Prof. Dr. Sait Yılmaz

Prof. Dr. Sait Yılmaz

Çin & Rusya ilişkilerinin sınırları

1950’lerin sonunda Rus lider Nikita Kruşçev ve Çin lideri Mao Zedong arasında yapılan görüşmeye katılan ve Mao’nun tercümanı olan Çinli bir hanım, iki lider arasındaki görüşmede Kruşçev’in Mao’ya söylediklerini uzun yıllar sonra şu şekilde aktarır;

 “Biz büyük ağabeyiz, siz ise küçük kardeş. Biz, uluslararası Komünizmin liderleriyiz, Marksist-Leninist kilisenin babalarıyız ve bunların içinde olan tüm halkların öncüsüyüz. Şüphesiz biz, sizi dinleyeceğiz ve endişelerinizi ciddi şekilde dikkate alacağız ama biz bir karar verince siz ona uyacaksınız. Tarafınızı terk etmeyeceksiniz; bizi takip ve itaat edeceksiniz. Çünkü biz, sizden daha iyi görüyor, çünkü biz sizden daha çok biliyoruz.”

Çinli tercüman kadın bu açıklamayı 2003 yılında Irak Savaşı başladıktan sonra yapılan ABD-Çin Diyalogu konulu bir uluslararası konferansta yaptı. Aslında vurgulamak istediği George Bush’un devlet egemenliğine saygı göstermediği, tıpkı Kruşçev gibi konuştuğu idi. Bu konuşma, Kruşçev döneminde Moskova-Pekin ilişkilerinde kırılmanın başlangıcı idi. 1972’de yılında Çin’e yapılan ziyaret ile bu kırılmayı pekiştiren ABD yönetimi, o tarihten sonra Türkiye dâhil pek çok ülkede solu bölmek için Maocu örgütler kurdu. Ruslara dönecek olursak, son yıllarda yani sözde ilişkilerimizin iyi olduğu dönemde aynı üslubu bize karşı da kullandılar. Kendini tarihsel olarak “efendi” gören, emreden, Suriye ve Libya’da kırmızı çizgiler çizen ve cezalandıran zihniyet. Muhtemelen Biden da Xi Jinping’den Rusya’ya olan yaptırımlara katılmasını isterken bu üslubu kullandı.

Çin, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşını pek gönüllü de olmasa destekleyen tek büyük güç. Bu gönülsüzlüğün iki nedeni var; öncelikle Çin dış politikası kendi iç hassasiyetleri (işgal altında tuttuğu Doğu Türkistan, İç Moğolistan vb.) nedeni ile egemenlik ve toprak bütünlüğü esasına dayanıyor. İkinci neden ise ABD’yi geçme hevesi peşinde İpek Yol gibi büyük projelerini Batıya uzatma peşindeki Çin, “stratejik ortak” olarak tanımlasa da Rusya için risklere girmek istemiyor. Uzun vadede Çin ve Rusya’yı bir araya getiren ABD düşmanlığı. Ortak hedefleri ise Amerika sonrası bir dünya düzeni kurmak. Bu amaçla; iki ülke ticaret, yatırım, istihbarat, silah geliştirme, askeri tatbikatlar ve diplomasi alanında yakın bağlar kurdular. Hatta yakın zaman önce Çin lideri Xi, Moskova ile ilişkilerinin sınırı olmadığını söyledi. Ancak, Rus ordusunun Ukrayna’daki performansı, Batının küresel olarak birleşerek Avustralya ve Japonya dâhil, Rusya ve müttefiklerine küresel ticari ve finansal cezalandırma stratejisi Çin’i ihtiyatlı olmaya itiyor.

Ukrayna Savaşı’nın gidişatı belli değil, askeri sonuç ne olursa olsun siyasi olarak Putin’in ve hatta Rusya’nın sonu olabilir. ABD liderliğindeki yaptırımlar Rusya üzerinde şimdiden etkili olmaya başladı ve sonraki hedef Çin olabilir. Rusya’nın hassasiyeti daha çok içyapısı ile ilgili ve bu durum Çin ile de benzer. Öte yandan, iki ülke ilişkileri sanıldığı kadar sağlam temellere sahip değil, tarihsel sebepler yanında aralarında Avrasya rekabeti de var. Yani ikisinin de birbirine vereceği destek bir yere kadar. Şanghay İşbirliği Örgütü ise çıkarlarına uygun olmayanları terörist ilan edip, birlikte mücadele etmek üzerine kurulu. 11 Eylül 2001 sonrası ABD ve Rusya’nın yaptığı gizli anlaşmanın yani Ruslara yakın çevresinde inisiyatif verme (Minsk Grubu, Kuzey Kafkasya’ya desteğin kesilmesi vs.) döneminin de sonuna geldik. Bu makalede, Çin ve Rusya ilişkilerinin sınırlarını sorgularken, son bölümde dünyanın nereye gittiğini de değerlendireceğiz.

Çin, Rusya’ya nereye kadar destek olabilir?

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, rejiminin liberalizmden daha iyi olduğunu ve (otoriter) modeli sayesinde hızla zirveye çıkabildiğini açıkça söylüyor. Bununla birlikte liberal rejimlerdeki gibi ekonomik veya sosyal sorunlardan mustarip değil. Dahası Çin liderliği önceliğin özgürlük değil, ekonomi ve boş mideyi doyurmak olduğunu düşünüyor. Rusya Devlet Başkanı, liberalizmin Rusya'ya uygun olmayan başarısız bir sistem olduğuna, Rusya'nın değerleriyle çeliştiğine, toplumları değerlerinden ve tarihlerinden vazgeçmeye zorlayarak yok etmeye çalıştığına inanıyor. Putin'in liberalizme yönelik en açık suçlamalarından biri, eşcinsellik ve dejenerasyon çağrısı yaptığı yönündedir. Bu nedenle Rus topraklarında bulunmasına rağmen “Ukrayna’ya başlattığı özel harekâta” karşı çıkanları, liberalizmin savunucuları olan hainler ve pislikler olarak nitelendirdi.

Ukrayna krizinde Rusya’nın Çin’e ihtiyacı var ve bunun için pek çok şeyden vazgeçmesi gerekiyor. Bu ise onun milliyetçi mantığı ve Rusya’nın prestijiyle çelişiyor. Putin'in seçenekleri her geçen gün daralıyor. Çin'in sepetine daha fazla yumurta koymaktan ya da yüzleşmeye devam etmekten başka seçeneği yok. Fakat bununla birlikte Rus oligarşisinin kendisine sırt çevirmesi veya asgari düzeyde bir itibar karşılığında bir anlaşmayı kabul etmeye zorlanması ihtimali de var.

            Çin aslında Putin’in Ukrayna’yı işgalini iyi düşülmemiş buluyor ve bunun yüküne bu safhada katılmak istemiyor. Bu yüzden, Kremlin’in istenmeyen ve beklenmeyen işgaline BM’de çekimser oy verdi. İran ile ilgili yaptırımlar söz konusu olduğunda Kunlun Bankası üzerinden petrol karşılığı para transferi yapmış, bir çaresini bulmuştu. Ama her işlem ABD tarafından sıkı bir şekilde takip ediliyordu. Rusya’ya uygulanan yaptırımlara gelince Çin için durum İran ile olandan farklı. Öncelikle ABD ve AB, Rus petrol ve doğal gazına doğrudan yaptırım uygulamıyor. Gazprombank ve Sberbank da yaptırıma tabi değil.

ABD, Rusya’ya yönelik yaptırımlarını Japonya, Singapur ve Güney Kore gibi Asya ekonomileri ile pekiştirirken, Çin bunları dikkatle izleyecek ve Rusya’nın zayıflıklarını not edecektir. Belki de Çin ileride aynı taktikleri belirli ölçüde Rusya’ya karşı kullanmak zorunda kalabilir. Pekin’in Moskova’nın petrol ve diğer ticari konularda desteğine ihtiyaç var. İlave olarak, ABD sonrası Afganistan ve Orta Asya’da gelişmeler de Rusya kadar Çin’in de endişe konusu. Özetle, enerji ve güvenlik konusunda Çin ve Rusya birbirini desteklemeye devam edecek. Çin Dışişleri Bakanı Ukrayna konusunda doğrudan sorulan bir soruya, Çin’in gerçekçi ve tarafsız bir tutum izlediğini söyledi. BM Şartnamesinin bütün ülkelerin egemenliğini koruması ve toprak bütünlüğüne saygı gerektirdiğini söylemesi de aslında Rusya’ya verilmiş bir mesaj olmalı. Çin, Avrupa’ya sokulmak için Rusya’ya yakın olan ülkeler üzerinden etki etmeye çalışıyordu. Rusya yakın gelecekte bu kabiliyetini kaybetti. Çin bir yandan Rusya’yı fay hatlarının olduğu yere kadar destekleyecek ama Avrasya üzerinden Avrupa’ya daha çok ulaşmanın yollarını arayacak.

Rusya, devasa büyüklüğüne rağmen 1,49 trilyon dolarlık milli geliriyle İtalya'nın da gerisinde (1,89 trilyon dolar) kalıyor. Bu rakam ABD için 20,9 trilyon dolar iken Çin için de yaklaşık 14,7 trilyon doları buluyor. Süper güç olma arzusu olan Rusya, böylece fiilen iki büyük gücün avı haline geliyor: Çin ve ABD. Çin, onun bir süper güç olmasını istemiyor. Çünkü tarihsel olarak güvenliğine yönelik tehdit oluşturduğu gibi oluşturmaya da devam ediyor. Aynı şekilde ABD de Rusya'nın Avrupa'ya hâkim olmasını değil, dâhil olmasını istiyor. Böylece ABD ve Çin, Rusya ile nasıl başa çıkacakları konusundaki anlaşmazlıklarına rağmen zımnen de olsa bir amaç üzerinde uzlaşıyorlar; Rusya'yı batırmak ve boyun eğdirmek.

Rusya'nın genel olarak NATO ve özelde ABD karşısında askeri anlamda gerilemesi ve başarısız olması Çin'in çıkarına değildir. Çinliler, Moskova'nın Kiev'le savaşının ardında ABD’nin de birtakım hedeflerinin bulunduğunu gayet iyi biliyorlar. Bu hedeflerden en bariz olanı, Rusya'yı etkisiz hale getirerek ve şüphesiz onu zayıflatarak Çin’i savaş alanında tek başına bırakmaktır.

Makalenin devamı ve geniş versiyonu için;

https://www.academia.edu/74702703/Çin_and_Rusya_ilişkilerinin_sınırları

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR