Murat Ağırel yazdı: Altın Ölüm

Murat Ağırel yazdı: Altın Ölüm

"Emperyalist bir yapının var olduğunu gördük"

Bir süredir Erzincan İliç Çöpler altın madeni ile ilgili araştırma yapıp ulaştığım bilgileri sizlere aktarıyorum.

Ancak bugün geldiğim nokta çok başka bir boyuta ulaştı. İşin içinden FETÖ ve sır bir cinayet şüphesi çıktı. Bakın madenin geçmişi 2000'li yıllara kadar gidiyor.

Haliyle ben de gidip FETÖ kumpasına uğrayan, makamında gözaltına alınan eski Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner ile konuştum.

Meğer madenin açılmasında o dönem İliç'te görev yapan FETÖ'cü savcı Bayram Bozkurt'un parmağı varmış. Hatta Cihaner, bahsettiği soruşturmaların başlamasına neden olan İliç'te madeni şikâyet eden bir gencin de daha sonra genç yaşta hayatını kaybettiğini açıkladı.

YouYube'da yayımladığım programda konuşan İlhan Cihaner, soruşturmayı özetlerken, "Emperyalist bir yapının var olduğunu gördük" diye anlatı.

Değerli dostlar…

Gelin madenin hikayesini İbrahim Gündüz'ün Altın Ölüm kitabı, İlhan Cihaner'in beyanları, Cemalettin Küçük'ün tespit ve uzmanlık anıları ve belgeler ile en baştan tarih sırasına göre madde madde anlatayım…

- Erzincan İliç Çöpler siyanürlü ve sülfürik asitli altın madeni. İsmini üstüne kurulduğu köyden alan maden Avustralya-Kanada ortaklı Alacer Gold ve Berat Albayrak'ın bir dönem yöneticiliğini yapmış olan Çalık Holding'in Lidya Madencilik ile ortak işlettiği bir maden.

- 1999 yılında merkezi ABD'li Anatolia Minerals Developmet'in Türkiye'de faaliyet gösteren bir alt şirketi Çukur Madencilik kuruluyor. Anatolia Minerals ise çok uluslu Rio Tinto adlı firma tarafından kurulmuş bir yapı. Madenle ilgili çalışmalar bu firmanın lisansı eliyle sürdürüldü.

- Anatolia Minerals Avustralya'lı şirket Avoca Resources ile birleşince Alacer Gold adını aldı. Alacer Gold ile de SSR Mining şirketi birleşti ve SSR Mining olarak anıldı. Çalık grubunun madene ortak olduğu 2008 tarihinde Sabah gazetesi ve ATV 1 milyar 100 milyon Dolara Çalık grubuna satılmıştı.

- Madenin açılışı aslında 2000'li yıllarda başlıyor ama o dönemde Bergama direnişi hafızalarda taze olduğu için maden yetkilileri önce yöre halkını ikna etmek için çabalıyor ve kesenin ağzını açıyor. Bu arada sondaj çalışmaları son hız devam ediyor.

- Bu tarihte tam 870 sondaj çalışması yaptı. Sayıda sınır yok çünkü o tarihte sondaj çalışmasına ÇED raporu gerekmiyordu. Ancak yöre halkını kızdırmamak, tepkisini çekmemek gerekiyordu. Şirket de Çöpler, Sabırlı, Dostal ve Bağıştaş köylerinin muhtarlarını kaymakamı, DYP'li Belediye Başkanını AKP, CHP, MHP ve ANAP partilerinin ilçe başkanlarını İl özel idare müdürü, Valilik yetkililerini toplam 18 kişiyi 15 ekim 2005 tarihinde ABD'ye götürdü.

- İkinci parti de Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı, Erzincan Belediye Birliği Başkanı, Emniyet müdürü 2006 yılında üçüncü geziye de Erzincan Belediye Başkanı ile Erzincan Kemaliye Belediye Başkanı, Aras Elektrik müdürü ve iki yerel gazeteci gidiyor.

- Dönüşte Çöpler köyü muhtarı Cahit Keklik madenin çevreye zararının olmayacağını beyan ediyor, AKP İlçe Başkanı "Gönül rahatlığıyla izin verdik" diyor. Muhtar Erzincan Muhtarlar federasyonu tarafından yılın muhtarı seçiliyor.

Devam edelim…

- 2008 yılına gelindiğinde Çalık Holding Çöpler altın madenine ortak oluyor. Aynı tarihte maden ÇED olumlu raporunu alıyor. 2009 tarihinde de siyanürlü maden çalışmaya başlıyor. (Sondaj çalışmaları Kemaliye'ye kadar halen aralıksız devam ediyor. Ağıl, Harmankaya, Dilli ve Çanakçı köylerinde sondaj devam ediyor.)

- Maden şirketi ve Çalık grubunun avukatları da ilginç. İşleri takip etmek için Cem Şahin ve AKP Genel Merkez Gençlik Kolları Seçim İşleri Başkanı Bekir Eren'in ortak olduğu hukuk bürosu ile anlaşmışlardı. Cem Şahin AKP'li bir bakanın oğlu. Altın Ölüm kitabındaki bilgilere göre Meclis Eski Başkanı ve Adalet Eski Bakanı Mehmet Ali Şahin'in oğlu.

- Tam bu tarihlerde İlhan Cihaner Erzincan Başsavcısı olarak atanıyor. Yerel basında çıkan haberleri takip ediyor ve kendisine bir ihbar ulaşıyor. Bunun üzerine İliç Savcısı Bayram Bozkurt'a soruşturma başlatması talimatını veriyor.

Aradan bir yıl geçmesine rağmen Savcı Bayram Bozkurt soruşturmayı nihayete erdirmiyor ve savsaklıyor. İlhan Cihaner anlatıyor:

"Savcı Bayram Bozkurt bu soruşturmayı bahane ederek altın madeninin ABD'li müdüründen rüşvet talep etmiş ve maaşa bağlamışlar. Köy muhtarı Cahit Keklik'e göre ise Savcı Bayram Bozkurt 10-15 bin TL versinler işi kapatayım. Hatta 15 bin de az, 25 bin kadarcık' diyerek rüşvet istemişti. İl jandarma Komutanı Albay Recep Gençoğlu'nu ziyaret eden ABD'li müdür savcının rüşvet istediğini beyan ediyor."

- Tabii ABD'linin durup dururken yaptığına inanmak saflık olur. Çünkü Savcının yaptıkları arşa çıkıyor. Bakıyor ki Başsavcı kararlı post pahalı gidip şikayet ediyor. İlhan Cihaner, Savcı Bayram Bozkurt hakkında rüşvet soruşturması başlatıyor.

- Ödüllü Muhtar Cahit Keklik ifadesinde "Savcıya verilen rüşvetin şirketin bilgisi dahilinde İstanbul'daki avukatlar aracılığıyla, elden her ay Savcı Bayram Bozkurt'a verilmektedir" diyor.

- Tabii iddiaları hem ABD'li maden müdürü hem de yetkili Poyraz reddediyor. Ama muhtar ısrarla söylüyor. Tercüman Jandarma il Komutanı'nın makamında yaptığı tercümeyi onaylarken ABD'li müdür yanlış tercüme etmiş diyerek işin içinden çıkmaya çalışmış.

Bakın nasıl bir emperyal müdahale ile karşı karşıya olduğumuzu iyi görün istiyorum.

Çünkü daha devamı da var…

- Cihaner bir gün sabah makamına geldiğinde masasında Adalet Bakanlığı'ndan gelen bir talimat yazısını görüyor. Yazıda "Elinizdeki soruşturmayı derhal bize gönderin" minvalinde bir ifade var.

Beklemediği bu talimat üzerine soruşturmayı hemen bir fezlekeye bağlıyor. Yani resmî kayıtlara geçiriyor. Dosya kendisinden alınıyor ve Adalet Bakanlığı tarafından devam ediliyor.

- Ancak soruşturmanın üzeri örtülüyor. Cihaner o dönemde Hem İsmailağa Cemaati hem de FETÖ soruşturması başlatmıştı. Üç cephede mücadele eden İlhan Cihaner hakkında inanılmaz bir yöntemle rüşvet alma suçlaması ile soruşturma başlatılıyor. Soruşturma bir gizli tanığın ifadesi ile başlıyor. Cihaner 16 Şubat 2010 tarihinde özel yetkili savcı Osman Şanal tarafından makamında gözaltına alınıyor.

Değerli dostlar; Gizli tanık kim biliyor musunuz? EFE kod adlı bu gizli tanık Cihaner'in hakkında soruşturma başlattığı savcı Bayram Bozkurt! Hani şu firariyken yakalanıp itirafçı olan sonra serbest bırakılan ve yine kaçan, daha sonra yine yakalanan ve yine serbest bırakıldıktan sonra firar eden FETÖ'cü.

Yani "Madene dokunma yakarız" diyor o günün Fetullahçıları bugünün FETÖ'cüleri.

Çok daha çarpıcı bir şey var…

İlhan Cihaner ile röportajımda öğrendiğim önemli bir bilgi. Maden hakkında ilk şikâyeti yapan ve ihbarda bulunan kişi şüpheli şekilde vefat etmiş. İsmi Bekir Burhan... İlhan Cihaner çok genç yaşta vefat ettiğine dikkat çekti.

Sonuçta uluslararası mahkemelerde yargılanması gereken maden yetkilileri o dönem FETÖ savcıları, AKP'li bürokratlar, yerel iş birlikçiler tarafından korunup kollanıyor. Bölge halkı da geçim derdi nedeniyle örgütlenemeyince bugünkü tabloya ulaşıyoruz.

Ama mesele şu, madenin üretim için kullandığı sülfürik asit tesisini de 660 milyon dolara Çalık Holding'in inşaat şirketi GAP İnşaat inşa ediyor.

Maden nerdeyse 100 bin kişinin yaşadığı Erzincan'ın yarısı kadar su tüketiyor.

Bu suyun 6000 tonu onlarca kimyasal ile atık havuzuna gönderiliyor. Mevcut atık havuzu yetmediği için kapasite artırımına gidilmiş ve 46 milyon ton olan atık havuzu 66 milyon ton su kapasitesine çıkıyor. Kapasite artırımı için Sabırlı köyünün yolu yok ediliyor köye yeni bir yol yapılıyor.

Madenin çevreye verdiği zararı şöyle anlatayım.

Bir ton kömür için yaklaşık bir ton kömür cevheri kazılır. Bir ton demir için, iki-üç ton demir cevheri kazılır. Bir ton bakır için 150-300 ton bakır cevheri kazılır. Ancak bir ton dore altın için yaklaşık 5-10 milyon ton cevher kazılıyor. Üstelik bunu yaparken asit kullanıyorsunuz. İnanılmaz bir doğa tahribatı.

19 yıl boyunca 1 milyon 720 bin ton zehirli, yakıcı, dağlayıcı ve boğucu kimyasal madde kullanılacak. İliç'teki doğal varlıklar yılda 325; 19 yılda 6175 kamyon dolusu Sodyum Siyanüre maruz kalacak.

Yetmez gibi yılda 445; 19 yılda 8455 tanker dolusu konsantre Sülfürik Asit kullanılacak. 390 tanker dolusu Nitrik asit. Bu kadar asidi söndürmek içinde 4655 kamyon dolusu Sodyum Hidroksit.

Olası bir sızıntının boyutlarını öngörmek mümkün değil.

İşin nasıl emperyalist ve iş birlikçi burjuvalar tarafından örgütlendiğini anlayın diye yazıyorum. Madene gelen Sülfürik asit yabancıdan gelmiyor. Samsun'daki Eti Bakır madeninden. Sahibi Cengiz Holding…

Madende bulunan "pasa", yani kimyasallar ile bezeli atık dağları adeta apayrı yeni bir dağ oluşturmuş.

Yüzlerce binlerce yılda oluşan doğa yok edilip kimyasallarla dolu dağlar var. Yazıyı yazdığım gün madende bir heyelan olduğu haberi İliç Çevre platformu tarafından paylaşıldı. Hemen Madeni ve Bakanlığı aradım. İlgililere ulaştım. Verilen cevapta "liner dışına taşma oldu" bilgisini aldım. Bakanlık yetkililerinin sahada olduğunu ve üretimin durduğunu öğrendim.

Bölgede 11 cevher noktası daha işaretlenmiş durumda. 25 kilometre genişliğinde 17 kilometre uzunluğunda bir alan ruhsat bölgesi olarak işaretlenmiş. Bölgede ne arıcılık kalmış ne de meşhur tulum peyniri üreticiliği. Tarım alanları ve Fırat tehlike altında.

Tam 13 yıldır maden başta siyanür ve sülfürik asit olmak üzere onlarca kimyasal ile altın çıkarıyor.

Bölgeye bu yetmemiş gibi Fırat üzerine bir de HES barajı kurulmuş. Kuzey Marmara Otoyolu ve 3. Boğaz Köprüsü'nden tanıdığımız firma burada bir de HES yapmış. Köylerin yolları bölünmüş ve Fırat güç kaybetmiş.

Uzun oldu farkındayım ama yukarıda yer alan bilgiler, özetin özetin özeti.

İlk yazımda raporlara ulaşacağımı söyledim. Ancak Başsavcı İlhan Cihaner'in "Bilirkişiyi maden şirketi belirliyordu" açıklamasından sonra artık belgelerin de bir önemi kalmadı benim için.

Sonuçta mesele şu…

Biz Kurtuluş Savaşını boşuna mı yaptık? İşgal edilmiş halde kalsaydık, doğa harikası bu topraklar zaten sömürülmek için kazılıp asite boğulacaktı. Bizler de köle gibi çalıştırılacaktık. Şimdi küresel sermaye gelip sermaye yanlısı iktidarlar tarafından aynısını yapıyor.

Bahsettiğim bu Rio Tinto gibi firmaların da arkasında Rothshild ailesi var. Yani bu şirketler bazı devletlerden büyük, devletler içerisinde satın alamayacağı adam yok. Gider kim işini görecekse bulur paraya boğar ve ruhsatını davasını kazanır.

Karşı gelemeyecekleri tek bir güç var o da örgütlü bir köylü kentli mücadelesi. Örgütlü bir mücadeleye karşı bile parayı ve yerli iş birlikçilerini kullanarak kafa kafaya giriyorlar.

En başından beri söylüyorum…

Slogan milliyetçiliği yaparak mücadele edilmez!

Erzincan İliç'teki maden bir "koçbaşı" aynı Bergama altın madeninin de bir koçbaşı olması gibi. Bergama'dan sonra Kaz Dağları'nın geldiği hali gördük.. Şimdi sıra Doğu Anadolu'nun dağlarına geldi.

Buna ben "dur" diyemem.

Buna sen de "dur" diyemezsin.

Buna bizim "dur" dememiz gerekiyor.

Önceki ve Sonraki Haberler
Gündem