Fethullah’ın istediklerini gerçekleştiriyorsunuz, yapmayın!

Fethullah’ın istediklerini gerçekleştiriyorsunuz, yapmayın!

Çağlar EzikoğluLisans ve yüksek lisans eğitimim süresince toplamda 7 yıl boyunca Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi yani nam-ı değer Mekteb-i Mülkiye’nin bir ferdi olarak eğitim hayatımı sürdürmüştüm. O eğitim...

Çağlar Ezikoğlu

Lisans ve yüksek lisans eğitimim süresince toplamda 7 yıl boyunca Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi yani nam-ı değer Mekteb-i Mülkiye’nin bir ferdi olarak eğitim hayatımı sürdürmüştüm. O eğitim hayatım boyunca nice değerli hocalarım geldi geçti, kimisiyle saatler süren fikri tartışmalara girmiştim, kimisini de sadece hayranlıkla takip etmiş. Ne hazindir ki en son çıkan 686 sayılı KHK ile hayatımın kalbimin bir köşesindeki o önemli kurum çok ciddi ve onarılması güç bir saldırıya uğradı.

Saydığım sevdiğim, bir kısmı ile iyi geçindiğim bir kısmı ile sürekli didiştiğim ama akademik camiada yaptıklarıyla değerleri ölçülemez noktada olan çok sayıda hocam bu KHK ile ihraç edildi. Bahsettiğim gibi fikri anlamda taban tabana zıt olduğum isimlerin birçoğu bu ihraç listelerinde olsa bile, kendi alanlarında önemli işlere imza atan bu akademisyenlerin ihraç edilmesini hiçbir güç ve kuvvet bana açıklayamaz. Bu ihraçların gerçekleştiği günden beri sakin kafayla düşünmeye çalışıyorum. Bu ihraçların gerçekleşmesi sağlanan OHAL ne için çıkarılmıştı? 15 Temmuz Darbe Girişimi. Peki diyelim ki darbe başarılı olsaydı ve darbe girişiminin arkasında olan Fethullah Gülen ismindeki ilkokul mezunu cahil yobaz ülkenin idaresini ele geçirme imkanına kavuşsaydı ne olacaktı? Bu kararnameler ile bahse konu isimler akademiden uzaklaştırılır mıydı? Başkanlık Sistemi halkın önüne ısıtılır mıydı? Yoksa bazı AKP’lilerin her fırsatta iddia ettiği gibi FETÖ hayır mı diyordu ya da bu akademisyenler ile Fethullah Gülen arasında yakın bir ilişki mi vardı? Örneğin akademiden ihraç edilen ateist Candan Badem için ne düşünüyor olabilirdi Fethullah Gülen? Soruların cevabı basit bir arşiv taramasıyla bulunabilir, gelin hep birlikte bakalım; bakalım ki aslında bugünlerde gerçekleşen olayların hepsinin aslında yıllardır Fethullah Gülen’in planları ile paralel gittiğini görebilelim.

Irkçı ve Faşist bir Yobaz’ın Dünyası Gerçek Oluyor

"Kuran-ı kerim, bir insanı öldürmenin bütün insanları öldürmek gibi olduğunu söylüyor. İbn-i abbas, insan öldürenin ebediyen cehennemde kalacağını söylüyor. Bu hüküm, káfirler için söz konusudur. Demek ki, insan öldüren, káfirin maruz kalacağı aynı şeye maruz kalıyor. Yani, ateist, Allah'ı kabul etmeyen insan ne ise, insan öldüren de onunla eş değerdir. Şimdi dinin temel esprisi buysa, o zaman bunun eğitimle verilmesi lazım. Onu vermiyorlar. Yani, ateist, Allah'ı kabul etmeyen insan ne ise, insan öldüren de onunla eş değerdir. Şimdi dinin temel esprisi buysa, o zaman bunun eğitimle verilmesi lazım. Onu vermiyorlar."[1]

Bu sözler AKP iktidara geldikten kısa bir zaman sonra 24 Mart 2004 tarihinde Fethullah Gülen’in Zaman gazetesindeki röportajından. Sadece ateist değil Alevilerin, Kürtlerin ve toplumun diğer azınlık gruplarının bu KHK’lar ile baskı altında olduğu bir süreci yaşamaktayız. Fethullah Gülen’in bu konudaki ırkçı bakış açısı herkesin malumu. Ama daha ilginç olanı Fethullah Gülen’in akademideki bu muhalif isimleri nasıl fişlediği de aşikar. Darbe girişimi sonrası Cemaat’e yönelik açılan çatı davasının iddianamesinde diyor ki; örgütün akademik bölümünde görevli “Nebukadnezar'' kod adlı gizli tanık, ifadesinde, yapının Ankara’daki üniversitelerin akademik kadroları ile ilgili fişleme yaptığını, T.C kimliklerinin ikiye bölündüğünü, Alevilerin yedi, başka cemaatten olanların altı, sempatizan olanların üç, Fetullah Gülen cemaatinden olanların dört-beş diye gruplandırılıp kişilerle ilgili bilgilerin abiye teslim edildiğini anlattı.[2]

Esasında Ankara cephesinde değişen bir şey yok. Fethullah Gülen’in 1999’daki o meşhur videosunda 3 ana hedef olan Adliye-Harbiye ve Mülkiye’nin kadrolarını yetiştiren bu köklü üniversitelerin akademisyenleri çok daha öncesinde özellikle AKP ile Cemaat’in araları iyi iken zaten fişlenmişti Gülen Cemaati tarafından. Belki de darbe başarılı olmuş olsaydı bugün Mülkiye’den gönderilen bu akademisyenler çok daha öncesinden darbenin hemen akabinde ihraç edileceklerdi.

Fethullah Gülen’in Başkanlık Hayalleri

Veya yazının başında bahsettiğimiz Başkanlık Meselesi. Bakın Fethullah Gülen 29 Mart 1997’de Cemaatin televizyonu STV’ye Başkanlık Sistemi hakkında neler söylemiş; "Başkanlık sisteminin alt yapısı hazırlanmalı, insanımız hazırlanmalıdır. Salahiyetleri genişletilmiş bir cumhurbaşkanlığı üzerinde durulursa bir rıhtım, bir sıçrama ayağı, bir rampa sayılabilir. Ancak milletimizin bugününü ve geleceğini ilgilendiren bu gibi konular geniş platformlarda tartışılmalıdır. Ben şahsen başkanlık sistemine de, salahiyeti genişletilmiş cumhurbaşkanlığına da sıcak bakıyorum."[3]

Aslında Gülen için anlaşılır bir istek, bahse konu üç kurumu ve diğer kamu kadrolarını ele geçirmek kuvvetler ayrılığı ilkesinin egemen olduğu bir sistemde oldukça güç olması gerek ki Fethullah Gülen Cemaati de bu güçlüğü yıllarca bizatihi yaşamış ve kadrolaşmasını on yıllarca gizli bir şekilde sürdürmeye çalışmıştı. Böyle bir kuvvetler ayrılığının olmadığı bir ''tek adam’ sisteminde kadrolaşmanın ve devlet kurumlarının ele geçirilmesinin o denli kolay olacağını gayet de iyi biliyor Fethullah Gülen. Darbenin akabinde benzer bir sistem ile karşılaşma ihtimalinin düşük olmadığını söylemek de yanlış olmaz herhalde.

Peki bütün bu yazdığımız tablo bugün Cemaat’e düşman olduğunu iddia eden iktidar eliyle gerçekleşmiyor mu? İşte esas vahim olan nokta tam da burası. Zira bütün bu gerçekleşen baskılar ve demokratik-laik cumhuriyetin yıkılması teşebbüsü esasında Gülen’in yıllardır kafasında arzuladığı dönüşümün habercisi. Ve daha da enteresan olan nokta, Gülen’in burada bir aktör olarak yer almaması. Yani burada Gülen’e muazzam bir fırsat veriyor AKP iktidarı. Hem kafasındakileri hayata geçiriyor hem de bu hayata geçirme sürecinde sorumluluğu tek başına alıyor. Çok basit bir örnekle bitirelim, bir düşünün herhangi bir sebeple Erdoğan’ın o koltukta oturmayacağını ve Cemaat’e yakın bir ismin birdenbire Başkan seçileceğini.

Ne kadar korkunç bir vehametten bahsediyoruz öyle değil mi? Diyenler çıkabilir madem böyle, o zaman Cemaat’in AKP iktidarı karşısında ezilmesi onlar için daha büyük bir zarar değil mi diye. Maalesef ki Fethullah Gülen ve Cemaat’in büyükbaşları yurtdışında zevk-i sefa içinde hayatlarını sürdürüyorken ve Cemaat’in yurtdışı yapılanması halen bu kadar güçlü iken bu sorunun cevabı çok net.

Maalesef ki, karar vericiler hem kendi ikballerini hem de ülkenin geleceğini ateşe attıklarının farkında değil, umarım bir an evvel farkına varırlar…

Çağlar Ezikoğlu

Aberystwyth Üniversitesi

Uluslararası Siyaset Departmanı

Araştırma Görevlisi ve Doktora Adayı

[1] http://tr.fgulen.com/content/view/12069/15/

[2] http://www.abcgazetesi.com/feto-akademideki-alevileri-de-fislemis-alevilerin-kodu-7-28138h.htm

[3] http://www.abcgazetesi.com/fethullah-gulen-baskanliga-evet-diyor-42718h.htm

ABC Kritik