AKP''nin eşitlik anlayışı

       Eşitlik bir örnek bölüştürme ilkesidir. Eşitlik farklı boyutlarda incelense de bu yazının konusunu fırsat eşitliği oluşturmaktadır. Fırsat eşitliği herkesin aynı başlangıç noktasına ya da eşit yaşam şansına sahip olması demektir. Bu ilke, mükafatların eşit dağıtımına işaret eder; genellikle gelir, refah ve diğer sosyal faydaların eşit dağıtımı olarak sosyal eşitlikte yansımasını bulur.

        Bu yazıda sosyal ve maddi eşitliğin yurttaşların yaşamlarına kattığı anlam ve fırsat eşitliği açısından AKP’nin uygulamalarına yer verilecektir.

        Kuşkusuz, sosyal fayda ya da maddi eşitliğin toplum açısından bir takım olumlu sonuçları ne olduğunu elbette söylemek olasıdır. Bunlardan ilki ortak bir kimlik ve paylaşılan çıkarlar yaratarak toplumsal birliği güçlendirir. Böyle bir durumun birçok getirileri bulunmaktadır. Bu getirilerin başında kimlik duygusu gelişeceği için yurttaşlar, başta çevresiyle ve kendisiyle barışık olmaya bir adım daha yaklaşacaklardır. Bu durum da bir ölçüde sağlıklı iletişime neden olduğu gibi empatik anlayış gelişebilir.

      Diğer taraftan, eşitlik toplumsal birliği güçlendirir,  demiştik. Gerçekte eşitlik toplumda aidiyet duygusunu geliştirerek yabancılaşmayı bir ölçüde engelleyebilir.

      Aslında eşitlik ilk önce siyaset felsefesinde anlam bulan bir terimdir. Bu nedenle, 16 yıldır iktidarda olan AKP’nin siyaset felsefesi açısından fırsat eşitliği açısından uygulamaları  önem taşıdığı belirtmek gerekmektedir.

      Önce milli gelir dağılımı açısından bakmak gerekir. Türkiye’de 2017 rakamlarına göre 9.826 Amerikan dolarıdır (Yani yaklaşık olarak 38.000 TL). Bu da nerede ise bir memurun yıllık maaşına denk gelmektedir. Ancak, askeri ücretlinin yıllık toplam maaşının yine çok üzerindedir.

      Abraham Maslow’a göre bir insanın kendini gerçekleştirmesi en temel güdüdür. Bu kuramın en alt düzeyinde bulunan ekonomik gereksinmelerin karşılanmadığını görüyoruz. Maslow’a göre ihtiyaçlar hiyerarşisi bir basamak halindedir; alt basamaktaki ihtiyaçlar karşılanmadan en üstteki ihtiyaçların ve bunlardan kendini gerçekleştirme karşılanamaz.

       Yine, nüfusun yüzde altmışından fazlası yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Verilere göre nüfusun yüzde yirmiden fazlası açlık sınırın altında yaşıyor. Eğitim hizmetlerine gelince, bu hizmeti alanlar varlıklı kimselerin lehine bir seyir izliyor. Böyle bir ortamda fırsat eşitliğinden bahsedilebilir mi? Bu durumda aidiyet duygusu ve toplumsal birlik duygusu erozyona uğrayarak toplumsal çözülmeye bir adım daha yaklaşılıyor demektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR