• Şahin Ciner | Hayırsever İstanbul ve Robin Hood

    Yoksul mahallerde zarf içinde önce kapılara bırakılan paralarla içimiz ısındı. Sonra benzer yerlerde mahalle bakkalının defterleri açtırıldı. Veresiye defterinde ne varsa ödendi. Bu haberler ne kadar sıcak geldi bize. İlk öğrendiğimizde bir hayırseverdir dedik. Hayırseverlerimiz çoktur da bu biraz zengin olan türden dedik.

    Medyanın tümü haber yapıp “işte bizim insanımız” türünden konuyu sadece vicdan yönünden işledi. Manşetler duyulmasına yetti. Hatta bu konuda yandaş-muhalif ayrımı olmayacağından 81 milyon duydu.

    Kısa bir aradan sonra “hayırsever” tekrar göründü. Bu sefer toplum tanıdık birinin yeni bir macerasını dinler gibiydi. Derken bir de isim bulundu, ROBIN HOOD.

    Bir çoğumuz bilmese de, “Zenginden alıp, fakire veren bir halk kahramanı olarak” kimi yarışma sorularındaki cevaplarını öğrenmiş bir kültüre sahip toplumduk. Bu “Hayırsever”e pek yakıştırdık. Internet’te en çok aranan kelimeler arasında yükselmeye başladı ROBIN HOOD.

    Hem zengin hem hayırsever yönüyle yürekten alkışladığımız bu gizemli kişiye şüpheyle bakanlar da oldu. Bir kişi böyle bir yardımı bu yolla mı yapardı. Para kazanacak kadar ticari kültür ona bu işin doğru yollarını göstermemiş miydi. Yoksa bu ROBIN HOOD serüveninin altında HAYIRSEVER İSTANBUL gibi çılgın bir proje mi yatıyordu?

    ROBIN HOOD’la ilgili kaynaklara bakınca yakın tarihteki 2 iddia üstünde düşünmeye değer. Tarihçi Joseph Hunter, 1852 yılında yaptığı açıklamada, Robin’in II. Edward zamanında yaşadığını ve saray mensuplarından biri olduğunu iddia etmişti. Ancak bu iddia, diğer tarihçiler tarafından büyük bir tepkiyle karşılanmış ve 1957 yılına kadar başka teori öne sürülmemişti.

    P.V. Harris tarafından yazılan “The Truth About Robin Hood” adlı kitabın 1957 yılında piyasaya çıkması ile yeni bir sayfa açılmış oldu. Kitapta, Robin’in, 1327 yıllarında Yorkshire Barnsdale’da yaşayan Robert Hood isminde bir hırsız olduğundan söz ediliyordu. Bir hırsız olmasına rağmen Robin, hürmetkar, eli açık ve okçulukta oldukça yetenekli biri olarak anılıyordu.

    Gelelim bizim ROBIN’e;
    7 Haziran-1 Kasım seçimleri arasında yaşananları acıyla hatırlıyoruz. Bu acının suçlularını tartışanlar yanında, acıyı satın alanlar AKP’nin muhalefete düşmüş halk desteğini iktidara taşımıştı. Hem de 5 ay gibi kısa bir zamanda. Proje acımasız fakat zekiceydi. Almanya’nın siyasi utanç tarihine şapka çıkartacak kadar başarılıydı.

    İktidarın geldiği noktadaki çaresizliği görüyoruz. Baskın seçim planlarında Libya ile Milli duyguları okşamak yanında, birinin servetini sözüm ona “gizli gizli” yoksula dağıttığı gibi bir plan mı çalışıyor acaba. Artık arabalarla gelinen mahallede dağıtım yapanlar iz bırakma aşamasına yaklaşmak üzereler. Hatta yarattıkları gizemden “Bizi takip ederseniz hayırseverin kim olduğu konusunda toplumda bazı isimleri tartışmaya başlarsınız” türünden gazetecilere yol göstermeye de başladılar. Yerli ve milli ROBIN HOOD parlatması, çektiği desteği sadece bombaların patlamasına bakarak, kimin patlattığını sorgulamayan seçmenin bir kısmı için uygun bir serum olamaz mı?

    Kaldı ki, 1957 deki son iddiada P.V.Harris; Robert Hood isminde bir hırsız ve hırsız olmasına rağmen, hürmetkar, eli açık ve okçulukta oldukça yetenekli biri olarak söz ediyordu.

    Belki de bizim ROBIN, edindiği serveti bu yolla sıfırlayarak, KANAL İSTANBUL’dan beklendiği söylenen siyasi sonuçlar gibi bir siyasi sonuç planlamıştır. Hürmetkarlık konusu görecelidir, kime göre neye göre tartışılır. Fakat ister misiniz, bizim ROBIN’in kendinde olmasa bile ailesinde okçuluk merakı çıksın!

    Hitler’in papucunu attığımız dam’a, şimdi de ROBIN’in papucunu atar mıyız?
    Yeter ki bombalar patlamasın, yerli ve milli ROBIN’e razıyız.