Prof. Dr. Sait Yılmaz

Prof. Dr. Sait Yılmaz

Kral, entrika ve şehvet

                                                                                                     “Hainler olmasa işimiz ne zor olurdu..”

Gözünü kan bürümüş liderler Tunç Çağı’nda (M.Ö. 3000-1200) ortaya çıkmaya başladı. Kral ya da unvan sahibi olmak istiyorsan elini kana bulaştırmalıydın. Yaşamak ve topraklarınızı korumak için korkulan bir hanedan olmak zorundaydınız. Kralı öldüren genellikle merhamet ettiği biri olmuştur. Onurlu davranmak genellikle işe yaramaz. Taht oyunu oynuyorsan ya kazanırsın ya da ölürsün, ortası yoktur. Kralın en iyi dostu; koltuğu, kılıcı ve atı idi. Güvenliğini sağlamanız gereken bir halk, tüccarlar, çiftçiler, köleler vardı. Sağlam bir hapishane kurmalıydın. Güçlü bir ordu olmadan yaşayamazdın; düşmanlarını erkenden haber verecek ve izleyecek bir casus ağı mutlaka olmalıydı.

Savaşlar dışında kralları ayakta tutan kalleşlikler ve entrikalardı. Krallığın ideolojisi ya din ya da nefretti. Kralların gücü sevgiye değil, korkuya dayanıyordu. Zafer geldiğinde kral şöyle derdi; “- Hainler olmasa işimiz ne zor olurdu”. Güç insanların inandığı yerde durur, güçlü görünmek bir kandırmacadır. İşin sırrı, boğazına dayanmadan önce bıçağınızı göstermemektedir. Her şeyin güce, korkuya ve entrikaya dayalı olduğu bu dünyada ne kadar çok severseniz, o kadar zayıf olurdunuz. Tanrının merhameti yoktu, o yüzden Tanrıydı. Dua ettiğimiz Tanrılar iyi ve merhametli olsaydı, neden bunca kötülük ve adaletsizlik vardı? Din ve asalet, krala ve kendi çıkarlarına en iyi hizmet edecek şekilde entegre olmuştu.

Dostlarınızla işbirliği, düşmanlarınızla barış yaparsınız. İşler kötüye gitmeden barış yapmak daha önemliydi. Sonradan dostunuz olan bir kişi sizi, aslında kendi planları için kurban seçmiş olabilirdi. Dostlar bir araya geldiğinde kime nasıl bir kalleşlik yapabileceklerini konuşurlardı. Bunun için düşmanı anlamak, incelemek ve onun zaaflarını bulmak esastı. En çok muhbir ağı ve parası olan şanslı idi. Savaşları altınlar kazanırdı, askerler değil. Dostlar sadece düşmanlara karşı ittifak yapmak, yan yana kılıç sağlamak için değil, zindandan ya da idam sehpasından kurtarılmak için de lazımdı. Bunun için de karşılığında senden bir çıkarlarının olması gerekirdi; para, toprak ya da unvan.

İnsanların hayatında karanlık ve ölüm, Güneş’in muhteşem gücü, mevsimlere ilgi, aile ve hatıra egemendi, geride kalan her şey teferruattı. İnsanların çoğunu öldüren savaş değil açlıktı. Açlığını gidermek için insanlar her şeyi yapardı. Hırsızlık ve fahişelik en gözde mesleklerdi. Zehirlemek, arkadan hançerlemek, kadın satıcılığı sıradan işlerdi. Ortalama ölüm yaşının 35 olduğu bu dünyada kadınların çoğu sahipsizdi. Mekke’de borcunu ödeyemeyen kişilerin kızları yol kenarındaki genelevlerde çalıştırılırdı. Kilisenin ana gelir kaynağı fuhuş idi. Yaşamak için zamanı gelince sevdiğin her şeye ihanet etmeliydin.

Bu makale yazılırken, İspanya’nın ülkeden kaçan kralı 83 yaşındaki Juan Carlos’a gizlice kadın hormonları enjekte ettiği öne sürüldü. Carlos’un libidosunun çok yüksek olduğu ve devlete tehdit oluşturabileceği için bu adım atılmış. Belki de kral olmanın en büyük avantajı libidosunu tatmin etmek için çok fazla imkân olmasıydı. Aynı fırsatı pek çok kraliçe de kullandı. Bu makalede, feodal dünyada kralların neler yaşadıklarını, bir günü nasıl geçirdiklerini, onların entrikalarını ve şehvet dolu dünyalarını incelemeye çalışacağız. Rus çarları ve Osmanlı padişahları ile onların entrikaları ve kadınlarına da yer vereceğiz.

Kral ve entrika

Genellikle entrikaların bir ucunda Kral, diğer tarafında arayış içindeki ihtiraslı ve özgürlüğünü arayan bir Baron olurdu. Ancak, diğer Baronların da denklemde ki farklı beklentileri yeni bir güç dengesi içinde isyanı bir baronlar savaşına dönüştürürdü. Sonucu ittifakın gücü, yapılan manevralar kadar elinizdeki kaynaklar (asker, para, yiyecek vb.) belirlerdi. Bu kadar çok masrafa girmektense sağlam bir entrika (kralı zehirlemek, komutanlarını ayartmak vb.) çok daha kısa sürede sonuç alıcı olabilirdi. Bu yüzden, krallar ve çevresindekiler savaşmaktan çok entrika ve hainlikleri ile meşhur olmuşlardı. Entrikalar içinde hediye edilen, evlenilen ya da evlilik vaadinden bulunulan kadınlar her zaman sahnede vardılar. Saray kadınları da birbirlerine karşı entrika kurmakta farklı yöntemlere sahip oldular.

Entrikaların diğer bir taktiği, birilerinin hayatını kurtararak, ondan kimsenin beklemediği bir şeyi yapmasını sağlamaktı. Bu zorlamanın diğer bir yolu şantaj ve tehditler olabilirdi. Entrikayı yapmak kadar, saklamak da önemliydi ve sırların ortaya çıkmaması için kullanılan piyonlar zamanında ortadan kaldırılmalıydı. Entrika ortakları ile yola devam edilecekse onlara çok önemli ödüller (para, makam) verilerek tatmin edilmeliydiler. Avucunuza aldığınız kişi size inanmak istiyorsa, iftiralar ve yalanlar entrikanın ayrılmaz bir parçasıdır. Entrika için yabancı bir güçte fırsat arıyor olabilir ve işbirliği yapmak pek çok olanak sağlayabilir. Güce eklemlenmeden yaşayamayan din adamları da genellikle kendileri için en iyi şansı kullanmak istemiş ve rol almışlardır.

11. Yüzyılın başında Fransa’da Feodal Anarşi dönemi başladı. Kanunsuzluk hakim olmuş, kont ve baronlar sıkı korunmuş kalelerde yaşamaya başlamışlardı. Bu kontların çoğu daha zengin olmak için çevredeki topraklarda soygun yapıyordu. Ana yolları kullanmak, oldukça tehlikeli idi. Kıtlık yaygın hale gelmiş, ticaret durmuştu. Kilise durumun daha da kötüleşmesini önlemek için bir mütareke kanunu çıkardı ve Perşembe akşamından Pazar sabahına kadar her türlü çatışmayı yasakladı.

Fransız Kralı Charles IV (1294-1328), İngiltere kralı II. Edward’ın karısı olan kız kardeşi İsabella ile birlikte çevirdiği entrikalarla ünlüdür. 1322’de kardeşi V. Filip ölünce, onun kızını yok saydı ve tahta kendisi geçti. Almanya tahtına geçmek ve Flanders topraklarına müdahale etmek ve böylece iki yeri Fransa topraklarına katmak için çevirdiği entrikalar başarısız oldu. Aquatine’yi işgal ederek İngiltere ile yaptığı savaş büyük bir zafer oldu, çok büyük topraklar ele geçirdi.

Fransız Kralı XI. Lui (1423-1482) de entrikaları ile meşhurdu. Amacı bölünmüş Fransa’yı birleştirmek ve büyük feodal lordlardan kurtulmaktı. Öncekilerden daha şanslı idi ve Fransa’da mutlak monarşiyi kuran kişi oldu. Dindar, gaddar ve tedbirli biri olan IX. Lui, pek çok roman ve filme konu oldu.

Burgundy Dükü, 15. Yüzyılda Türkler aleyhine casusluk yapmak için Bertrandon de la Broquiere adlı kişiyi Filistin’e göndermişti. Bu kişinin raporları dışında İngilizlerin Ortadoğu hakkındaki bilgisi çok azdı.

1483’de İngiliz Kralı Edward IV öldüğünde 12 ve 9 yaşlarındaki iki oğlundan büyük olanın kral olması bekleniyordu. Ama gene İngiliz tarihi tekerrür etti ve amcaları Richard, onları Londra Kulesine hapsederek tahta çıktı. Daha sonra prensleri gören olmadı.

16. Yüzyılda İskoçya’da bir rahibe olan Isabella Hoppringle, İskoç Kraliçesi Margaret hakkında İngiliz Kralı Henry VIII’e istihbarat sağlıyordu. Bunun için sınırdaki bir manastırda bulunan başka bir rahibe aracı oluyordu. Ancak, 1523’de bazı kinci Lordlar İsabella’yı yok etmek için geldiklerinde Kraliçe Margaret sayesinde kurtuldu. Bunun üzerine kraliçeden af dileyen İsabella, onun için casusluk yapmaya başladı.

Makalenin devamı ve geniş versiyonu için;

https://www.academia.edu/59817856/Kral_entrika_ve_şehvet

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR