Prof. Dr. Sait Yılmaz

Prof. Dr. Sait Yılmaz

Bir garip GAP ve Ortadoğu’da olası su savaşı

                                                                         “GAP, gaptırılmadı ama uyutuldu.”
Türkiye, politik, ekonomik, sosyal, ahlâkî, kültürel, etnik ve askerî boyutları içeren bir ciddi kriz döneminden geçmektedir. Modern Türkiye iki önemli engel ile karşı karşıyadır; genişleme istikametleri zorluklarla doludur ve Türklerin doğası değişmiştir. Yaşanan kriz, devleti ve toplumsal yapıyı sarsmış, değerler sisteminde yıpranmalara neden olmuştur. Ekonomik az gelişmişlik halkın çeşitli kesimlerine ve fikirlere dışarıdan nüfuz etmeyi kolaylaştırmakta, ülke birliğini tehlikeye sokmaktadır. Marmara Bölgesi istisnadır ve boğazları ile birlikte Türkiye’nin en kritik bölgesidir. Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren Anadolu’ya sıkışmış olan Türk halkının yaşadığı bölgesel gelişme farkı, ülkenin laik ve dini bakımdan kutuplaşması yanında çorak topraklar, kuru iklim ve dağlık arazi, nehirlerin ve doğal kaynakların nispi azlığı halkın ekonomiye katılımını etkilemektedir. Türkiye’nin içinde bulunduğu kısır döngüyü yenmenin bir yolu su kaynaklarının daha iyi değerlendirilmesidir. 

Tarihsel olarak “Su akar, Türk bakar” deyişini yenmenin ilk adımları Atatürk ile birlikte atıldı. Süleyman Demirel’in öncülüğünde 1970’lerden itibaren altyapısı hazırlanan Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), 1989 yılında entegre bir bölgesel kalkınma projesine dönüştü. Ancak, 2005 yılında tamamlanması hedeflenen projeyi 40 yıldır tamamlayamadık.  Son 20 yılda sadece Ilısu ve Cizre barajları özel sektöre yaptırılabildi. Genel bir hesap yapıldığında GAP’ın %40 veya 45’inin ancak tamamlanabildiği değerlendirilmektedir. Öte yandan, komşu ülkelere göre; Türkiye’nin GAP kapsamında inşa ettiği barajlar, Suriye ve Irak’a giden suyu %34 azalttı. GAP’ın son 10 yılda kendilerine karşı bir silah olarak kullanıldığına dair Suriye ve Irak’ın şikâyetleri var. Ortadoğu büyük bir çevre felaketine doğru hızla giderken, hedefte GAP var. GAP’ta işler neden yürümüyor, neler oluyor? Bu makalemizde sulama projesinden daha çok elektrik projesine dönüşen GAP’ın son durumunu ve bölgesel yansımalarını ele alacağız.

GAP’ta gelinen aşama

2019 yılı itibariyle 14 hidroelektrik santrali (HES) tamamlanmış; GAP enerji yatırımlarında %91,2 oranında fiziki gerçekleşme sağlanmıştır. 2019 yılı sonunda sulamaya açılan alan 571.591 hektara ulaşmış; planın sulama hedefi %54 oranında gerçekleştirilmiştir. 
GAP; Fırat ve Dicle havzalarının birleştirilmesiyle ve açılan kanallarla bölgeye sulu tarım getirerek aslında bir tarım devrimi de planlıyordu. 2005'te sulama projelerinin tamamlanma oranı yüzde 15 bandındaydı. Bugün dahi 1 milyon 822 bin hektarlık alanın sadece 500 bin hektarı sulamaya açılmış durumda. GAP'ın tarım ve sulama ayağında bir gecikme oldu.
Toplamda 32 Milyar dolarlık bir bütçesi olan projenin üzerinden kırk yıl geçti. Genel bir hesap yapıldığında % 40 veya 45’inin ancak tamamlanabildiği değerlendirilmektedir. Proje kapsamında en büyük başarı hidroelektrik santrallerinde sağlanmıştır. GAP'ta enerji projelerinin gerçekleşme oranının halen %74’tür. Sulama projelerinin ise yarısı bile bitirilemedi. 
Peki, projenin bitmesinin gecikmesinde hangi faktörler etkili oldu; dış kaynaklarının bulunamaması, finansman sorunları, bölgedeki huzur ortamı, başta Suriye olmak üzere komşu ülkelerle yaşanan problemler ve hükümetlerin yatırım tercihlerinin değişmesi projenin gerçekleşmesinde gecikmelere neden olmuştur. 
GAP Projesi, özellikle 1990’lı yıllara kadar ABD ve NATO’nun Türkiye’yi desteklediği bir proje oldu. Bu destekte Soğuk Savaş mantığı ile Irak ve Suriye’nin istikrarsızlaşmasının Batının yararına olacağı mantığı vardı. 
2000’li yıllara kadar, proje; ABD, Alman ve İsrail firmaları başta olmak üzere pek çok ülke tarafından destekleniyordu. 2009 yılında yabancı şirketler; Türkiye’nin çeşitli çevre ve diğer sözleşmede bulunan şartları karşılamadığı gerekçesi ve uluslararası NGO’ların baskısı kredi vermeyi durdurdu.
2014-2018 yılları için planlanan hedeflerde hiçbir şey yapılmadı. Sayıştay denetçileri, 2014-2018 yılları arasında tamamlanacağı söylenen 208 projeye başlanmadığını tespit etti. Yani ayrılan paralar harcanmış, ancak hiçbir şey yapılmamıştır.
2002 yılından sonra hazır alınan GAP’ın üstüne yalnızca iki baraj (Cizre ve Ilısu) yapılmış ve projeyi rafa kaldırılmıştır.
Türkiye, son yıllarda enerji ihtiyacı büyüdüğünden GAP için ayırdığı kısıtlı kaynaklarını da öncelikle enerji projelerinin bitirilmesi için ayırdı. 

Ortadoğu’da su savaşı olasılığı

Ortadoğu ülkelerinde son yıllarda bir çevre yıkımı yaşanıyor; yağmur gittikçe azalıyor, yer altı ve yerüstü suları azalıyor ve çölleşme artıyor. 1998 yılından beri kuraklık son 900 yılın en kötüsüne ulaştı. 2050 yılına kadar sıcaklıkların bölge genelinde 4°C daha artması bekleniyor ve küresel olarak artmanın (2°C) iki katı olacak. Suya olan talep gittikçe artarken, mevcut olanlar zaten azalıyor ve zamanla olan da artan oranda buharlaşacak. Artan iklim sorunları yanında, Türkiye’nin barajlarında tutulan sular, Ortadoğululara göre zaten acil olan su baskısını artıracak, topraklar aşınacak ve bölge genelinde tarım tehlikeye girecek.  
Türkiye su konusunda kozları büyük ölçüde elinde tutuyor; Fırat’ın %90’ı, Dicle’nin %44’ünün sularının kontrolünde. Türkiye son 20 yıldır suyu bir silah haline getirmekle suçlanıyor. 
Türkiye’nin Sünni mezhep esaslı dış politikası Suriye ve Libya’da olduğu gibi Irak’ta da ABD ve İran yerine kendi otoritesini kurmayı hedefliyor. Ankara’nın kendi ihtirasları için suyu oyun-değiştirici olarak kullandığı düşünülüyor. Irak ve Suriye’deki hükümetlerin çok zayıf olması nedeni ile Türkiye şu anda çok az dış baskı görüyor. İran ise bölgesel çekişme nedeni ile Türkiye’ye muhalefet ediyor. 
Fırat nehri sularının %88’i Türkiye’den geliyor. Ancak, GAP ile birlikte Ortadoğu su kaynakları 2045 yılına kadar %10 azalırken, bölgenin su ihtiyacı %60 artacak. 

Son 60 yılda en az 25 kez, su konusu ülkeler hatta toplumlar arasında çatışmaya yol açtı. Türkiye’nin Suriye ve Irak’ta yarattığı kuraklığın gelecekte bir savaşı tetikleme riski var. Ancak, iki ülkede henüz bunun için uygun bir konjonktürde değil. Ortadoğu ülkelerinde su nedeniyle başlayan iç gerginliklerin de bu ülkeleri bir savaş için bir araya getirme riski her zaman olacak.
İklim değişikliği Ortadoğu’yu yeniden şekillendirirken, “su kontrolü” ondan daha tehlikeli görülüyor. Gelecekte su tüm Ortadoğu’da çok pahalı olacak. Mevcut trendler devam ederse, 2040 yılına kadar Irak’ın nehirsiz bir ülke olmasından bahsediliyor ve bazı yorumculara göre, Türkiye’nin suyu monopolize ederek, Ortadoğu’ya hükmetme planı bir bölgesel savaşa yol açabilir. 
Makalenin devamı ve geniş versiyonu için;
https://www.academia.edu/80192205/Bir_garip_GAP_ve_Ortadoğuda_olası_su_savaşı

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR