Akademisyenler tartışıyor(5): Üniversitelerde Akademik Personel ve Özerklik

           Ülkemizdeki "Eğitim Sistemi Sorunları"nı ele aldığımız ve "Eğitimciler Tartışıyor" yazı dizinimizden sonra şimdi de üniversite temelli "Akademisyenler Tartışıyor" yazı dizinimizle devam ediyoruz.

İnönü Üniversitesi'nden Prof. Dr. Bayram Demirci Türkiye'de Eğitim' başlıklı konumuzla ilgili görüşlerini gazetemizin yazarı Hasan Güneş ile paylaştı.

          Türkiye’deki  devlet üniversitelerinde akademik personel 2547 sayılı yasaya göre istihdam edilmektedir. Buna göre çalışanlar önce farklı iki statüye ayrılmaktadır. 1. Doçent ve profesör kadrosuna atanmış olan daimi kadrodakiler. 2. Belirli süreler için atanmış olan öğretim görevlisi, araştırma görevlisi, ve Dr. öğretim üyesi (eski adı yardımcı doçent) olanlar. Belirli süreler için atanan bu elemanların çalışma süreleri her yıl veya iki yılda bir yenilenmesi gerekmektedir.

İnönü Üniversitesi'nden Prof. Dr. Bayram Demirci

Unutulma veya başka bir nedenle yenilenmediği durumda görevi sona ermektedir. Görevine dönebilmesi için mahkeme yoluna gitmesi gerekir. Mahkemeyi kazandığı taktirde karar uygulanırsa görevine dönebilmektedir. Bu durum üniversitelerde çok sık karşılaşılan bir durum değildir.

Ancak gene de elemanın çalışabilmesini yönetimin insiyatifine bıraktığı gerçeğini değiştirmemektedir. Araştırma görevlilerinin durumu gelecek endişesi yönünden biraz daha kaygı vericidir. Araştırma görevlisi olarak alınan bir elemana  yükse lisans ve doktorası bittikten sonra  ilgili fakültede öğretim üyeliği kadrosu verilmediğinde, üniversiteyle ilişiği kesilmektedir.

Oysa bu eleman başka bir kurumda çalışıyor olsaydı kariyer elde ettiği için emsallerinden daha iyi konumda olacaktı. Böylesi bir istihdam politikasıyla nitelikli elemanı üniversiteye çekme şansı ortadan kalkmaktadır. Adeta iş bulamayanlar üniversitede iş aramaktadır.

          Üniversitelerin istihdam sisteminin bir başka olumsuz etkisi, belki de daha önemli etkisi özerklik üzerinedir. Şurası bir gerçek ki, idari özerklik olmadan bilimsel özerklik de olmuyor. Bu sistemde çalışanlar yönetimle olan ilişkilerinde dikkatli olma ve subjektif davranma ihtiyacı duymaktadırlar.

Çalışma hayatının minimum on yılında yöneteniyle hep uyumlu olma, her ne olursa olsun ters düşmeme gayretinde olan bir kişi, doçent veya profesör olduktan sonra da aynı davranıştan kendini alamamaktadır. Hal böyle olunca çalışmalarından elde ettiği verilerin veya çalışmak istediği konuların üst makamlar tarafından olumlu karşılanmayacağı kaygısını taşır hale gelmektedir.

İnönü Üniversitesi'nden Prof. Dr. Bayram Demirci akademisyenlik yaptığı üniversite

Bu durum özellikle toplumsal, sosyal ve siyasi alanlara ilişkin çalışmalarda bilimsel verilerin ortaya konamamasına neden olabilmektedir. Buna somut bir örnek Sayın Cumhurbaşkanının yardımcı doçentlik kadrosunun kaldırılmasını istemesi ve bunun üzerine Yüksek Öğretim Kurulunun (YÖK) toplanıp unvanları yeniden düzenlemesidir. Acilen toplanan YÖK, yardımcı doçent unvanını Dr. öğretim üyesi olarak değiştirmiştir.

Bu değişiklikle statülerde, özlük haklarda veya kariyer yükselmelerinde hiçbir değişiklik olmamış; sadece kelimeler değişmiştir. Zira yardımcı doçentlik unvanının doçent olmaya engel bir yanı yoktu. Birileri cumhurbaşkanını yanlış bilgilendirmiş olmalı ki, Sayın Cumhurbaşkanı yardımcı doçentliği doçentlik önünde engelmiş gibi gündeme getirdi.

YÖK de bulunan profesörlerimiz de bunu hiç yorumlamadan, tartışmadan yerine getirdi. Yardımcı doçentliğin bir engel olmadığı gerçeğini üst makama belirtilmek yerine kaldırılması istenen kelime kaldırıldı. Oysa asıl sorun atamaların ölçütlerinde ve sürelerinde bulunmaktadır. Özellikle  ikinci statüde yani süreli statüyle atamalarda elemanın süre yenilenmesi  bir endişe kaynağı oluşturmakta, adeta bir tehdit olarak karşısında durmaktadır.                   

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR