Prof. Dr. Sait Yılmaz

Prof. Dr. Sait Yılmaz

Türk Birleşik Devletleri

Gök olsun çadırımız! Güneş de bayrağımız!…
Daha çok denizlere, daha çok nehirlere doğru..”
Oğuz Kağan

Tarihimizin ve kültürümüzün başlangıcını bulamıyoruz. Bilinen tarih ile birlikte ortaya çıkan ve varlığını günümüze kadar sürdüren sayılı milletlerden biri de Türklerdir. Türkçe, Ural-Altay dili grubuna aittir. Arkeolojik bulgular içinde Türkçenin kökenini 15.000 yıl önceye, siyasal kuruluş olarak da 10.000 yıl geriye götüren kanıtlar bulunmaktadır. Türk yazı elemanlarını içeren ve yeni bulunan kaya resimleri M.Ö. 1500-2000 tarihlerine kadar geri gitmektedir. Türkler coğrafyaya ve zamana meydan okuyan bir millettir; zamanın bilinen bütün coğrafyalarında devletler kurarak yaşadılar. Bu devletler yıkılmamıştır, vatanları değişse de yeni şekilleri ile devam etmiştir. 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin çöküşü ve Türkistan’da (Orta Asya) bulunan Türk devletlerinin bağımsızlıklarını kazanması ile Türk Dünyası için yeni bir dönem başlamıştır. 12 Kasım 2021 tarihinde Türk Konseyi’nin adının “Türk Devletleri Teşkilatı” olarak değiştirilmesi ise aradan geçen 30 yıllık süreç sonunda çekingen ve edilgen tutumun bir kenara bırakılarak Türk Dünyası için yeni bir vizyon ve stratejinin hayata geçtiği bir dönüm noktasını temsil etmektedir. Bu makalede, Türklerin tarih yolculuğunu, Türkçülüğün sorunlarını ve Türk Dünyası’nı nelerin beklediğini sorgulayacağız.

Türk Konseyi’nin 12 Kasım 2021’de Aldığı Kararlar

12 Kasım 2021 tarihinde İstanbul’da gerçekleşen Türk Konseyi Liderler Zirvesi, Türk Dünyası’nın entegrasyonuna yönelik çabalar bağlamında pek çok açıdan dönüm noktası olmuştur. Gerek Türk Konseyi’nin Türk Devletleri Teşkilatı alarak kuramsal kimliğini geliştirmesi gerek üyelik kriterlerinin ve teşkilatın diğer aktörle olan münasebetlerinin çerçevesinin belirlenmesi ve gerekse de Türk Yatırım Fonu’nun kurulma hedefinin ortaya konulması, Türk Dünyası’nın ortak gelecek tahayyülü konusunda somut adımlar attığını net bir şekilde gözler önüne sermiştir. Zirve sonrası yayınlanan 121 maddelik bildiride jeopolitik açıdan öne çıkan konular şu şekilde özetlenebilir;

- “Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi”nin adı “Türk Devletleri Teşkilatı” olarak değiştirildi.

- “Türk Dünyası 2040 Vizyonu”nu Türk Devletlerinin ortak çıkarlarının bulunduğu muhtelif alanlarda geleceğe dönük işbirliğine rehberlik edecek stratejik bir belge olarak kabul edildi ve uygulanması için “2022-2026 Türk Devletleri Teşkilatı Stratejik Yol Haritası” hazırlanması öngörüldü.

- KKTC’nin Türk Devletleri Teşkilatı’nın faaliyetlerine katılmaya davet edildi.

- Kırgız-Tacik sınırındaki soruna çözüm bulmak için Kırgız Cumhuriyeti’nin çabalarına destek verildi.

- Türkmenistan’a teşkilatın gözlemci ülkesi statüsü verildi.

- Kırgızistan’ın Orta Asya+Güney Kafkasya platformu kurulması teklifi onaylandı.

Türk devletleri, artık yalnızca tarihsel ve ekonomik bağlar üzerinden ilişki kurmamakta; ortak çıkarlar ve değerler çerçevesinde hareket etmektedir. Ortak çıkarların başında ise Doğu-Batı güzergâhında Türk Dünyası’nın bölgesel ve küresel bir merkez olmasını teşvik etmek gelmektedir. Bu anlamda Zengezur Koridoru’nun hayata geçirilmesiyle Orta Asya-Kafkasya-Türkiye hattı, Çin’den Avrupa’ya ulaşan güzergâhların en istikrarlı rotası haline gelecektir. Özellikle de Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov’un “Orta Asya + Güney Kafkasya Platformu” tavsiyesi, söz konusu istikrarın daha yapısal bir boyut kazanmasını sağlayacaktır. Çünkü Türk Dünyası ülkeleri, Orta Koridor’un bütün potansiyelini kullanma arzusundadır.

Türk Dünyası ve Türk Devletleri Teşkilatı, artık uluslararası kimliğe sahip güçlü bir aktör olarak varlık gösterecektir. “Türk Dünyası Vizyonu 2040”, küresel barışa hizmet edecek güçlü bir entegrasyon arayışının teyit edilmesi anlamına gelmektedir. Bu vesileyle üye ülkeler, somut projelerle kısa, orta ve uzun vadeli entegrasyon süreçlerine dair yol haritası ortaya koymuştur. Bu da Türk Dünyası’nın birliğine yönelik çabalarda söylemden eyleme geçildiğini teyit etmiştir. Söz konusu stratejik belge aracılığıyla Teşkilat üyesi devletlerin, köklü bir geçmişin birikime dayanan güçlü bir irade çerçevesinde ortak gelecek inşa etmeye çalıştıklarını ortaya koymaktadır.

Türk Dünyası İçin Birlik Olma Modelleri

Avrasya’da yaşanan yukarıda bahsettiğimiz modeller aslında Avrupa Birliği’ni örnek almaya çalışıyorlardı. Fransa ve Almanya‘nın 1950’li yılların başında aralarında yeni bir savaş çıkmasını engellemek maksadıyla yaptıkları Kömür-Çelik anlaşması, kısa sürede yeni ülkelerin katılımıyla önce “Avrupa Ortak Pazarı”na ardından “Avrupa Ekonomik Topluluğu”na, yüzyıl bitmek üzereyken sadece ekonomik ve ticari ortaklık değil bir medeniyet projesi olma iddiasıyla “Avrupa Birliği”ne dönüştü.

İstanbul Zirvesi’nde kabul edilen 2040 Yılı Vizyon Belgesi”nde önümüzdeki süreçte ekonomik ve teknolojik alanlarda ve diğer konularda yapılması öngörülen hususlar, ciddi bir emek ve çabayla hayata geçirildikleri ölçüde Türk Dünyası’nda millî gelir ve refah artacak, yeni bir medeniyet hamlesinin başlaması temenniden çıkıp gerçeğe dönüşecektir. Türk Dünyası’nın bir birliğe dönüşmesinde nihai hedef askeri yönleri ile de entegre bir birlik olmalıdır. Bu hedefe varılması için siyasi entegrasyon içinde devletlerin kendi iç egemenlikleri korunurken, geniş bir coğrafyaya yayılmış Türk devletleri “Türk Birleşik Devletleri” adını alacak bir konfederasyon teşkil etmelidir. Önümüzdeki on yıllarda bu hedefe varmada sırası ile;

(1) Kültürel Birlik.

(2) Sosyal Birlik.

(3) Ekonomik Birlik.

(4) Askeri Birlik.

(5) Siyasi Birlik sağlanmalıdır.

Avrupa Birliği’nin hedefinde bir gün Avrupa Birleşik Devletleri yaratma hayali vardır. Ancak, üye ülkeler 2008 yılından beri birlik içinde yaşanan krizlerde ulusal çıkar ve milliyetçilik olgusunu aşamadıkları için gittikçe bu hedeften uzaklaşmaktadırlar. Türk Birleşik Devletleri için ise bu hedef daha ulaşılabilirdir. Meselenin en önemli parçası çıkarlarda değil, siyasi birlik için egemenlik paylaşımında olabilir. Bu da akılcı bir yöntemle her devletin kendi iç işlerine bırakılacak konular üzerinde varılacak bir anlaşma aşılabilir. Bu olana kadar Avrupa Birliği’nin izlediği fonksiyonel entegrasyon esaslı yaklaşımla; ekonomi, hukuk, savunma gibi fonksiyonel alanlarsa entegrasyon için dikkatli bir çalışma başlatılmalıdır.

Makalenin devamı ve geniş versiyonu için;

https://www.academia.edu/63260031/Türk_Birleşik_Devletleri

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR