coğrafya ve zamana göre değişiklik gösterir. Neolitik Çağ’dan beri düşünceler ve inançlar, uygarlık tarihi ile iç içe geçmiştir. Ancak, derin krizler ve bunların sonucunda ortaya çıkan yaratımlar sayesinde dinsel gelenekler kendilerini yenilemeyi başarır.
    Platon (M.Ö. 428-348), iyi ve erdemli yani ideal devletin, bilge krallar tarafından yönetilmesini veya filozofların kral olmasını savunmuştu ama bilgelik arayışı çok daha eski idi. M.Ö. 2852-2205 döneminde Çin uygarlığının başladığı Sarı Nehir vadisinde ilk köyler krallar edinmişti. İlk Çin kralı Fu Xi, ne Tanrı’dan yetke almış ne de halkını bir Tufan’dan kurtarmıştı. Halk onun bilgeliğini sevmişti; dünya ile benlik arasında, doğanın düzeni ile insan zihninin etrafındaki her şeyi düzene kavuşturma dürtüsü arasında bir bağlantı kurmuştu (tüm yaşayan şeylerin görüngülerini sınıflandıran Sekiz Trigram). Sümer diyarında kalıtsal krallık fikri yerleşmişti ama Çin’de Yao’dan başlayarak krallık için doğum değil bilgelik esas oldu ve böylece Üç Filozof Kral dönemi yaşandı.
Tarihsel süreçte, her teknolojik buluşa, her ekonomik ve toplumsal yeniliğe ikinci bir dinsel anlam ve değer katmanı eşlik etmiştir. Ancak, bilgi, bizim algıladığımız ve düşündüğümüz kadardır. Bilgimizin dışında da artı-bilgi vardır ama o hep değişkendir. Nesnenin bilgisi, maddenin kesintisiz hareketi nedeniyle sürekli değişmektedir ve biz onun fotoğrafını çektiğimiz anda o da çoktan değişmiştir ki biz de yeniden o ezeli “hakikat”in peşinde koşturur dururuz. İnsanların kanaatleri, vicdani algıları birbirinden değişiktir. O yüzden somut hayattaki “hakikat” herkese göre farklıdır. Bu yüzden, de ilahi veya mutlak hakikat sadece zihinlerde vardır, gerçek hayatta yoktur. İnsan hafızası eğitilmezse geçmişten beri kötü olan şeylerin devam ettiğini anlayamaz, başka gözle bakamaz. 
    Bilge, çeşitli alanlara ilişkin tecrübeler ile tecrübelerin muhakemelerinden çıkartılan sonuçları birbirleriyle ilişkilendirme becerisini gösteren, değerleri bütünlüklü bir yapı içinde görebilen, eylem ve düşünceleri toplumun değerlerine göre yargılayabilen önderdir. Bilgelikte kapasite gereklidir ama bunu anlayacak ve değerlendirecek muhataplar da gereklidir. Bir toplumda bireyler okumak, düşünmek, değerlendirmek, süzmek, derinleşmek gibi bilinçlenme süreçlerinde ısrarla var olmalıdır. Sosyal hayat, entelektüel dünya, eğitimde müfredat ve işleyiş, araştırma merkezlerinde ortamlar, kültürel dokudaki alışveriş hep böyle olmalıdır; bilgeliğin çoğalmasına imkân vermelidir, derinden çok ilerilere akıp giden düşünce çalışmaları zevkle ve ürün verir mahiyette kullanılmalıdır. Eğer bir toplumda bireyler yeterinden ileri düzeyde derinleşti ise bundan daha da öte düşünmeye imkân bulma imkânı doğabilir. 
    Modern bilimler aslında gerçek bilimin kırıntılarıdır. Kendilerini bütünlemek ihtiyacı duyduklarında, bunun esaslarını okült ve ezoterik bilimlerde aramak zorunda kalacaklardır. Gizli (okült) bilimler zaman içinde ön yargılara ve bu disiplinleri ticari amaçla şarlatanlık haline getirenlere yenildi ama modern bilimin doğmasına en büyük katkıyı verdi. Pozitif düşünce ve bilimin giderek daha da ağırlık kazandığı bir dünyada okült ya da gizli bilimler, görünmez dünyaya hala bizden saklı başka bir gerçekliğe erişim sunabilir. Görünen ve görünmeyen dünyanın tüm kısımlarını birbirine sıkıca bağlayan ilişkilerin varlığı temel inceleme konusudur. 21. yüzyılda Evrensel Bilgelik için öğreti ve inisiye okuluna ihtiyaç var. Bu okul yani görünmeyen ile görüneni birleştiren görüş açısı olmadan Her Şeyin Teorisi kurulamayacaktır.
Bilgi yolculuğu sık sık zihni uyuşturan bir tekrarcılığa yuvarlanmıştır. Luther’e göre; “akıl, şeytanın aşüftesi” idi. Bilime tapan Çinliler arasında bile bilginin mutluluğu öldürdüğünü söyleyen Taocular çıkmıştır. Hiçbir katı, değişmez realite yoktur. Gerçek diye bir şey yoktur çünkü aslında her şey görecelidir.  Diğer taraftan, birkaç hakikat yoktur, hakikat tektir ama onun farklı seviyeleri vardır. Zaten bu yüzden bilim vardır; bilimde “mutlak gerçek” yoktur. Bilim her şeyi çözemez ama bize şüphe duymayı öğretir. Bugün hala bildiklerimiz bilmediklerimiz yanında engin bir okyanustaki küçük adacıklar gibidir. Bilimin entelektüel geleceği için biyoloji, fizik, kozmoloji ya da henüz bilmediğimiz disiplinlerde bizi kökten yeni formülasyonlara yönlendirecek problem alanlarını keşfetmeliyiz. 
Hakikat bilgisini (bilgeliği) görünümlerin gerçekliğinde değil, fikirlerin gerçekliğinde arıyoruz. Görünümlerin gerçekliğine akıl ve bilim yolu ile ulaşabiliriz ama görünmeyen için ise Metafiziğe ve Ezoterizme ihtiyaç var. Einstein ile uzayda zamanın eğilip, bükülebileceğini öğrendik ama henüz tüm evreni açıklayacak bir doğa kuramı oluşturamadık. Eğer makro ve mikro evrenin yani Her Şeyin Teorisi’ni kurabilirsek, görmediğimiz ama hissettiğimi diğer boyutların fakında olabileceğiz. Bilim insanları, dinlerin anladığı şekilde bir Tanrı’nın var olduğu varsayımına şüphe ile bakmakta ama evrene ince ayar veren bir gücü daha olası görmektedir. Bu makalede, bilgeliğin yolunu bulmak için felsefe, din ve bilim arasında tarihsel süreçte ortaya çıkan düşünceleri sorgularken, nihayetinde sizler için doğru düşünmenin, gerçeği çözmenin anahtarlarını vermeye çalışacağız.
Makalenin devamı ve geniş versiyonu için;
https://www.academia.edu/88577971/Bilgelik_Yolu
 

Önceki ve Sonraki Yazılar