Şahin Ciner | Ulusal kavramlar varlık nedenimizdir

Şahin Ciner | Ulusal kavramlar varlık nedenimizdir

Cumhuriyetin kuruluşundan önce Mustafa Kemal önderliğinde atılan adımlar “Benim naçiz vücudum, bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti...

Şahin Ciner ABC Gazetesi için yazdı...

Cumhuriyetin kuruluşundan önce Mustafa Kemal önderliğinde atılan adımlar “Benim naçiz vücudum, bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet payidar kalacaktır” sözünün temelini oluşturur.

Kurtuluş savaşı ile birlikte, en ön saflarda savaşanlar, asıl kurtuluşun savaş sonrası yeni dünya düzeninde, Emperyalist güçlerin ulusun geleceğinde rol almasının önüne geçmek için ülkeyi “Şahsım ve ben” gibi yönetimlere teslim etmemenin temellerini atmışlardı. Osmanlı’dan süregelen kamusal kurumları genç Cumhuriyette yeniden yapılandırırken tanımlanan kavramlarla, ileride olabilecek ihanetin önüne geçecek akılcı ve “kalıcı” yöntemler kullandılar.

Çok bilinen, o yıllarda okuma yazma oranının düşüklüğü Cumhuriyetle birlikte azalacak, her yeni okuma yazma öğrenecek yurttaş, ATATÜRK ve arkadaşlarının kavramlarını içselleştirerek Cumhuriyetin ilelebet yaşamasının birer neferi olacaktı. Kurtuluş savaşı sonrası yeniden yapılandırılan kurumların üstünde oynanacak oyunlar, ona atfedilen kavramlarla çelişecek, toplumsal tepki ile birlikte ona sahip çıkma refleksi bu oyunları bozacaktı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, içinde barındırdığı Türk, Büyük Millet ve Meclis vurgusu ile, “Dini, mezhebi, ırkı, dili ne olursa olsun, kendini Türk sayan herkes Türktür” “Büyüktür” ve ailenin, yakın akrabaların fikir birliğini ifade eden “Meclis” yüceliği taşır. Çanakkale’de omuz omuza savaşan ayrı din, ırk, dile sahip insanların ortak kavramı olarak Meclis tanımına yıllarca “fiske” vurulamadı. Bu Milli direnç, çok partili sisteme geçildiği dönemde, seçildiklerinde emperyalistlere ülkeyi peşkeş çekecek bilinen isimlerin Yüce Meclisi “Parlamento” olarak topluma pompalamalarına kadar sürdü.

Hukuk temelli bir gelecek kuran Cumhuriyet kurucuları, ona saldırıldığında hukuka dayalı bir anlayışla “Savunma” gibi insani bir duyguyu; Cumhuriyeti koruma amacıyla “Cumhuriyetin Savcıları” görevlendirmesi ile toplumca sahiplenilmesini sağlamışlardı. Cumhuriyetin savcıları, o savcılara verilen bir görev olarak sorumluluk yükleyen bir kavram iken, “Cumhuriyet Savcıları” şekline dönüştürülerek meslek haline getirildi. Oysa Cumhuriyetin söylemi o savcıya bir emanet sorumluluğu verirken “in” ekinin kaldırılması görevin önceliğini mesleğin arkasına itmişti. Cumhuriyetin korunması görevken meslek olduğunda iktidar partilerinin meslek guruplarına atadığı ve yönlendirdiği anlayışa büründü.

Adaletin olmadığı bir düzenin sürdürülebilir olmadığını bilen kurucular “ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR” kavramıyla kurdukları adalet sistemi ile “İlelebet yaşayacaktır” iddiasını vurgulamışlardı. Bin yıl öncesinden gelen  "nizam-ül mülk", “mülkün nizamı", yani "devletin düzeni" anlamına geldiği düşünülerek her Yargıcın hemen arkasında yer aldı. Adaletin hak, hatta tanrısal bir değer olduğu anlatılarak yargılanan veya hak arayanın güveni sağlandı. Yapılara başka bir isim verilemezmiş gibi Cumhuriyet sonrası Devleti ifade eden MÜLK kavramı, varlığı ve zenginliği ifade eden taşınmaz binaların birine ait olmasını ifade eden kavram şekline dönüştürüldü. Galat-ı meşhur olarak MÜLK, yaygın ve yanlış biçimde kullanılması sonucu, doğrusunun yerini aldı. "Herkesin doğru bildiği yanlış" olarak ADALET DEVLETİN TEMELİ olmaktan çıktı, MÜLKÜN, yani varlığın, zenginliğin koruyucu gücü oldu.

Cumhuriyet kurumlarının bulunduğu sayısız binalarda Türkiye Cumhuriyeti ibaresi kaldırıldı. En gözde meydan ve bulvarlara verilen Cumhuriyet isimleri, ona ihanet eden bazı isimler ile değiştirildi.

MİLLİ kavramı ile sağlanan bütünlük, hurafeye dayanan DİNİ kavramı ile ulusal değerleri paramparça etti. Milli eğitim ve Milli Savunma yerini, “Dini Eğitime” ve “Dinsel Savunmaya” bıraktı.

ATATÜRK ölümünden sonra, Cumhurbaşkanı olarak ülkenin emanet edildiği İsmet İnönü’nün, Cumhuriyet devrimlerini kesintiye uğratması, aydınlığa atılan adımların en büyüğü olan KÖY ENSTİTÜLERİNİN KAPATILMASINA RIZASI, ihanet çetelerini cesaretlendirdi. Bu gaflet “kavramların değerleri ile oynayarak yozlaşan siyaseti yarattı

Adaletin, Devletin Temeli olduğu,

Savcının, Cumhuriyetin koruyucusu olarak görevlendirildiğini idrak ettiği,

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin YÜCE olduğunu, yok sayıldığında Milletin ayağa kalkacağı günleri yeniden kurmak BOYNUMUZUN BORCUDUR.

ABC Kritik