Prof. Dr. Sait Yılmaz

Prof. Dr. Sait Yılmaz

Nükleer Silahlar ve Füzeler

Gelecek artık bugün oldu. Günümüz savaşlarında silahlar bir kere ateşlenince kimin nereden ve nasıl vuracağı belli olmayacak, durum hızla tırmanma riski gösterecektir. Füze savaşları ve hassas güdümlü mühimmat kullanımı ile devam edecek ilk dönem farklı platformlar, sensörler ve mühimmat ile desteklenecektir. Taraflar, savaşın en başında sonuç alacak üstünlük peşinde olsa da, gidişatın olumsuz devam etmesi halinde taraflardan biri kademeli olarak başta nükleer olmak üzere kitle imha silahlarına başvurabilir.

Artık savaşların sonucu belirleyici çarpanları nükleer silahlar ve füzelerdir. Soğuk Savaş’ı nükleer silah kullanılmadan atlamıştık. Soğuk Savaş sonrasında ABD, stratejik olmayan nükleer silahlarını büyük ölçüde azaltırken, deniz veya kara dayalı sistemlerini de kaldırdı. Bugün ABD’nin stratejik olmayan (taktik) tek nükleer silahı B61 kütle bombası. Rusya ise stratejik olmayan nükleer başlıkları (2000 civarında) ile hava ve deniz atma sistemlerini muhafaza ediyor.

2010 yılında başlayan Yeni START Anlaşması’nın uzatılması konusunda ABD ve Rusya, 3 Şubat 2021 tarihinde anlaştılar. Yeni START Anlaşması ABD ve Rusya’nın her birine en fazla 700 konuşlu ICBM (Kıtalararası Balistik Füze), SLBM (Denizaltıdan Atılan Balistik Füze) ve nükleer bomba ile en fazla 1.550 konuşu stratejik savaş başlığı sınırı getirmekte ve bu anlaşma Şubat 2026’ya kadar devam edecek. Bu rakamlar iki ülkenin aktif nükleer stoklarının %60-65’i civarında.

ABD, daha çok stratejik savaş başlığı rezervine sahip. Eğer Yeni START Anlaşması çökerse bunları ICBM ve SLBM’ler üzerinde kullanmayı planlıyor. Rusya ise stratejik balistik füzelerini modernize ediyor ve yük kapasitelerini geliştiriyor. Mesele sadece ABD ve Rusya olmaktan çoktan çıktı. ABD’nin Rusya ile bir anlaşmaya yanaşmamasının asıl nedeni, Çin ve Kuzey Kore’nin geliştirme olduğu nükleer yeteneklerin böyle bir anlaşma içinde elini kolunu bağlayacak olması.

Ukrayna krizi ile başlayan tırmanma tehlikesi nükleer silahları ve füzeler ile ilgili rejimleri tekrar gündeme getirdi. Esasen Rusların önerdiği güvenlik anlaşmalarının arkasında da NATO’nun gittikçe Rusya’ya sokulması ve menzilin kısalması yani alarm süresinin hemen hiç olmaması var. Rusya, Ukrayna üzerinden ABD ve NATO’ya karşı son kozunu oynamaya çalışıyor. Bu makalede, İkinci Dünya Savaşı’ndan günümüze nükleer silahlar ve füze rejimleri ile ilgili gelişmeleri özetleyecek ve konuyu günümüzün dengelerine getireceğiz.

Nükleer Silahlar ve Silahlanma

Nükleer silah” terimi karşımızı “atom bombası”, “nükleer bomba” veya “nükleer savaş” başlığı gibi farklı adlandırmalarla çıkabilir. Bir nükleer silah, içindeki patlayıcı gücün yıkıcı gücünü; fizyon (fizyon bombası) veya füzyon (termonükleer bomba) tipi nükleer reaksiyon ile ortaya çıkaran bir bombadır. Stratejik olmayan (taktik) nükleer silahlar, savaş kazanmak için özel olarak dizayn edilmiştir. Özel Kuvvetler gibi küçük birliklerin kullandığı çanta tipi nükleer silahlar terör örgütlerinin de ilgisini çekmektedir.

Nükleer silahların patlayıcı gücü ya atomlarını parçalayarak (fizyon) ya da birleştirerek (füzyon) ortaya çıkar. Fizyon için plütonyum-239 ve uranyum-235 gereklidir. Füzyon için ise hidrojen izotopları bulunduran döteryum veya trityum gibi çok küçük, hafif atomlara ihtiyaç var. Bu yüzden, füzyon bombasına hidrojen bombası veya termonükleer bomba da denilmektedir. İlk nükleer testin yapıldığı 16 Temmuz 1945 tarihinden günümüze binlerce nükleer test yapıldı. 6 Ağustos 1945’de Hiroşima’ya atılan uranyum bombası ve 9 Ağustos 1945’de Nagazaki’ye atılan plütonyum bombasından bugüne herhangi bir sıcak çatışmada nükleer silah henüz kullanılmadı.

Bir nükleer silah şu vasıtalar ile atılabilir;

- Uçak; B61 gibi kütle bombalar stratejik bombardıman ve taktik savaş uçakları ile atılabilir. (1945’de Japonya’ya atıldığı gibi).

- Füze; Bir nükleer silahın en çok tercih edilen atma yöntemi bir füzenin üstüne savaş başlığı şeklinde monte edilmesidir. Bu füze, uçak, gemi, denizaltı gibi bir savaş aracı veya karada bir lançer üzerinden atılabilir. Örneğin ABD’nin Trident SLBM (Denizaltıdan atılan balistik füze) yüzeye çıktıktan sonra havada uçar (terminal) veya yeniden bir ortama giriş (re-entry) yapar, bunlar için Çoklu Bağımsız Hedefe Göre Yeniden Giriş Vasıtaları (MIRVs) kullanır. Hedef ülkenin füze savunmasını boşa çıkarmak için MIRVs ve çoklu savaş başlıkları kullanılır.

Füzeler

Bir füze, beş bölümden oluşur; Hedef tespit, Kılavuz sistemi, Uçuş sistemi, Motor ve Savaş başlığı. Füzeler kullanılma maksatlarına göre dizayn edilirler; yüzeyden yüzeye ve havadan yüzeye (balistik, seyir/cruise, gemi savar, tanksavar vb.), yüzeyden havaya (anti-balistik), havadan havaya ve uydu-savar silahlar.

ABD Stratejik Komutanlığı bünyesinde;

- 16 denizaltıya monte 432 adet denizaltıdan atılan balistik füze ve bir denizaltıda 16 adet Poseidon C-3 lançeri.

- 550 adet kıtalararası balistik füze,

- 64 adet B-52 stratejik bombardıman uçağı,

- 21 adet B-2A Spirit uzun-menzil bombardıman uçağı, bulunmaktadır.

ABD’nin Boeing, Lockheed Martin ve Raytheon şirketleri ICBM’lerde çoklu savaş başlıkları ile hedefleri vuracak sözleşmeler yaptılar ve lazer kullanımının 2025 yılına kadar tamamlanması hedefleniyor. Füze önleyicilerin F-35’lere de yerleştirilmesi planlanıyor. Uzaya konuşlu kinetik önleyiciler ve doğrudan enerji silahları için bütçe ayrıldı.

Günümüzde nükleer programları önlemek ve ülkeleri nükleer silah geliştirmekten vazgeçirmek için ekonomik yaptırımlardan siber saldırılara ve askeri operasyonlara (İsrail’in hava saldırıları gibi) kadar pek çok tedbir uygulanıyor ama bu taktikler gerçek amaca ulaşmak yerine sadece meselenin etrafında gürültü ve dikkat kaybı yaratıyor. İran örneğinde diplomasinin en iyi çözüm yolu olduğu düşünülüyor. Konu nükleer silahlara gelince odak noktası silahsızlanma ve kitle imha silahlarının yayılmasını önlemek yerine modernizasyon ve silahların kalitesindeki yarışa kaymış durumda. Türkiye’ye gelince, etrafımızdaki özellikle Rusya ve İran’dan gelebilecek yakın ve uzak füze tehdidine karşı, birbiri ile örtüşecek şekilde uyumlu, entegre ve güçlü bir füze savunma sistemine yatırım yapılmalıdır. Bu sistem, rakipler üzerinde caydırıcılık sağlayacak üstünlük yanında onların saldırı stratejilerini de boşa çıkarmalıdır. Konsepti olmayan silahlara yatırım yapılmamalı, önce senaryolar ve harekât konseptleri üzerinde çalışılmalıdır. Bugüne kadar, Türkiye, nükleer silah üretmekten uzak durmuştur, doğrusu da budur. Bu kapsamda, caydırıcılık amacı ile İncirlik’teki ABD nükleer mühimmatının devralınması düşünülmelidir.

Makalenin geniş versiyonu için;

https://www.academia.edu/71347423/Nükleer_Silahlar_ve_Füzeler

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR