• Yeni Çıkanlar | 2 Mart 2020

    ABC Kitap editörleri, bu hafta da sizler için “Yeni Çıkanlar/Editörün Seçtikleri/Haftanın Kitabı” listelerini oluşturdular. Editörlerimizin seçkisinde edebiyattan tarihe, inceleme-araştırma kitaplarından politik eserlere ve hatıra kitaplarına kadar pek çok türde okunmaya değer kitaplar ve yayınevlerinin okurlarla buluşturdukları yeni eserler yer alıyor.

     

    YENİ ÇIKANLAR

     

    Yılmaz Polat

    Ensar ve Türgev’in Bilinmeyen Kardeşi

    TÜRKEN-USA

    AKP’nin Vakıf Zincirinin ABD’deki Halkası

    Telgrafhane Yayınları

     

    “Yıl 2014.

    Ensar ve Türgev (Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet) vakıfları ABD’ye açılma kararı alıyor.

    Bir tür vakıf evliliği.

    Birleşmeden Türken Vakfı (TURKEN USA) doğuyor.

    Türkiye’de vakıf denince akla AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ailesi ve yakınlarının yöneticiliğini yaptığı kuruluşlar gelir.

    Ensar ve Türgev vakıfları da bunlar arasındadır.

    “Bu kitapta milyonlarca dolarlık kuruluşların yöneticilerinin eş, dost, akraba ilişkilerini ve ABD’de yaptıkları milyonlarca dolarlık harcamaları resmi belgeli şekilde bulacaksınız.”

    Deneyimli gazeteci Yılmaz Polat, AKP’nin vakıf zincirinin ABD’deki halkası Türken Vakfı’nın izini sürüyor ve milyonlarca dolarlık ilişkiler ağını ortaya koyuyor.

     

    152 s.

    İstanbul 2020

    KİTABI SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ

     

     

    Soren Kierkegaard

    KIRDAKİ ZAMBAK VE GÖKTEKİ KUŞ

    Üç Dini Sohbet

    Pinhan Yayıncılık

    Kierkegaard, bu kısa lakin anlam ve mesaj yüklü eserinde, İncil’deki Dağ Vaazını temel alarak, insanın varoluşsal gerçeklerini ve koşullarını ince ve yer yer ironik bir dille mercek altına yatırıyor, ve diğer eserlerinde olduğu gibi bunda da dini inanışı eleştirel düşünceye açıyor.

    İnsanoğlu, Kierkegaard’un “karşılaştırma huzursuzluğu” dediği şeyden muzdarip; hep olduğundan daha fazlasını istiyor, komşunun bahçesindeki çimen ona hep daha yeşil görünüyor. Kuş gibi hür olma arzusu samimi bir arzu olabilir, lakin bu arzu hiçbir zaman gerçekleşemeyeceğine göre, insanı endişe ve umutsuzluğa da sürükleyebiliyor.

    Biz insan olarak hiçbir zaman bir kuş gibi kaygısız olamayız, lakin bir kuşun “ah keşke insan olsaydım” dediğini de hiç duymamışızdır. İşte, gökteki kuştan ve kırdaki zambaktan öğrenebileceğimiz ilk şey bu oluyor: bir şey dememek, sükut etmek! Fazla lafın, çenebazlığın endişeye götüren bir yol olduğunu söylüyor Kierkegaard.

    Sonra kırdaki küçük bir zambak kendini başka bir şeyle veya diğer zambaklarla mukayese etmekle de uğraşmıyor. Onun öbürlerinden daha güzel olmak veya göze en güzel görüneceği başka bir yerde yetişmek, veyahut kendini öbür zambaklara göre kanıtlamak, tanımlamak gibi bir emeli yok.

    Kuşla zambaktan öğrenebileceğimiz ikinci şey: zambağın itaatkârlığı! İnsan olarak kaderimize razı olmamız ve habire başkalarıyla meşgul olmamamız icap ediyor. Mütemadiyen belli bir yere doğru yolda olmamamız ve her şeyi sorguya tabi tutmamamız icap ediyor. Mütevazı olmayı öğrenmemiz icap ediyor.
    Gökteki kuştan ve kırdaki zambaktan öğreneceğimiz son şey, Kierkegaard’a göre, dert ve endişelerimizin yükünü Tanrının omuzları üzerine yüklemek oluyor.

    Yarın ne olacağını önceden kestirebilmemiz mümkün değil; dolayısıyla endişe etmek gayet abes oluyor. Tam burada ve tam şu anda yaşamamız, laf söylemekten ziyade lafa kulak vermemiz, kendimizi başkalarıyla mukayese etmeyi bırakmamız, ve son fakat aynı derecede önemli, sevince kendimizi bilfiil kaptırmamız icap ediyor.

     

    56 s.

    İstanbul 2020

     

    KİTABI SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ

     

     

    Mehmet Aslan

    ÖDÜLLÜ ÖYKÜ KİTAPLARIN ELEŞTİRİSİ

    Klaros Yayınları

    “Bir yapıtı gerçekçi kılan ilkeler vardır.

    Yaşam, insan gerçekliğini doğru yansıtan bir dil, yapıtın nedensel ilişkilerle örülmesi, yapıttaki nesnelerin işlevli olması, nesnelerin birliğinin sağlanması, karakterlerin tipik yönleriyle kanlı canlı çizimi, örgenin nedensel ilişkiler içinde sağlam bir biçimde örülmesi, karakterlerin örgeden çıkan itkiye göre eylemesi, zamanın, uzamın işlevli bir biçimde kullanılması, en önemlisi yaşamdan alınma bir konunun bir izlek çerçevesinde güzel bir biçimde işlenmesi… Tüm bu ilkeler yazın yapıtını gerçekçi/güzel kılan öğelerdir.

    Eleştirdiğim kitapların ortak özelliği, gerçekçi olmayışlarıdır. Gerçekçi olmayan (karşı gerçekçi de diyebiliriz) kitapların ödüllendirilmesini, gerçekçi yazına karşı bir tutum olarak görüyorum. Bu durumun en başta kapitalist düzene katkısı vardır.

    Gerçekçi yapıtlar gerçekliğin bilgisini gösterir okura. Bu ise düzenin hiç de istemediği bir şeydir. Kapitalizm, sömürüye dayalı düzeninin gerçekliğinin görülmesini, kavranmasını istemez.Bu sömürü düzeninin sürgit devamı için gerçekleri farklı göstermeye, çarpıtmaya, bulanıklaştırmaya çalışır. Bu uğurda, gerçekliği göstermeyen, çarpıtan, bulanıklaştıran veya kapitalizmi estetize eden karşı gerçekçi yazarları/kitapları destekler, ödüllerle öne çıkartır.

    Gerçekçi olmayan bu yazarların/kitapların ödüllendirilmesinin bir nedeni de budur.”

     

    137 s.

    İstanbul 2020

    KİTABI SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ

     

    Alexix Gritchenko

    İSTANBUL’DA İKİ YIL

    Bir Ressamın Günlüğü

    Çeviren: Ali Berktay

    Yapı Kredi Yayınları

    Ukrayna doğumlu ressam Alexis Gritchenko, Bizans sanatına duyduğu hayranlıkla Aralık 1919 ile Mart 1921 tarihleri arasında İstanbul’da kaldı. Bir mimar titizliğiyle Osmanlı dini yapılarını ve İstanbul’un sokaklarını betimledi. Eski Köprü’den denize baktı. Suriçi’ne hayran kalıp Pera’dan nefret etti. İbrahim Çallı gibi ressamlarla tanışıp İşgal kuvvetleri askerleriyle karşılaştı. Büyükada’da aşkı tattı, fakat asıl önemlisi, yetenekli ama parasız bir sanatçının duyduğu öfke patlamalarını ve kızgınlıkları tüm doğallığıyla defterine kaydetti.

    19 Ocak – Günlüğüme yazmayalı epey oldu. Soğuk ve pislik yüzünden elimdeki yara geçmiyor. Çalışmamı tamamen engelliyor ve fiziksel depresyonumu keskin bir acıyla delip geçiyor. Bütün gün yağmurun altında dolaştım durdum. Çarşıda, köprünün yanı başındaki, Suriçi İstanbul’un girişinde nöbetçi gibi dikilen Yeni Cami’nin avlusunda oyalandım. Tıpkı Moskova’daki Sukhareva Kulesi gibi.

     

    264 s.

    İstanbul 2020

     

    KİTABI SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ

     

    Frances A. Yates

    HAFIZA SANATI

    Çeviren: Ayşe Deniz Temiz

    Metis Yayınları

     

    İnterneti, arama motorlarını, dijital kitabı, hatta basılı kitapları unutun. Antik zamanlara kadar geri gidip bunların hiçbirinin olmadığı bir dünya hayal edin. İşte o dünyada insan hafızası bir sanat, bir teknik olarak algılanıyordu; kuvvetli ve eğitimli bir hafıza insan faaliyetleri için yaşamsal öneme sahipti. Antik Yunan’da icat edilen hafıza sanatı önce Roma’ya aktarıldı, oradan Avrupa geleneğine yerleşti. Bu sanat yer ve imgeleri hafızaya nakşetme yoluyla ezberlemeyi amaçlıyordu; bilginin özellikle de dinsel dogmanın aktarılmasında, ezberletilmesinde, yaygınlaştırılmasında ve hatırlatılmasında eşsiz bir yere sahipti. İnsan zihninde yerlerin ve imgelerin düzenlenişi, hemen her zaman insan ruhunun bütünlüğünü doğrudan etkiliyordu.

     

    Yates’in, hafıza sanatının Antik Yunan, Ortaçağ ve Rönesans boyunca geçirdiği dönüşümü inceleyen bu klasikleşmiş kitabının estetik, psikoloji, tarih felsefesi, bilimler ve edebiyat alanlarına paha biçilmez katkıları oldu. Bu kitap karşısında akla şu soru gelebilir: Bir akademisyen, bir yazar nasıl bu kadar derin sulara dalabilir? Yates, bu tarihsel anlatıya hayat veren tutkusunu vaktiyle şöyle dile getirmiş: “Rönesans’ın büyüye dayalı veya batıni hafıza sistemleri benim için büyük bir soru işaretiydi. Sonunda, ardındaki itkinin Rönesans Hermetizm geleneği olduğunun farkına vardım… geçmişin bu geleneklerini ne kadar anlaşılır hale getirmeye çalışsam da, onlarla aramda her zaman asla ele geçiremediğim bir mesafe kalıyordu. Ama peşi sıra gitmeye devam ettim.”

     

    432 s.

    İstanbul 2020

     

    KİTABI SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ

     

    Neil Gaiman

    YOLUN SONUNDAKİ OKYANUS

    Çeviren: Zeynep Heyzen Ateş

    İthaki Yayınları

     

    Orta yaşlı bir adam, aldığı bir cenaze haberinin üzerine çocukluğunun geçtiği eve döndü. Yaşadığı evin yerinde yeller esiyordu. Fakat yolun sonundaki çiftlik hâlâ yerindeydi. Adam, henüz yedi yaşındayken orada bir kızla karşılaşmıştı. Tanıdığı en ilginç kızla. Lettie Hempstock. Adam yıllardır kızı düşünmemişti ama o gün, Lettie’nin küçükken bir okyanus olduğunu iddia ettiği gölün kenarında otururken geçmişin hatırlanmayan kısımları geri döndü. Öyle bir geçmişti ki bu, küçük bir çocuğun asla yaşamaması gereken tuhaflıklarla, korkularla ve tehlikelerle doluydu.

    Kırk yıl önce yolun sonundaki bu çiftlikte, bir adam, çalıntı arabasının içinde intihar etmişti. O andan itibaren, küçük bir çocuğun aklının almayacağı, korkunç bir karanlık serbest kalmıştı.

    Bir kelebeğin kanadı kadar narin, karanlıktaki bir bıçak kadar acımasız, ezber bozan bir ustalık eseri olan Yolun Sonundaki Okyanus, bizi neyin insan yaptığını, hikâyelerin içimizdeki ve dışımızdaki karanlığı nasıl açığa çıkardığını ve bizi ondan nasıl koruduğunu Gaiman’dan başkasının asla yapamayacağı bir şekilde anlatıyor.

    İngiltere Ulusal Kitap Ödülü Yılın Kitabı
    Nebula En İyi Roman Ödülü Adayı
    Dünya Fantazi En İyi Roman Ödülü Adayı
    Mythopoetıc En İyi Yetişkin Romanı Ödülü Adayı

    “Gaiman’ın aklı karanlık, dipsiz bir okyanus ve oraya her adım attığımda bu dünya silikleşiyor, onun yerine, içinde seve seve boğulacağım çok daha korkunç ve güzel, bambaşkadünya geliyor.”

    – New York Times Book Review

    “Hayatlarımızın çocukluk deneyimlerimizle şekillendiğini, onlardan neler öğrendiğimizi ve ödediğimiz bedelleri hatırlatan bir masal.”

    – Kirkus Reviews

    “Uykusuz geçecek bir geceye değer… Gaiman bizim dünyamızın biraz ötesinde âlemler yaratmakta usta.”

    – Usa Today

    “Okyanus’ta odağı hikâye anlatıcılığından asla sapmayan, neredeyse fark edilmeyecek bir üslup var.

    Dışarıdan sade görünse de içeride çok daha ilginç bir şey saklıyor; bazı şeylerin göle benzemesine rağmen aslında okyanus olabilmesi gibi.”

    – io9

    “Muhteşem yazılmış bu kısa roman, onu okumayı bitirdikten sonra bile pençelerini üzerinizden çekmeyecek.”

    – New York Post

     

    208 s.

    İstanbul 2020

     

    KİTABI SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ

     

     

    Guy Finley

    ÖZGÜRLEŞEBİLMEK

    Özgür Olma Cesareti

    Çeviren: Selda Terek

    Destek Yayınları

     

    İnsan ancak kendinden başka kimseye benzemek istemediğine karar verdiğinde özgürleşir…

    Özgürlük, özgünlüktür…

    Kendi gibi olabilme cesareti gösterebilen korkusuzların parmak izidir…

    Dilediğini yapabilmek değil, ne dilediğinin farkında olmaktır.

    “Başkası ne der?” kaygısıyla yaşamak yerine, başkası için yaşamaktan, vazgeçebilmektir.

    Kaybetme korkusundan arınmak değil, kaybetme ihtimaline rağmen cesaret göstermektir.

    Göze almak değil, gözden çıkarabilmektir özgürlük…

    Ve özgürlük, doğuştan kazanılmış bir haktır.

    Hiç kimse özgürlük hakkını sonradan öğrendiği korkulara, kaygılara, şüphelere ve değersizliğe feda etmemelidir.

    Uluslararası çok satanlar listesinde haftalarca bir numara olan, Türkiye’de de yüz binlerce okura ulaşmayı başaran Vazgeçebilmek ve Sevebilmek kitaplarının yazarı Guy Finley’den özgür olabilme cesareti üzerine korkulara meydan okuyan eşsiz bir manifesto…

     

    96 s.

    İstanbul 2020

    KİTABI SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ

     

     

    Colette Dowling

    SİNDRELLA KOMPLEKSİ

    Çağdaş Kadının Bağımsızlık Korkusu

    Çeviren: Selçuk Budak

    Afrika Yayınları

    ‘’Yalnız olmaktan nefret ediyorum, keseli hayvanlar gibi bir başkasının derisinin altında yaşamak isterdim. Emniyette olmayı, sıcak, bakılıp gözetiliyor olmayı, havadan, hatta yaşamdan daha çok istiyorum.’’

    ‘‘Çünkü iş bağımsızlığa gelince, gerçekten kendi ayaklarımızın üstünde durduğumuz zaman, kadınlıktan uzaklaşacağımızdan sevgisiz, sevimsiz kalacağımızdan korkuyoruz. Bunun için de başkalarını suçlamanın ötesine pek geçemiyoruz. Ama ‘Onları’ suçlayarak ya da dizimizi döverek özgürleşemeyiz. Bu olsa olsa, iliklerimizi donduran bağımsızlık korkumuzu gizlememize yarar. Bağımsızlık, başkalarının bize bahşedebileceği bir armağan değildir. Her şeyden ‘Onları’ sorumlu tutmaktan vazgeçemediğimiz, kendi sorumluluğumuzu üstlenmediğimiz ve bu sorumluluğun sonuçlarını göze alamadığımız sürece özgürleşemeyiz.’’

    Kendi deneyimlerinden yola çıkan Dowling’in okura verdiği mesaj bu. Ve hoşuna gitsin ya da gitmesin, bu kitapta her kadının kendini bulacağı muhakkak.

     

    264 s.

    İstanbul 2020

    KİTABI SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ

     

     

    Silvia Federici

    TENİN SINIRLARININ ÖTESİNDE

    Çeviren: Bilge Tanrısever

    Otonom Yayıncılık

     

    Günümüzde “beden”, hem direniş imkanları bakımından hem de iktidarların kendi hegemonyalarını sürdürmeleri bakımından radikal ve kurumsal politikaların merkezinde yer alıyor. Federici de direnişin ve tahakkümün mücadele alanı olarak gördüğü bedenin bir tarihi olduğunu ileri sürüyor. Feminist, ırkçılık karşıtı, trans ve çevreci bütün hareketler açısından beden, devlet ve sermayeyle karşılaşmanın bir zemini, dönüştürücü toplumsal pratiklerin yeşerebileceği bir imkan olarak algılanıyor.

    Öte yandan kapitalist gelişmenin neoliberal döneminde sermayenin girdiği ve bir türlü aşmayı başaramadığı yeniden üretim krizinde de bedeni tahakküm altına alma ve denetleme zorlu ve kaçınılmaz hale geliyor. Bedenlerin yalıtılması, parçalanması, psikolojik ve tıbbi müdahalelerle yeniden oluşturulması, arzu ve ihtiyaçlarının ya bastırma ya da uyumlulaştırma yoluyla denetlenmesi, kapitalizmin tahakküm stratejileri olarak karşımıza çıkıyor.

    Oysa Federici’ye göre beden, sömürünün sınırı, onun önündeki engeldir. Bedeni, özgürleştirici ve içkin bir politik imkana dönüştürmek ise ancak onun arzu ve ihtiyaçlarını çoğaltmakla mümkündür. Bunu da birbirinden yalıtılmış olmaktan dolayı korku yüklenip iktidarın tahakkümüne boyun eğmeye hazır bedenlerden ziyade başka bedenlerle, hatta insan olmayan varlıklarla ve doğayla “büyülü” bir birlikteliğe giren bedenler yapabilir. Bu yüzden de ancak korku ve yalıtılmışlığın “keder”inden çıkıp, “neşeli militanlık”la arzularını ve ihtiyaçlarını şimdide politikleştiren bedenler, kendilerini, başkalarını ve dünyayı dönüştürebilir.

     

    152 s.

    İstanbul 2020

     

    KİTABI SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ

     

     

    Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

    UYSAL KIZ

    Çeviren: Mehmet Yılmaz

    Can Yayınları

    Fyodor Dostoyevski’nin Uysal Kız adlı bu öyküsü bir gazete haberinden, gerçek bir olaydan yola çıkmakla birlikte yazarın da belirttiği gibi tümüyle düşsel boyutlara uzanıyor. 20. yüzyılın sadece romanını değil düşünce yaşamını da derinden etkileyen yazar, bir karakterin düşünceleri arasında gezinerek benzersiz bir öykü yaratmış. Karısının cansız bedeniyle karşı karşıya kalan ana karakterin vicdan azabı içinde, çaresizce neler olup bittiğini sorgulamasıyla başlayan Uysal Kız, yaklaşmakta olan bir felaketin gerilimini ve karakterlerin ruhsal derinliğini kusursuzca yansıtıyor.

    80 s.

    İstanbul 2020

     

    KİTABI SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ