Prof. Dr. Sait Yılmaz
Prof. Dr. Sait Yılmaz - Yazar

Hayat Ağacınızda kaç yaprak kaldı?

Çocukluğumda beni en çok etkileyen kişi anneannem olmuştu. Isparta’nın Yalvaç ilçesi, klasik Anadolu muhafazakârlığının en huzurlu ve modern hayatla barışık yaşandığı bir yerdi. Tarikat, cemaat nedir bilmezdik. Hiç okula gitmemiş olmasına rağmen, anneannemin bana anlattığı -herhalde onun da büyüklerinden duyduğu, pek çok hikâyesi vardı. Bir akşam bana gökyüzünde Ay’ın üzerindeki lekeleri göstererek, “insanların gide gele orayı kirlettiğini” söylemişti. Bu o zaman da pek aklıma yatmamıştı ama beni en çok etkileyen hikâyesi hayat ağacı ile ilgiliydi. Dediğine göre, hepimizin birer hayat ağacı vardı ve her gün bir yaprak düşüyordu. Tabii hemen kendi yapraklarımın düşmesi konusunda endişelenmiştim. Bana kendisinin çok az yaprağı kaldığını, benimse çok olduğunu söyleyince içimi hınzırca bir sevinç kaplamıştı. Çocuklar yarım-melek derler ama herhalde o yaşta melek yanım çoktan uçmuştu. İnsan, ölümsüz olmak, sonsuza dek var olmak ister. Önceki bir makalemde yazdığım gibi insan ezelidir. Esas olan bedenlenip geldiğimiz bu yaşam değil, ölüm yani sonsuz evrendeki hayatınızdır. Dünya yaşamı sonsuz hayat içinde bir parantezdir. Hayat (yaşam) ağacı, kökleriyle yeraltını, alt dalları ve gövdesiyle gökyüzünü, ışığa yükselen üst dallarıyla da cenneti anlatan bir simgedir. Hayatın sonsuzluğunu ve kutsallığını temsil eder. Bu makalede sizlere önce mitoloji ve dinler içinde hayat ağacının köklerini, çeşitli uygarlıklar içindeki kültürel boyutlarını daha sonra evrim teorisi içindeki yerini anlatacağız. Makalenin sonunda kalan yapraklarınızı da öğreneceksiniz.
İnsanoğlu var olduğu günden bu yana sürekli olarak ağaç ve bitkilerle ilişki içinde olagelmiş ve ağaçları diğer varlıklar içerisinde öne çıkarmıştır. Çünkü o, olduğu yerde kalıcıdır. Kökleriyle yere bağlıdır, bu anlamda bir merkezdir. Kışın yapraklarını döküp yazın tekrar canlanmasıyla dinamizmin ve ölümden sonra dirilişin simgesi olmuştur. Ağaç, kendini sayısız biçimde yenileyen gerçekliğin ifadesidir. Bu nedenle, insanoğlu kendisi ve ağaç arasında bağ kurarak kendisini ağaçla özdeşleştirmeye çalışmıştır. Ağaç sembolizmi dünyanın hemen hemen her toplumunda kendini göstermiştir. Hayat Ağacı kavramının kökeni, tarih-öncesi denilen devirlere kadar uzanan, başta Asya Şamanist gelenekleri olmak üzere, pek çok gelenekte rastlanılan bir semboldür. Hayat ağacı, Tengriizm ve Şamanizm ile birlikte, Orta Asya ve Sibirya’daki Türklerin merkezinde yer alır. Bu sembol, bir dünya dağı ya da piramitlerle temsil edilen kozmik dağ fikrinin yanı sıra, geniş bir ruhsal yaşamın da parçasıdır. Altay Türkleri için dağlar kutsaldır. Hayat ağacı motifinin de, kozmik dağın ortasında ya da tepesinde olduğu sanılmaktadır. Yakut ve Altay Türklerinde yaşam ağacına Dünya Ağacı da denir. Eski Türk geleneğine göre, bu, Dünya’yı ortasından (göbeğinden) öte-âleme ve Demir-Kazık Yıldızı’na (Kutup Yıldızı) bağlayan, dalları vasıtasıyla Şamanlara yeryüzünden yüksek âlemlere yolculuk yapma olanağı sağlayan bir ağaçtır. Türk insanı genel olarak ağacı, ‘Tanrı’ olarak benimsememiş, onu sadece Tanrıya ulaşmada aracı olarak görmüştür. 
Çin mitolojisinde genel olarak ağaçlar; ölümsüzlüğüyle, meyvelerinin ölümsüzlük vermesi ile tanınır. Bir gün bilgili birisi “Hindistan’da bir ağaç vardır. Meyvesini yiyen ne yaşlanır, ne de ölür!” diye bir hikâye anlatır. Padişah bunu duyar, o ağaca ve meyvesine âşık olur. Bu ağacı bulmak, meyvesini getirmek üzere divan adamlarından güvendiği birisini Hindistan’a yollar. Adamcağız yıllarca Hindistan’da o ağacı arar, tarar. Bulmak için şehir, şehir gezer ne ada bırakır, ne dağ bırakır, ne ova bırakır! Kime sorduysa; “Bu ne arıyor, deli mi, ne?” diye güler, alay ederler. Bazıları “Akıllı, senin gibi zeki ve temiz kişinin bu arayışında elbette bir esas var, hiç boş olur mu?” derler. Diğerleri ise “Ey ulu kişi, pek korkunç, pek geniş bir iklim olan filan iklimde, falan ormanda yemyeşil bir ağaç vardır. Pek yüce, pek korkunç, her dalı koskocaman” diye gaz verirler. Padişahın adamı, kimden ne duyarsa aramak için gayretle nice yıllar gezip tozar. Padişah da ona mallar yollar, durur. Gurbet diyarında bir hayli zahmetlere uğrar, nihayet aciz kalır. Ümit ipi çözülür, aradığını aramaz olur, usanır. Padişahın yanına dönmeye niyet eder, ağlaya, ağlaya yola düşer. Tam yola düşmüşken aradığı cevabı verecek bir âlimi nihayet bulur. Gözleri yaşlı adamın huzuruna varır; “Acımanın, esirgemenin tam zamanı. Ümidim kesildi lütfedecek an, bu an!” der. Bu hikâyenin gerisini de makalenin sonuna bırakalım. 

(Farklı Hayat Ağacı Sembolleri)

ekran-goruntusu-2023-03-19-174451.png

Hayat Ağacı kavramı

Hayat ağacı terim anlamı ile “yaşamın ve evrenin sürekli yenilenmesi ile ölümsüzlüğü ve verimliliği simgeleyen, insanla hayat arasındaki ilişkiyi gösteren efsane ağacı” olarak açıklanmıştır. Dünyanın merkezinde yer alan bir dağ, bir ağaç veya direk teması çok eski inanışlara dayanmaktadır. Merkez simgeciliğinin en yaygın tasviri üç alemi bir eksende tutan kozmik ağaçtır. Hayat ağacı, yer ile göğü ve yıldızları birbirine bağlayarak kâinatı sembolize eden önemli bir figürdür. Dünya kültürleri ağaçlarla ilgili sayısız mit ve efsane geliştirmişlerdir. Bu mit ve efsaneler ağaç sembolizminin temeli olan hayat ağacı ve kozmik eksen etrafında geliştirilmiştir. 
İnsanlık, hayat ağacından türemiştir. O, cennet, dünya ve cehennem arasındaki bağlantıyı kuran dünyanın temel direğidir. İnsanoğlu hem Tanrı ile hem de ölüler âlemi ile bu direk sayesinde iletişim kurabilmiştir. O, Tanrı’nın yeryüzündeki sembolüdür, Evrenin bereketini sağlar, yağmuru yağdırır, rüzgârı estirir, güneşin ortaya çıkmasını sağlar, evlerin koruyucusudur, hayvanların çoğalmasını sağlar, çocuğu olmayan kadınların çocuğunun olmasını sağlar, hastalıklara şifa verir, kötü ruhları kovar, insanların kaderini belirler, hayat verir, canlılık ölümsüzlük, gençlik kaynağıdır, her türlü iyilik, güzellik ve mutluluk ondan gelir. Türk mitolojisinde hayat ağacı, yeryüzünü, gökyüzünü ve tanrıların bulunduğu cennet seviyelerini birbirine bağlayan dünya eksenidir. Bu temsil; yaşamın, ölümün ve ölümden sonraki yaşamın sürekli yenilenmesini içerir. 
Dünyada bilinen her tür, bir ağaç yaprağı olsaydı, o ağacın 1.750.000 yaprağı olurdu. İnsanlar, bu Yaşam Ağacı’nda sadece tek bir yapraktır. Yaşam Ağacı, göz kamaştırıcı çizimlerinin eşliğinde, çocukların dünya üzerindeki yaşamın inanılmaz değişkenliğini, yani biyoçeşitliliği kolaylıkla anlayabileceği bir kitaptır. Kitap aynı zamanda Yaşam Ağacı’ndaki her türün bir önemi olduğunu da bize hatırlatıyor. Tek bir daldaki ya da yapraktaki sorun, tüm ağacı etkileyebilir. Yaşam Ağacı’nda; 

  • Sen de dâhil her canlı, anti-bakterilerden türemiştir. 
  • En büyük yaşam formlarından biri olan balina köpekbalığının besin kaynağı en küçük yaşam formlarından biri olan planktondur. 
  • Böceklerin bilinen tür sayısı, herhangi bir hayvan grubunkinden daha fazladır. 
  • Mantarlar, Yaşam Ağacı’nın çöpçüleridir. Ağacın kirlenmesini engeller. 
  • Hayat Ağacı doğum, yaşam, ölüm ve yeniden doğuşu temsil etmektedir, yani kısacası yaşam döngüsü anlamına gelmektedir.

Hayat ağacı, beyinciğin kesitinde dıştaki boz madde bölümüne yayılarak dallanma gösteren ak maddenin oluşturduğu ağaç biçimine de verilen addır.

Kozmik Ağaç ve Üç Kozmik Âlem

Hayat ağacı üç kozmik âlem arasındaki bağın sembolüdür. Üç kozmik düzey yeraltı, yeryüzü ve gökyüzünden oluşur. Sırasıyla ölüler âlemi, insanlar âlemi ve Tanrılar âlemidir. (Levha Ia). Hayat ağacı Tanrı’yı sembolize eder. Sümerlerde Dumuzzi’yi, Asurlularda Tanrı Asur, Friglerde Attis’i temsil etmiştir. İnsanların dileklerini, isteklerini Tanrıya hayat ağacı ulaştırabilir. Çünkü hayat ağacı tanrısaldır; mutlak gerçekliktir, ebedi canlılıktır. Bu özellikleriyle mutlak gerçek olan tanrıya ancak istekleri o ulaştırabilir. Ölümsüzlüğü arayanlar bu ağaca ulaşmalıdır. 
Kozmik Ağaç dünyanın kutsallığını, doğurganlığını ve sürekliliğini, yaradılış, sırra erme, verimlilik, mutlak gerçeklik ve ölümsüzlük özelliklerini kendisinde barındırarak hayat ve ölümsüzlük ağacı yerine geçer. Dünya kültürlerinde kullanılan en eski kutsal ağaç formu hayat ağacıdır. Daha sonraki dönemlerde ağaç sembolizminde bazı değişiklikler sonucunda bu ağacın ismi ve taşıdığı özellikler dünyanın değişik coğrafyalarında farklılaşmış olabilir. 
Orta ve Kuzey Asya halklarında çadırların taşıdığı kozmolojik simgesellik bilinmektedir. Gökyüzü merkezi bir direğe yaslanan çok büyük bir çadır olarak algılanır. Çadır direği veya dumanın çıkması için açılmış üst delik Dünyanın Direği ile veya Gökyüzü Deliği, Kutup Yıldızı ile özdeşleştirilir. Bu deliğe Gökyüzü Penceresi adı da verilir. Tibetliler evlerinin damındaki deliğe Gökyüzünün Kısmeti veya Gökyüzü Kapısı derler.  
Kozmik ağaç motifinde kozmolojik sistemde yeri olan dünya ekseni yani üç kozmik âlemi birbirine bağlayan “kozmik direk” özelliği ön plana çıkar.
Hayat ağacında ise daha çok hayatın yenilenmesi, değişim, türeme, doğum, ölümsüzlük, gençlik, gerçeklik, canlılık ön plandadır. Hayat ağacı da kozmik ağaç da kozmolojik düzenin, yani hayatın devamlılığını, gerçekliğini, bir düzen içinde devam etmesini ve sürekli olarak yenilenmesini sağlamaktadır. Bu bağlamda kozmik ağaç, dünya ağacı, evren ağacı ve hayat ağacı özellikleri itibariyle birbirileriyle örtüşür ve sıkı bir ilişki içindedirler. Çoğu zaman, birbirlerinin yerine kullanılır; çünkü birçok özelliği aynıdır. 

Şamanizm ve Hayat Ağacı

Şamanizm; Altay dağlarının, Baykal göllerinin atalarının vatanlarından Türkler arasında ve Sibirya’nın diğer yerlerinde, ayrıca Moğolistan ve Macaristan’daki Türk milletlerinde görülen yaygın bir uygulama olmuştur. Şamanist geleneğe göre, Dünya, “Göğün Göbeği” ile bu ağaç sayesinde irtibat halinde olup, bu ağaç ile beslenir. Anne rahmindeki bir bebek için göbek kordonu nasıl yaşamsal bir öneme sahip bulunuyorsa yeryüzü için de bu irtibat kanalı aynı derecede öneme sahip bulunmaktadır. Dolayısıyla Türk Şamanizm’inde Dogon tradisyonunda da görüldüğü gibi, bu irtibatı ifade etmede “göbek” sözcüğü tercih edilmiştir. Gerek Dogon gerekse eski Türk geleneğine göre, göğün göbeği bir yıldızdır. (Gök sözcüğünün Şamanizmde üç anlam içerecek şekilde kullanıldığı görülmektedir. Örneğin Altay şamanı Tanrı Ülgen’e seslenirken aynı cümlede bir ayrım yaparak “ulaşılmaz mavi gök”, “erişilmez ak gök” ve “dönen yıldızlı gök” der ki, bu üç ayrı terimin gökyüzünü, spiritüel göğü ve uzayı ifade etmek üzere kullanıldığı ileri sürülür.)
Hunlar, arasında bazı boylar kayın ağacından türediklerine inanır. Oğuz orduları Batı’ya doğru giderken İtil suyunu ağaç üstünde geçerler. Çurçet Kağan’ın ordusunu yendiklerinde ise ganimetlerini, ağaçtan yaptıkları kağnılarla taşırlar. Uygurların türediğine inanılan kutsal ağaç ise iki nehir arasındaki bir adacığın üzerinde bulunmaktadır. Bu adacığa sığınan Oğuzlardan birinin bir ağaç kovuğunda çocuk doğurması ve bu çocuğa “Kıpçak” adı verilmesi Türklere ait efsanelerde “ağaç kovuğundan üreme” motifini önemli kılan efsanedir. Görüldüğü gibi “Hayat Ağacı” nosyonu dünyanın pek çok yerinde ve eski Doğu’da biliniyordu. Mayalar, Cermenler, Vedalar ve eski Mısır’da bu inanış vardır. Asur-Babil metinlerinde daha çok “ölümsüzlük bitkisi” olarak yer alır. Çünkü Hayat Ağacı ölümsüzlük bahşeder ve ilâhlara mahsustur. Hâliyle çeşitli varlıklarla korunduğundan ona ulaşmak zordur.
Ural-Altay kültürlerinde gök katları, yaşam ağacı, kayın ağacından yapılma bir direk üzerine ya da bir kayın ağacının üzerine kertikler açılarak temsil edilir. Orta Asya’da kutsal kayın ağacına açılan bu kertiklerin sayısı 7, 9 veya 12 olur. Sibirya’da yaşam ağacını ve yerin eksenini aynı zamanda, şamanın transa geçtiği çadırının ortasındaki kayından yapılmış direk temsil eder. Kayın ağacına verilen önem, Türklerin akrabalık bağlarını gösteren isimlerde de “kayın” sözcüğünü kullanılmasıyla görülür (kaynata vs.). 
Altay mitolojisine göre Tanrı Ülgen, gökyüzüne doğru uzanan, dokuz dallı bir çam ağacının tepesinde oturmaktaydı. Abakan Tatarları göklere uzanan demir bir dağın üzerinde 7 dallı bir kayın ağacının, Kaç Tatarları da yine 7 dallı ve altın yapraklı bir kayın ağacının varlığına inanmaktaydılar. 
Altay şamanının uçuş denilen trans deneyiminde son gök katına varabilmesi yedi, dokuz veya on iki katla ilişkilendirilen bu yaşam ağacına tırmanmasıyla ifade edilir. Bu ağacın sekiz dallı olarak belirtildiği Yakut geleneğinde Yerin Göbeği’nden çıkan, çiçek açan bu ağacın tepe kısmının köpüklü, sarı, insanlara şifa verici bir sıvı içinde olduğu ifade edilir. Sibirya Şamanizm’inde yaşam ağacı 7’nin yanı sıra 8 ve 12 sayılarıyla da ilişkilendirilir.

Anadolu’da Hayat Ağacı

Türklerde ağaç kutsaldı, ağaç yeşil doğanın simgesiydi. Doğa ise hayatın zaten özüydü. Hayat ağacının güçlü kökleri, geçmişi ve ataları, güçlü gövdesi şimdiki zamanı ve insanların şu anki yaşamı, güçlü budakları ise geleceği ve gelecek kuşakları, gelişmeyi temsil etmekteydi, hayat ağacının. Ağacın bütün üç kısmı da, daha doğrusu evrendeki üç dünya da aslında birbirine eşit bir denge üzerine bağlıydı ve birindeki bozulma hayat ağacının kendisinin de yok olmasına neden olabilirdi. Yani geçmişi olan kişiler yalnızca, bugünü yaşadıktan sonra geleceğe doğru uzanabilirdi ve yalnızca geleceği olan kişiler hem kendilerini hem de atalarını anılarında yaşatabilirdi.
Anadolu’da bir inanışa göre her insanın bir ağacı vardır ve her kulak çınlayışında ağaçtan bir yaprak düşer, ömründen bir gün eksilirmiş, ağaçtaki yaprak bitince de ömrü bitermiş. Dünya kültürlerinde yaygın olan bir uygulama da yeni doğan her çocuk için bir ağaç dikmektir. Çocuk doğduğunda bir ağaç dikilir ve çocuğun ağaçla birlikte büyümesi umulur. Bu gelenek günümüzde de hala yaşatılan bir uygulamadır. Bazen de bir ağacın dalı kendiliğinden kırıldığında bir insanın ölmek üzere olduğu anlaşılırdı. Çocuğu olmayan aileler bazen dileklerinin gerçekleşmesi için ağaç dikerlerdi. Büyürse çocuklarının olacağını, kurursa olmayacağını düşünürlerdi. Bazen de rüyada görülen ağaç devrilmesi önemli birinin öleceğine işaret olurdu. Bütün bunlardan İnsanlar ve hayat ağacı arasında kader birliği kurulduğu anlaşılıyor.
Türk inanışında Hayat Ağacı’nın bir başka önemli özelliği ise nefsine mağlup olmuş, sıradan insanlar tarafından görülememesidir. Onun kendini gizleme keyfiyeti, imtihan sırrının gereğidir. Onu; ancak ermiş olanlar görebilir. Bu sebepten, Hayat Ağacı tektir ve kâinatın bel kemiğidir. İnsanın kemikleri dahi onunla kişiselleştirilir. Soy ağacı, soy kütüğü gibi bugün hâlen dilde yaşayan, kullanımda ve dolaşımda olan bu ifadeler, o kadim ilişkinin uzantısıdır. Ağaç ve insan arasındaki o aşılmaz mesafeyi gösterir. 
İslam inancında cennet ağacı olarak bilinen Tuba, Türk kültüründe çok tanınmış ve sevilmiştir. Tuba ağacı, eski Türk dini inançlarından bugüne gelen “hayat ağacı” ile birleşmiştir. Anadolu’da halk arasındaki inanca göre, cennetteki Tuba ağacında her insan için bir yaprak vardır. Bu yaprak bir kimsenin ölümünden kırk gün önce düşer. Bu düşme sırasında başkalarının yapraklarına değerse, yaprak sahibinin kulakları çınlar. 
Osmanlıların inancına göre Hayat Ağacının milyon ya da dünyadaki insan sayısı kadar yaprağı vardır. Her yaprak düştüğünde bir insan ölür. Allah’ın, El-Hayat sıfatını sembolize eden hayat ağacı yeşil kaldığı müddetçe dünyanın var olacağına inanılmaktadır. “Ağaç göğerdikçe dünya göğerir”. 
Günümüz modern dünyasında ise artık ağaç dini anlamından uzaklaşarak maddi varlığıyla dikkat çekmeye başlamıştır. Fakat hala modern insan için ağaç tanrıyı hatırlatan önemli bir simge olmaya devam etmektedir. Bugün dünya kültürlerine baktığımızda ağaçlarla ilgili uygulamaların birçoğunun hala devam ettiğini görmek mümkündür. Mezarların ağaçların altına yapılması veya mezar bulunan bir yere ağaç dikilmesi, bir çocuk doğduğunda onun adına bir ağaç dikilip ağaçla beraber büyüyeceğine inanılması, ağaçlarla ilgili bayramların kutlanması bu inanışın devam ettiğinin örnekleridir. Özellikle Türk toplumunda hayat ağacına bez bağlama, çivi çakma, etrafında mumlar yakma, takdis etme gibi uygulamalar hala devam etmektedir. İnsanlar, hayat ağacının yağmur yağdırma, evlenme, hastalıklara şifa bulma, iş bulma gibi konularda yardımı olacağını düşünmekte ve ondan şifa beklemektedirler. Bütün bu uygulamalar insanların zihinlerinde hayat ağacı inancının hala canlı bir şekilde var olduğunu göstermektedir. 
Orta Asya kültürü ile bağın Anadolu Selçuklu sanatına yansıması olarak taş bezemelerde ve Osmanlı Dönemi’nde de halı, kilim, kumaş, işleme, baskı, keçe gibi ev eşyası ve giysilerde bu figürler görülmektedir. 
Türk, tarih sahnesine çıktığı andan itibaren ağaç figürüyle kendi kaderi arasında bir bağ kurmuştur. Bu sebepten ötürü Orta Asya steplerinden, Küçük Asya’ya oradan Balkanlar’a kadar uzanan arazide, ağaç; her daim karşımızdadır, yanımızdadır. 
Makalenin devamı ve geniş versiyonu için;
https://www.academia.edu/98785185/Hayat_Ağacınızda_kaç_yaprak_kaldı
 

Toplam 3372 defa okunmuştur.

Prof. Dr. Sait Yılmaz diğer yazıları:

YORUM YAZ

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.