Prof. Dr. Sait Yılmaz

Prof. Dr. Sait Yılmaz

Dünyanın sonuna ne kadar kaldı?

                                                                                                                                                                            Altıncı büyük yok olmaya doğru.

Geçmişte insan hayatı tarihin bize anlattığı gibi güzel değildi. Belki ayrıcalıklı bir azınlık için yaşam hoştu ama büyük çoğunluk için berbat, çirkin ve kısa idi. Açlık, susuzluk ve hastalıklar döngüsünde ölüm ani ve hayat korkularla doluydu. Gündelik yaşam sık sık ölümle, hastalıklar ve afetle karşılaşmayı gerektiriyordu. Ama insanlar gene de hayatta kalmak ve çocuk yetiştirmekle kalmadılar, içinde yaşadıkları dünyayı anlamaya ve daha iyi hale getirmeye çalıştılar. Kötülüklerin kaynağını uğursuz saydıkları kişi ve işlerde aradılar, kısmetlerini geliştirmek için falcı ve büyücülere başvurdular, ölümden sonrası ile ilgili düşünceleri önemsediler. Tarım döneminin tanrılarını (şarap tanrısı, bereket tanrısı vs.) daha sonra gökte aradıkları (semavi) tanrılar ile bağdaştırdılar. En çok merak ettikleri dünyanın sonu ile ilgili kehanetlere inanma eğilimi gösterdiler. Peygamberler ve kâhinler, kıyamet ile ilgili (eskatolojik) hikâyeler anlatıyorlar, görmedikleri Tanrı’dan haberler veriyorlardı.

Nitekim Musevilikte, eskatolojik kehanetlere göre yenilenmiş dünyayı bizzat Yahve veya Tanrı’nın atadığı ve onun adına hüküm sürecek bir kral yönetecektir. Mesih üç şey yapacaktı; Yahudi krallığını kuracak, komşular ile barış yapacak ve tapınağı yeniden inşa edecekti. Vaftizci Yahya tarafından Mesih (Kurtarıcı) ilan edilen İsa Tanrı Krallığı’nı ilan etmeye kalkınca çarmıha gerildi. Sinopik İnciller, öncelikle Tanrı Krallığı’nın ilanını aktarıyordu, tarihsel dünyanın sonu çok yakında gerçekleşecekti. Pavlus, 57’de şöyle diyordu; “Şu anda kurtuluşumuz ilk iman ettiğimiz zamankinden daha yakındır. Gece ilerledi, gündüz yaklaştı”. (Romalılar 13:11-12). Essen cemaati üyeleri evlenmiyordu bile; “…zaman daralmıştır.. karısı olanlar karıları yokmuş gibi.. olsun..” (Korintliler 17:29-31). İsa’nın gelmeyeceği belli olduktan sonra Hıristiyanlığı kabul etmiş köleleri dinde tutmak için “Cennet” kavramı uyduruldu. Cehennem kavramı ise hala tartışmalı. İşin aslı Hıristiyanlar hala İsa’yı bekliyor.

Toplumun çoğunluğunu oluşturan bireyler, seçkinlerin sömürüsüne, yönetimin koyduğu ağır vergilere rağmen bir arada yaşamayı sürdürebilmelerini, ortak mitlere olan inançlara borçluydular. Pek çok inanç Mesih'in bir gün ortaya çıkarak tüm savaşları, kıtlığı ve hatta ölümü ortadan kaldıracağına inanırdı. Mevcut bir hayali düzeni değiştirmek için ise alternatif bir hayali düzene inanmak gerekti. Bilimsel Devrim'e kadar çoğu kültür ilerlemeye inanmıyordu. İnsanlığın yeni araçlar icat ederek ve yeni bilgiler keşfederek bunu yapabileceği fikri gülünçten de öte ‘kibir’ anlamına gelirdi. İncil'de, Kuran'da, Vedalar'da veya Konfüçyüs klasiklerinde çok az formül, çizelge ve hesap vardır. Geleneksel mitoloji ve metinlerin genel yasaları matematiksel olarak değil öykü formatında sunulmuştur. Peygamberler iyi ve kötü gücün kuvvetlerini matematiğe dökerek insanların tercihlerini öngörmeye yardım edecek bir formül geliştirmeye çalışmadı. Bu, tam olarak bugünkü bilim insanlarının başarmaya çalıştığı şey.

İnsanoğlu, düşünen, aklı ile yenilikleri bulmaya çalışan ve bilgiyi aktaran bir varlık olarak, dini dogmaların değil bilim ve sanatın öncülüğünde modern yaşamın bugünkü safhasına ulaştı. Bu makalede, size dünyanın sonuna (kıyamete değil) ne kadar yakın olduğumuz ile ilgili bilimsel öngörülerde bulunmaya çalışacağız. Bunu yaparken, öncelikle dünyada tarihin en başından beri insanın evriminin açlık, susuzluk ve sağlık konularının nereden nereye geldiği üzerinde duracak, çevre sorunlarının doğayı ve insanlığı yok etme olasılığına odaklanacağız. İnsanoğlunun yok olması dünyanın sonu anlamına gelmeyebilir ya da bu dünyada hayatın son bulması ile insanlık yok olmayabilir, başka dünyalarda da hayat devam edebilir. Nihayetinde gerek insanlığı gerekse dünyayı yok edecek senaryoları gündeme getireceğiz.

Dünyanın Yok Olma Senaryoları

Dünya’da ne olursa olsun, Evren’in geri kalanı kayıtsız olarak yaşamını sürdürecektir. Güneş gezegeninin geleceği, uzun bir zaman sürecinde gerçekleşecek de olsa belirsizdir. Yani galaksi içinde çarpışmalar olacağı gibi yıldızlar ve diğer galaksiler arasındaki düzensizlikler de başka karşılaşmalar meydana getirebilir. Bilim insanları, Evren’in ilke olarak geleceğin kestirilmesine olanak veren iyi tanımlanmış yasalarla yönetildiğine inanmaktadırlar. Evren’in yoğunluğu belli bir kritik değerin üzerinde olursa kütlesel çekim sonunda genişlemeyi durduracak ve Evren’in yeniden büzülmesine yol açacaktır. Bu durumda, Evren, büyük bir çatırtı halinde çöker, bugünkü fizik yasalarının çalışmadığı sonsuz bir yoğunluk durumu ortaya çıkar. Evren’in geleceği yoğunluğuna bağlıdır. Eğer Evren’in ortalama yoğunluğu kritik değerden az ise yeniden çökmeyecek, sonsuza kadar genişlemeye devam edecektir. Evren’in sonsuza kadar genişleyip genişlemeyeceği belli değildir ama en azından on milyar yıl daha çökmeyeceği değerlendirilmektedir.

İncil ve Kuran’da yeni kıyametin işaretleri ortak bir şekilde ifade edilmektedir; büyük bir deprem. Yeni yok olmayı bir asteroit çarpması veya büyük bir volkan patlaması tetikleyebilir. 2056’de büyük bir asteroit çarpması bekleniyor. Okyanuslar gittikçe buharlaşmakta ve bu tabaka güneş ışıklarını örtmektedir. Dünyanın yok olması ile ilgili senaryoları şu şekilde özetleyebiliriz;

(1) Meteor (Göktaşı) çarpması;

Son 100 yıldır dünyaya büyük bir meteor çarpmadı, en son 1908’de Sibirya’da Tunguzkaya denilen ve çok az insan yaşayan bir bölgeye düşmüştü. 4,5 milyar yıl önce meteorlar o kadar çoktu ki çok sık çarpma oluyordu. Çarpan büyük bir göktaşı yüzünden Güneş sisteminde Venüs ters yönde dönmeye başladı. Diğer gezegenlerin hepsi aynı yönde dönmektedir. Merkür ve Mars üstünde görülen çok büyük kraterler gene bu tür çarpmaların sonucudur. 500 milyon yıl önce Dünya’ya muhtemelen gene bir çarpma sonucu ‘Ay’ meydana geldi. 65 milyon yıl önce 9 km. çapında bir astreoid’in çarpması dinozorları ve dünyadaki canlı türünün %95’ini yok etti. Ancak, böylece insanların da yer aldığı memelilerin gelişmesinin önü açıldı. Her 100 milyon yılda bir, böyle büyük bir çarpma meydana gelmektedir.

(2) Astreoid çarpması;

Astreoidler (Mars ile Jupiter arasındaki yörüngelerde gezinen gök cisimleri) ile ‘nötron yıldızlar’ın çarpışması sonrası yaydıkları gama ışını ve yer çekimi dalgası dünyayı yok edebilir. Yaşadığımız Samanyolu sistemi birkaç kaza geçirdi şimdi rotamızda Andromedia var ve saatte 1.5 milyon km.den fazla hızla ona yaklaşmaktayız. Muhtemelen 4 milyar yıldan daha kısa sürede çarpışacağız ve bu çarpışma yüz milyonlarca yıl sürecektir. Çarpışma sonrası dünya bir yerlere savrulacaktır. Çarpışmalar doğanın planının ayrılmaz bir parçasıdır ve biz bilmediğimiz kuvvetlerin merhametine kalmış durumdayız.

(3) Okyanusların buharlaşması;

Okyanuslar gittikçe buharlaşmakta ve bu tabaka güneş ışıklarını örtmektedir. Aşağıda hapsolan ısının neden olduğu aşırı sıcaklar zamanla her yeri kavurmaya başlayacaktır. Aşırı sıcaklara dayanmayan pek çok şey erimeye ve yıkılmaya mahkûmdur. Sıcaklığın artmaya başlaması sonun başlangıcıdır. Su buharlaşıp uzaya gittikçe geriye oksijen kalacaktır. Dünyanın %5’i demir olduğundan paslanmanın artması ile her şey kırmızıya dönüşecektir. 270 kat artan basınç sadece binalar üzerinde değil insanlar üzerinde de etkili olacaktır. Sıcaklık öyle bir hale gelecek ki geride kalan her şey yavaş yavaş yanacaktır. Geriye kavrulmuş ve paslı bir dünya kalacaktır. Güneş %40 daha parlak hale gelecek, dünyada geride kalan her şey yanarak kül olacaktır. Bu yüzden gittikçe daha sıcak bir dünyada yaşam mücadelesi veriyoruz.

(4) Güneşin sönmesi;

Diğer bir kötü senaryo, güneşin sonunun gelmesidir. Güneş bir hidrojen bombası gibi hidrojeni helyuma dönüştürerek yakmaktadır. Dünyadan 6 milyar yıl daha yaşlı olan güneşin içindeki son hidrojen de yanınca geriye sadece helyum kalacak ve füzyon sonucu ortaya çıkacak patlama ile güneşin parçaları galaksiye yayılacak ve bu diğer gezegenlerin yanmasına yol açacaktır. Eskisinden 200 kat daha büyüyecek olan Güneş kendi sistemindeki dünya dâhil tüm gezegenlerin ufkunu tamamen kaplayacaktır1. Bu durumdan kurtulmak ancak öncesinde güneş sistemi dışında ve hayat olan bir gezegene göç etmekle olabilir. Bunun gerçekleşmesi bugünkü hesaplar ile milyarlarca yıl alacak olsa da gezegenimiz çok hassas dengeler üzerindedir ve hayatımız güneşin de merhametine bağlıdır.

(5) Dünyayı bir karadeliğin yutması;

Karadelikler, kendi içine çökmüş yıldızlardır. Karadelikler, ölmekte olan yıldızların patlayarak tahrip gücü yüksek bir yerçekimi çöküşü tetiklemesi ile ortaya çıkmaktadır. Yıldız ölçülemeyecek kadar bir alana sıkıştırılacak kadar küçülür, ancak çekim gücü öyle kuvvetlidir ki ışık bile içinden kaçamaz. İçine giren her şeyi yok edebilir. Kara delik dışarıya parçacıklar ve radyasyon verirken, kütle kaybeder ve sonunda sıfır kütleye iner ve tamamen ortadan kaybolur. Çöken bir yıldızın arkada bıraktığı kara deliğe düşen herhangi bir şey, bir sona ulaşacaktır2. Samanyolu galaksisinde milyonlarca kara delik vardır. Bir yıldızın dünyaya çarpma ihtimali çok düşüktür ama bir kara delik dünyaya yaklaşırsa onun çekimi dünyayı parçalar ve yok edebilir.

Peki, dünya yok olsa da insanlığın yaşaması için ne yapılabilir?

Makalenin devamı ve geniş versiyonu için;

https://www.academia.edu/86454381/Dünyanın_sonuna_ne_kadar_kaldı

1. Brian Greene, The Elegant Universe: Superstrings, Hidden Dimensions, and the Quest for the Ultimate History, Vintage Books, (New York, 1999).
2. Stephan Hawking, Kara Delikler ve Bebek Evrenler, Sarmal Yayınları, Çev.: N.Bahar, (İstanbul, 2005), 93-94.

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR