Ali Haydar Nergis

Ali Haydar Nergis

Bir kullanımlık mendiller

1980 yılının ortalarında, Ankara’da, Güneş Gazetesi’nde çalışıyordum. 

O zamanlar, özel haber yazmak, gazeteciliğin fiyakasıydı. 

12 Eylül darbesinin etkileri sürüyor, sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanmalar devam ediyordu. Ankara Temsilcimiz Cüneyt Arcayürek, bir ara beni sıkıyönetim duruşmalarını izlemekle görevlendirmişti.

Kaçakçılık ve mafya davalarına da Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı’na bağlı Mamak’taki bir askeri mahkeme bakıyordu. Ankara Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık Dairesi’nde Atilla Aytek tarafından sorgulanarak suçları itiraf ettirilen silah kaçakçıları ve mafya balaları, kabarık suç dosyalarıyla bu askeri askeri mahkemede yargılanıyorlardı. O mahkemede korkusuzca kararlar veren bir yargııç vardı.Polis/ Adliye muhabirliğinde deneyimli gazeteci ağabeyimiz Ünal İnanç, ‘’ Kızıl hakim’’ diye söz ettiği o yargıç, silahlı, külahlı o adamlardan çekinmeden veriyordu en ağır cezaları…

Başarılı o yargıcımız daha sonra Yargıtay üyeliğine atandı Bir gün, kaçakçılık dosyalarına bakan bir avukat arkadaşım, ‘’ Biliyorsun, Mamak’taki  o gözüpek yargıç,Yargıtay’da önemli bir göreve atandı. Edebiyatla ilgili biridir. Git, yakından tanış, senin önemli bir haber kaynağı olabilir.’’ dedi; Yeni Yargıtay üyesinin telefonunu verdi. Aradım, gittim, yakından tanıştım..Kısa sürede benim için önemli bir özel haber kaynağı haline geldi. Artık, hemen her hafta, Yargıtay’daki davalarla ilgili özel(atlatma)  bir haber patlatıyordum. Yargıtay üyesiyle ahbaplığımız daha da ilerledi.Artık birlikte yemeğe, içmeye de gidiyorduk.Odasında sohbet ettiğimiz bir gün,elinde taslak halinde yazılmış bir roman çalışması olduğunu, ancak, hukuk diliyle yazdığı için redaksiyondan geçirilmesi gerektiğini, bu işi benim yapıp yapamayacağımı sordu. Görmem, incelemem gerektiğini söylediğimde, daktilo ile yazılmış bir dosyayıçekmecesinden çıkarıp önüme koydu. 200 sayfaya yakın bir çalışmaydı. Uzun yıllar Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yargıç olarak görev yapmış, baktığı davalarla ilgili ilginç anılar biriktirmişti. Kitaptaki konular, birbirlerinden kopukve kuru bir hukuk diliyle yazılmıştı. Elden geçirilmeleri, biraz süslenmeleri gerekiyordu. Birkaç günlük önincelemeden sonra, kitabın kurgulanması ve redaksiyonu konusunda yetki aldım.Bu kararımızı kutlamak için o haftasonu, Kurtuluş Parkı’nda, Halit Araboğlu’nun da sahneye çıktığı bir gazinoda, sabahın dördüne dek eğlendik. Gazino sahipleri, Yargıtay üyesinitanıdıkları ve zaman zaman ona işleri düştüğü için para almadılar. Benim de o kitapla ilgili tek kazancım, o geceki son eğlencemiz oldu…

İki üç hafta, gece yarılarına dek çalışarak kitabı adeta yeniden yazdım. Konuların, bölümlerin yerlerinideğiştirdim. Aralara kurgusal eklemeler, doğa betimlemeleri yaptıktan sonra basıma hazır hale getirerek teslim ettim. 

Ondan sonra, benim anlayamadığım bir nedenleYargıtay üyemizle görüşemez olduk. İşlerinin yoğunluğundan söz ediyordu. Artık eskisi gibi buluşmuyor, sohbet edemiyorduk. Telefonlaşmalarımız, haberleşmelerimiz azaldı. Ben de, yaptığım yardımın karşılığını bekliyorum izlenimi vermemek kendimi geriye çektim. Aramızdan ‘kara kedi’ geçmişti adeta...

Avukat arkadaşım bir gün, ‘’ editörlüğünü yaptığın kitap basıldı, gördün mü?’’ diye sordu.

‘’Hayır, görmedim, haberim yok!’’ dedim.

Şaşırdı, ‘’Nasıl olur!’’ dedi..

Birkaç gün sonra da, ‘’ Dedeman Oteli’nde kitabın tanıtım kokteyli var; sen de geleceksin değil mi?’’ diye sordu..

‘’Hayır, ondan da haberim yok!’’ dedim.

Yargıtay üyemiz, kitabın yayımlandığını haber vermediği gibi, beni tanıtım kokteyline de davet etmemişti.

Kokteylin gününü, saatini öğrendim, davet edilmediğim halde gittim. Yargıtay üyemiz, beni görünce çok şaşırdı.Gelmemi beklemiyordu. Gözü seğirmeye, yüzündeki tikler artmaya başladı. ’Hay Allah, sana haber vermeyi unutmuşum!.’’ dedi, inandırıcı olmayan bir sestonuyla…Köşede duran kitaplardan birini alıp gözden geçirmeye başladım. Bir değişiklik yapılmadan, benim düzenlediğim gibi yayımlanmıştı. Güzel bir kapak çizilmişti. Kitabın adı da benim önerdiğim gibiydi. Giriş bölümünde, yardımlarından dolayı bir teşekkür notu yazılmasını bekledim.Çok saftım.Bırakın teşekkürü, Yargıtay üyemiz, bana sırtını dönmüş, yüzüme dahi bakmıyordu. Orada daha fazla kalamazdım. Emeğimin ürünü kitaptan bir tane aldım,‘’Güzel bir kitap olmuş, kutlarım!’’ diyerek parasını uzattım. ‘’Para gerekmez!’’ dedi donuk bir sesle. ‘’ver, imzalayayım!’’ .

‘’İmzalamanıza gerek yok!’’ dedim. Kitabın ederini masaya bırakarak oradan uzaklaştım. 

Yolda yürürken, kullanıldıktan sonra kenara atılmış bir mendil gibi hissediyordum kendimi…

Gerektiğinde mafyaya kafa tutacak kadar yürekli olan;kişisel hesapları söz konusu olduğunda ise böylesine değişen insanları anlayamıyordum. 

Benim kaderimde de iyi iken kötü olan insanları yazmak varmış…

[email protected]

Önceki ve Sonraki Yazılar