Prof. Dr. Sait Yılmaz
Prof. Dr. Sait Yılmaz - Yazar

Ezeli İnsan

“..Ey annem! Yeni doğanın kaderini söyle!
         İşte o bir insan!”
Sümer Tabletleri

İnsanların, en başından beri varoluşu ile ilgili kapsamlı bir düşünmeye ayrılan vakti kısa oldu. İnsanlar, dünyaya geldiklerinde kendilerini başrolde oldukları bir tiyatroda, bir drama sahnesinin ortasında bulurlar ama son perdesi henüz seçmeler dahi yapılmadan çok önce yazılmıştır. Bu drama, yüzyıllar içinde hem iyilik hem de kötülük için müthiş bir gücü elinde tutmuş, toplumsal sistemleri, kültürel tercihleri ve siyasi öncelikleri belirlemiş, ahlak ve yasalar sözüm ona vahye dayalı metinler üzerine kurulmuştur. Kanıtlara ihtiyaç duymayan, bu dogmatik metinler hala dünya üzerinde milyarlarca insana hayat için bir eylem planı, ölüm sonrası için bir avuntu sunuyor. Bu inançlı insanların çoğu, modern bilimin keşiflerini, bilimsel gelişmeleri -birçok kez ilahi metinlerin çelişkilerini ortaya koysa da, kadim dini arayışların tamamlayıcısı olarak görüyor. Örneğin Kopernikçi ve Darwinci görüşler, insan dâhil herhangi bir türün diğerinden üstün olmadığını, insanların kozmosun merkezinde ya da yaratılışın zirvesinde yer almadığını iddia eder. İnsanlar, bunun yerine belirli bir türün başarılarıyla ya da ölümleriyle hiç ilgilenmeyen, birbiriyle bağlantılı bir bütünün önemsiz parçalarıdır. Kozmik sır ise hepimizin ilk insanın yani Ezeli İnsan’ın türevler olmamızdır. Semavi dinlerin Âdem’inden bahsetmiyoruz; çok daha derin sırlardan Kozmik İnsan’dan bahsediyoruz.
Ezeli İnsan, başlangıçta androjen yani çift cinsiyetliydi ve eninde sonunda aynı duruma dönecektir. İnsan ruhu esasen iki kısma (dişi ve erkek) ayrılır ve bu iki kısım “aşk” dediği duygu aracılığıyla yeniden birleştirilmedikçe insan yarım kalacaktır. DNA’mız geriye yalnızca pek az bilgi ve hafıza içeren iki sarmal bırakılacak şekilde bölündüğünde, cinsellik bedende yara almamış bir halde ama bir çoğalma biçimi olarak bırakıldı. Ezeli İnsan, İlahi Genlere sahipti; bir tür yarı-tanrı idi. Nitekim ilk insanlar bin yıla yakın yaşıyor ve Tanrı’nın bazı özelliklerini taşıdığı için yarı-tanrı olarak adlandırılıyordu. Ancak, İlahi Gen nesiller boyunca dağıldıkça, DNA’ların içinde büyük ölçüde kayboldu. Bizi insan yapan şey, DNA değil, fikirlerdir. Ezeli İnsan’ın yansıması olarak her birimizin DNA’sı çok farklı değildir. DNA’mızla ne yaptığımız, ne söylediğimiz, kaderimizi belirler. Bu bizim hayattaki rolümüz ile ilgilidir. Yaşamın ilk amacı, herhangi bir dünyanın (gezegenin) var olabilmesi için gerekli özel enerjileri tezahür ettirmektir. İkinci amaç ise belirli yaşam-formları olan çeşitli enerjileri canlandıracak ve bilinçte sürekli bir gelişme meydana getirmelerini sağlayacak şekilde davranmaktır. Bu Tanrı’nın planı ve insana verdiği özel roldür. İnsan bedeninde gömülü altı ayrı beden var. Zihinsel beden veya akıl; hislerimiz, duygularımız ve arzularımızın merkezidir. Beynimizin örtülü bölümü, şimdiki ve geçmiş hayatlarınızdan sayısız izlenim taşır. Bunlara kozmik sırlar yüklenmiştir.
İnsan yaşamı ölüme ayarlanmıştır. Yaşamı her anında kuşatan ölüm, yeni doğan bebekleri ve annelerini, eşleri, çalışmaktan dinlenmeye zaman bulamamışlarımızı, zengin-fakir ya da önemli-önemsiz kişi demeden herkesi alır götürür. Ölüm; ani ve keyfi, doğa ise gizemli ve anlaşılmazdır. Sokrates bu nedenle, kaçınılmaz ölüme hazırlanmak için insanlara hayatlarını düzene sokmalarını tavsiye etmişti. Platoncu ruhsal tin doktrini ile birlikte Sokrates’in bu tavsiyesi, Orta Çağ ve erken modern dönemler boyunca kurumsal dinlerin temel entelektüel dayanağı olacaktı. Bir sınama, kutsal bir yolculuk, ilahi bir kudret tarafından yönetilen bir deneme süresi olarak hayat; işte inananların rehberi buydu. Mitlere özgü ve teistik şekliyle ölümden sonraki devamlılık tezi, tüm evrenin ilahi bir varlık tarafından daha önce belirlenmiş bir amaca doğru kaçınılmaz bir biçimde ilerlediğini öne sürer. Gerçek ise kozmik sırlarda, DNA’mızın azaltılmış sarmallarında, yaşadığımız tekâmül sonrası gelmekte olduğumuz aşamada, beynimizin örtülmüş kısmında bulunan geçmiş hayatlarımızın izlerinde,  nihayetinde Homo sapiens’in sonunda, ölümsüz Ezeli İnsan’a dönüşümüzde saklıdır. Bu makalede, evrenin ve insanın sırlarından yola çıkarak, nihai planda Ezeli İnsan’a olan yolculuğumuza odaklanacağız.

Ezeli İnsan’ın DNA’sı 

Evrenin tarihini fiziksel bedeninizde taşıyorsunuz. Tür olarak sizler, sizi yaratan ve tarihinizin periyodik dönüm noktalarında DNA’nızı yeniden tasarlanıyor, biyo-genetik olarak değiştiriliyorsunuz. Açık seçik bir şekilde, soyaçekimsel olarak, ışığın şifrelendiği evrimleşme potansiyeli taşıyan iplikçik birleşimlerine bütünüyle ulaşmanızı sağlayan soyu seçtiniz. Bedenlenmeden önce hepiniz, şifre ya da planınızı ateşleyecek, hafızalarınızı harekete geçirecek olayların tasarlanmasına izin verdiniz. Sonra bedenlendiniz ve unuttunuz. İnsan hücreleri içinde ışığın şifrelendiği iplikçikler, bilgiyi taşıyan enerji hatlarından oluşan çok ince bir ağ bulunmaktadır. Ağı oluşturan bu hatlar -fiber optik benzeri- bir kablo gibi çalıştığında DNA’nızın sarmalını oluşturur. Yapınız yeniden düzenlendiğinde çifte sarmalla bırakıldınız. Hayatta kalmanız için gerekli olmayan ve sizi bilgi sahibi tutacak her şey kaynağından koparıldı. Geride sadece sizi denetim altında tutulabilir ve müdahale edilebilir frekanslarda tutsak edecek bir çifte sarmal bırakıldı.

DNA, gerçek ve yaşamın yaşayan tarihidir. DNA şifreyi saklar. Kimlik şablonunu, varoluş planını, evrenin ve bu özel yerdeki yaşamın tarihini saklar. Bu da insanların hücrelerinde depolanmıştır. Ezeli insanın özgün DNA’sı on iki sayısı üzerine temellenen bir genetik şablona sahiptir. Bu nedenle, genetik malzemenin on iki sarmalı, her birinin on iki sayısı bulunan pek çok diğer temsilci ya da bilgi kaynağına bağlıdır. Bilginin on iki sarmalı, insanı -dünya sakinlerini- bedenin içi ve dışındaki ilgili bilgi merkezlerine bağlar. DNA’nız, zamanla çifte sarmaldan on iki sarmala evrimleşecek. DNA’nın bu on iki sarmalı, bedenin içinde ve dışında birbiriyle etkileşim halindedir. Geleneksel olarak bu merkezlerin yedi tanesi bedende, beş tanesi de beden dışında konumlanmıştır. Yaygın isimleri çakra merkezleridir ve bu zamanda güneş sisteminiz içinde tanıdığınız on iki göksel cismin dönüşüyle bağlantı halindedir. Bu on iki göksel cisim bilgi ile döner. DNA’nızın yeniden düzenlenmesi sürecine mutasyon ya da dönüşüm adını veriyoruz. Deneyimlerinizi sizin yarattığınızı anlamaya başlayacak ve bilinçli yaratıcılar olmayı öğreneceksiniz. Bundan da ötesi, gerçek kimliğinizi bilinçli hatırlayanlar haline geleceksiniz.

Onuncu, on birinci ve on ikinci çakralarınız kendiliğinden açılmaya başladığında yaşamlarınızda pek çok gezegen dışı enerji belirecek. Bu enerjiler, aranızda yüksek frekansları yakalayabilenler arttıkça gezegen üzerinde etkisini gösterecek. Onuncu çakra güneş sistemiyle, on birinci galaksi, on ikinci ise evrende bir yerle bağlantılıdır. Bu frekansları aldıkça dünyanın büyük kısmını şoke edecek kadar şaşırtıcı bilgiyi gezegene getireceksiniz. İnsan kılığına girmişsiniz ve bir sürece gerçekleşme izni veriyorsunuz. Şifrelenmiş durumdasınız. Frekans olarak kimliğiniz, elektronik titreşimler yayan bedensel, zihinsel, duygusal ve ruhsal bedenlerinizin toplamıdır. Kendi frekansınızı yaşadıkça, herkesi, gittiğiniz her yeri etkilersiniz. Şu anda yaptığınız da bu. İnsan türünü etkileyen frekansı değiştirme planı, DNA ve ışığın şifrelendiği iplikçiklerin yeniden düzenlenmesini gerektirir. Frekans değişikliğinin başlayacağı ve hepinizin planı uygulamak için büyük sayılarda bedenleneceğiniz zaman için Dünya deneyimine ihtiyacınız vardı. Kendi büyümenizi harekete geçirmek için bilgiyi gezegene yansız bir şekilde getiriyorsunuz. Kendi gelişiminiz gezegenin gelişimini etkilediği için bunu yapmanız gerekiyor.

Özetle, Dünya üzerindeki insanlık, hayatı deneyimlerimiz bakımından evrimsel bir değişim işleminden geçiyor. Galaksimizdeki ve evrenimizdeki diğer birçok yıldız sistemlerindeki, hatta diğer evrenlerdeki medeniyetlerle etkileşim içinde olacak galaktik bir medeniyet haline gelmekteyiz. Bu, korkuya ve rekabete dayalı bir toplumdan, sevgiye, barışa ve uyuma dayalı bir topluma dönüşmek bizim gerçek kaderimiz. Biz gerçekten insan olmayı deneyimleyen ruhsal varlıklarız. Diğer dünyalarda, boyutlarda ve realitelerde var olan biz olan başka formlarımız bulunmaktadır. Aslında, büyük bir amnezi (hafıza kaybı) problemi olan fiziksel melekleriz. Yükseliş sayesinde, hepimizin birbirimize bağlı olduğumuzu, evrendeki diğer bütün yaşam formlar ile BİR olduğumuzun farkına varırız. Her şey bir Yaratıcıdan gelmektedir. Bu hiyerarşi sevgiyle çalışır, sizin gerçek kimliğinizi korur ve bilincin evrimsel sıçramaya hazır olduğunu anlamak için gezegene ayarlanan zaman mekanizmalarından bakabilme yeteneğine sahiptir.
Yaşamın ilk amacı, herhangi bir dünyanın (gezegenin) var olabilmesi için gerekli özel enerjileri tezahür ettirmektir. İkinci amaç ise belirli yaşam-formları olan çeşitli enerjileri canlandıracak ve bilinçte sürekli bir gelişme meydana getirmelerini sağlayacak şekilde davranmaktır. Her birimiz bir ışık, sevgi ve bilinç koruyucusu ve bu büyük koruyuculuk üçgeninin bir parçasıyız. Yaratılıştaki her şey aralıksız bir gelişim süreci içinde ve yaratılım çeşitli boyutlar ve bunlara tekabül eden çeşitli fiziksel yoğunluk derecelerinden oluşuyor. Alt boyutlardaki deneyimlerini tamamlayan varlıklar daha üst boyutlara geçiyorlar. Bu üst boyuta geçiş işlemine “Yükseliş” adı veriliyor. Yükseliş süreci, bir boyut ya da yoğunluk derecesinde deneyimini bitirmiş bir varlığın diğer boyut ya da yoğunluk derecesindeki deneyime hazırlanmasıdır. 

Ezeli İnsan

Bizi insan yapan şey, DNA değil, fikirlerdir. Ezeli İnsan’ın yansıması olarak her birimizin DNA’sı çok farklı değildir. DNA’mızla ne yaptığımız, ne söylediğimiz, kaderimizi belirler. Bir zamanlar DNA’nız eksiksizdi. Bilginin olduğu gibi sınıflandırıldığı ve birbiriyle ilişkilendirildiği, aradığınız herhangi bir şeyi anında bulabildiğiniz güzel bir kitaplık gibiydi. Bilginin kaynağından koparılması amacıyla biyogenetik değişiklik yapıldı; insan bedenindeki zekâ, tasarı ve şifre demek olan DNA değiştirildi. DNA geriye yalnızca pek az bilgi ve hafıza içeren iki sarmal bırakılacak şekilde bölündüğünde, cinsellik bedende yara almamış bir halde ama bir çoğalma biçimi olarak bırakıldı. Türün kendi özüyle bağını koparmaması ve doğurabilmesinin bir biçimi olarak işlev gördü. Hâlbuki cinsellik sizi esriklik (vecd) frekansına bağlar, esriklikse tanrısal kaynağınıza ve bilgiye geri götürür. 
Şimdiki Dünya’da olmanın en heyecan verici yönlerinden birisi de DNA’nızda gerçekleşmekte olan yeniden düzenlenmedir. Gezegenin üzerine kozmik ışınlar geliyor, böylelikle bedenlerinizin içinde bir değişiklik yayılıyor, yeniden düzenleme gerçekleşiyor. İçinde tarihi ve geçmiş yaşam ve tekamülleri, Yaşayan Kozmik Kitaplığın farkındalığını barından dağıtılmış bilgi toparlanıyor. DNA evrimleşiyor. Işık şifreli iplikçikler şeklinde biçimlenen yeni sarmallar bir araya geliyor. Dağıtılmış bilgi, elektromanyetik enerjilerle bedeninizin içinde bir araya getiriliyor. Bir araya gelme ya da yeniden düzenleme sürdükçe bilincinize doğru kendiliğinden hareket edecek çok daha fazla bilgiye yolu açan daha gelişkin bir sinir sistemine sahip olacaksınız. Uyur durumdaki birçok beyin hücresini uyandıracaksınız. Fiziksel bedeninizi şimdiye dek kullandığınız düşük yüzdeye karşılık bütünüyle kullanabilir hale geleceksiniz.

"Ben” yok edilmez, bunun yerine yeni bir sürece dâhil edilir; bu çok boyutlu hale gelmek, hareket edebilir halde olmaktır. Oldukça derin bir zaman dilimi içinde buradayız. Üzerine yazılan, fısıldanan, konuşulan çağ, sizin çağınız. Bu, insanlığın gözünüzün önünde dönüşüme uğradığı ve kısa bir süre önce olmadığı bir şeye tam anlamıyla dönüştüğü çağdır. İnsanlar, çok boyutlu varlıklara dönüşme aşamasındadır. Çok boyutlu insanlar aynı anda birçok farklı yerde bilinçli olarak var olan insanlardır. İnsanlar, bir durumdan öbürüne geçme yeteneği olan, kim olduklarının büyüklüğünü, ten ömürlerinin sona erdiği yerde sona ermeyeceklerini anlayan varlıklara dönüşüyor ya da evrimleşiyor. İnsanlar aura ya da eterik bedenin bittiği yerde bitmez; birçok farklı gerçeklikte var olurlar. Bu, çok boyutlu benlik çağı; birçok farklı gerçeklikte farkındalıkla hareket edebilen benlik; er geç iki yerde birden olup kaybolabilen benliğin; dört boyutlu bilinçte hareket edebilen benliğin ortamıdır. Benliğin düşünen kısmının çok önemli olduğunu ama fiziksel bedenin yönetemeyeceğini anlayan benliğin çağıdır.

Dünya, bir inisiyasyon (sınavdan) geçiyor. Dünyanın bir parçası olduğunuz ve kendinizi bu sistemden ayıramayacağınız için siz de inisiyasyon geçiriyorsunuz. Sınav, inisiyasyon (dönüştürülecek olan başka bir gerçeklikten geçmek) inanılmaz karanlıkta görünen ve siz oldukları için sizinle birleşmeye gelen enerji ve varlıklarla yüzleşmektir. Karanlığa ışık gelecektir. Bu yüzden saf ve temiz olmak zorundayız. Dünya kendisini dönüştürüyor ve pek çok dünyayı bütün bu dünyaların varoluşunu sağlayabilecek kadar iyi temellenmiş tek bir dünyada birleştirmeyi ve deneyimi anlaşılır kılmayı istiyor. Hepiniz için kendi kimliklerinizi çok daha geniş bir anlamda yeniden tanımlamanın zamanıdır. Çok boyutlu bilinç ile pek çok yerde olabilir, bilincinizi değiştirebilirsiniz. Muazzam bir dönüşüm olmakta ama elbette onunla ne yapacağınız size bağlı. 

Nihai Plan; Homo sapiens'in Sonu & Tanrıya Dönüşen İnsan

Her bir hayat, varlığın bir önce bıraktığı basamağın bir üst basamağından başlar. Böylece insanın bilinci yavaş yavaş gelişir. Gelişimin en büyük kazancı bilinçtir. İnsan tekâmülü demek aslında bilinç tekâmülü demektir. Her insanın bilinci tamamen ona özgü bir plana göre gelişir. İnsanlık demek tam 60 milyar bireysel plan demektir. Nihai plan, ise, Bir’liğe ulaşmak, Tanrı ile yeniden bir olmaktır.
Homo sapiens’i önemsiz bir maymundan dünyanın efendisine çeviren Bilişsel Devrim, şimdiye kadar beynin içyapısındaki ufak bir­kaç değişiklikten başka Sapiens'in fizyolojisi veya beyninin biçimi ve büyüklüğünde fark edilebilir hiçbir değişiklik yaratmadı. Belki başka bir­ kaç ufak değişiklik de İkinci Bilişsel Devrim'i başlatıp yepyeni bir bilinç türü yaratarak Homo sapiens'i tamamen farklı bir şeye dönüştürecektir. İlk insan genomu haritasını çıkarmak 15 yıl sürdü ve 3 milyar dolara mal oldu. Bugünse bir insanın DNA'sını birkaç haftada ve birkaç yüz dolara haritalayabiliyorsunuz. Kişiselleşmiş tıp çağı da (tedaviyi DNA'ya göre ayarlayan ilaçlar) artık başlamış durumdadır. Aile doktorunuz, ya­ kında size kalp krizi riskinizin olmadığını ama ciddi karaciğer kanseri geçirme ihtimaliniz olduğunu söyleyebilir. Ayrıca insanların yüzde 92’sinde işe yarayan bir ilacın sizde etkili olmayacağını ve çoğu insan için ölümcül fakat sizin için doğru tedavi anlamına gelen başka bir ilacı kullanmanız gerektiğini söyleyebilir. Mükemmele yakın tıbba artık çok yakınız. Yeni bir tekilliğe hızla yaklaşıyor olabiliriz ve o noktada o ana kadar dünyamıza anlam veren tüm kavramlar (ben, siz, erkekler, kadınlar, sevgi ve nefret) geçersiz olacaktır; o noktadan sonra oluşan her şey de bizim için anlamsız olacaktır.
2050’den itibaren DNA bilgi bankaları ile insanın evrimi kontrol altına alınacak, biyokriminoloji çalışmaları ile insanları ile insan genleri yeniden kurgulanabilecek. Ancak, bedenlerimiz geliştirilebilir olsa da insan ruhuna dokunulamayacaktır. Bilim insanlarının beden üzerinde yaptığı mühendisliği ruh üzerinde de yapabileceği, bu şekilde gelecekteki Dr. Frankenstein’ların bizden çok daha üstün, bize bizim Neandertallere baktığımız gibi küçümseyerek bakacak bir şey yaratabileceği gerçeğini sindirmemiz biraz zor olacaktır. Uzaydan bulunacak yabancı bir uygarlık veya yeni bir dünya bulunması, gittikçe ölümsüz hale gelecek insan hayatı demografisini kökten değiştirecek. Kendini yeniden yaratan ve pek çok yaratıcılık işine müdahil olmaya başlayan insan yarı-tanrı olacaktır. Ölümsüzlüğü bulduğumuz da ise Tanrı ile buluşacağız. Ama ne istediğini bilmeyen, tatminsiz ve sorumsuz tanrılardan daha tehlikeli bir şey olabilir mi? 
Bilim ve teknoloji sayesinde, özellikle yapay zekâ ve robotlar alanındaki çalışmalar ile insanoğlu gittikçe daha fazla Tanrının iş sahasına girmektedir. Bilimin ve teknolojinin yolu doğanın gizli gerçeklerinin ortaya çıkarılması yani sonuçta Tanrısal görüşün yakalanmasıdır. Bilim insanları, evrenin önce saçma ve akıl almaz görünen gizli gerçeklerini sezgileri ile keşfederler. Sihirbaz gibi, doğanın gizli boyutlarına bakabilen, kendine özel olağanüstü gücü ve dili olan bir dünyaları vardır. Bu dil, doğanın gizli gerçeklerini keşfetmek ve insanlığın yararına kullanmak için bir anahtar rolü sağlar. Radar ya da mikroplar böyle bulunmuştur. Hayatta her özel çağrı, eğer başarı ile takip edilmek isteniyorsa, garip anlayış meziyetleri ve ruh gerektirir.
Yazının bulunmasının üzerinden 5 bin yıl geçti. Semavi dinlerin ortaya çıkışı ise en fazla 3 bin yıllık bir geçmişe sahiptir. Bu 50 milyon yıllık insanın evrimi içinde çok küçük bir sahnedir. Geldiğimiz aşama, dijital teknoloji çağı ve Dördüncü Sanayi Devrimi’dir yani sanayi üretiminde insanın yerini büyük ölçüde robotlar alacak, evimiz aynı zamanda işyerimiz ve okulumuz olacak. Dünya düzeni yeni bir arayışta büyük savaşı beklerken, devlet düzeni gittikçe başarısız olmakta, toplum ve aile yapısı ise krizdedir. Homo sapies’in (İnsan 1.0), çipli insan ve makine-insana doğru, belki de ölümsüz insana (İnsan 4.0) evrildiği yani Akıllı Hayat’a geçtiği bir süreçteyiz. Ancak, evrimin geçer akçesi ne savaşlar, ne açlık ve acı çekmektir, sadece DNA sarmallarının kopyalanmasıdır. Bir türün evrimsel başarısı da DNA kopyalarının sayısıyla ölçülür. Size düşen, yaşadığınız hayatınızın anlamının, misyonunuzun farkında olmaktır.  
Bilgelik, yanılsama perdesini ve gerçeğin dış görünümümü aşarak hayattaki, doğadaki, Evren’in görünen ve görünmeyen yüzündeki doğruyu bulur. Yazgımız değişebilir ama kendi niteliğimiz asla değişmez. Ezeli insan olarak her birimizin olası mutluluğunun ölçüsü bireyselliği, özellikle zihinsel gücünün sınırları ile her dünyaya bedenlenişte önceden belirlenmiştir. Bu sınırlar dar ise; yarı hayvansı yarısı insani mutluluğun ve hoşnutluğun ötesine geçemez. Bu kişi neye sahip oldu ve temsil ettiği ile ilgilidir. O kişi duyusal zevklere, rahat ve keyifli bir aile hayatına, düşük bir dost canlılığına ve kaba saba bir zaman öldürmeye bağlı kalır. Eğitim bile onu değiştiremez, çemberi kısıtlı olarak genişler. Hâlbuki en yüksek, en çeşitli ve en kalıcı hazlar zihinsel olanlardır. İç dünyası zengin olan kişi, ne olduğu ile üstün yaratılmıştır. Bu kişi yazgıdan çok şey beklemez. Buna karşılık diğerleri sonuna kadar bir aptal ve hödük olarak kalır. İsterse cennette ve etrafı hurilerle çevrili olsun bu hali değişmez.
Düşünce dünyada nasıl dolaşıyorsa, evrende de düşüncenin yönlendirilebileceği yollar var. Geçişli yapılar ve yaratıcı kozmik ışınlar, sizin inancınızı başka varoluş alanlarına taşıyan bir galaksiler arası sistemin parçaları. Böylece bugün bile sizler bir frekans olarak başka sistemleri besleyen yaşayan ilham kaynaklarısınız. Çoğunuz kendini büyük bir düş kırıklığına uğramış bulabilir. Kitlelerin budalalıktan ibaret sahte bir Tanrıya doğru gittiğini göreceksiniz. Özgür irade evreninde İlk Yaratıcı tarafından her şeye izin vardır. Bundan ötürü; ışık bilgi verir, karanlık bilgiyi saklar. Böylece, gelecek zamanlara üç boyutlu gerçeklik alanının dışına yolculuk ettikçe sizin için kimin kim, neyin ne olduğunu ayırt etmek kolay bir hale gelecektir. Gidişatımız önce çok boyutlu insana sonra Ezeli İnsan yani Tanrı’ya dönüşümdür. Yaşamınızda her şeyin sizi adım adım yapacağınız şeye hazırladığını göreceksiniz. Şefkat ya da yürek merkezinizi açmayı öğrenmek zorundasınız, bu da yapılacak en zor işlerden biridir. Hayatı akmaya bırakma ve hissetme cesareti gösterirken, kendiniz ve başkaları için şefkat duyun.
Makalenin devamı ve geniş versiyonu için;
https://www.academia.edu/97961930/Ezeli_İnsan
 

Toplam 3259 defa okunmuştur.

Prof. Dr. Sait Yılmaz diğer yazıları:

YORUM YAZ

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.