Bir imamla siyasetçinin helallik istemesi farklıdır

Netlik içermeyen her siyasi metin tartışmalara yol açar. Bu durum bazen bilinçli yapılır ki amaç da zaten tartışma yaratarak siyasi ortamı istenilen kıvamda yönlendirebilmektir. Bazen ise metinlerin amatörce kaleme alınmasıyla ilgilidir. Birincisine elbette kimsenin lafı olamaz. Ancak ikincisi söz konusuysa ağır sonuçlar teşkil edebilir. Bir siyasi konuşmada eğer netlik yoksa herkes onu kendine göre yorumlayacaktır. Dolayısıyla iletişimin beş temel unsuru kaynak, mesaj, kanal, alıcı ve geri bildirim süreci sekteye uğrayacak, hedef kitlede iletilen mesaj karşılık bulamayacaktır.

***
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, cumartesi akşamı seçmene hitaben bir video yayınladı. Konuşmayı teknik açıdan genel olarak başarılı buldum. Bir retoriksel konuşma olarak yansız bir karşıtlık üretilmeye çalışılmış, bu karşıtlık üzerinden toplumda inandırıcılık sağlanmak istenmiş. Buraya kadar tamam… Ancak muğlak gördüğüm “helalleşme” ifadesinin hangi amaçla ortaya konulduğunu pek çözemedim. Zaten tartışma da helalleşme ifadesi üzerinden gündeme oturdu. Eğer bu bilinçli yapılmışsa, yani istenilen siyasi ortamı oluşturarak bir yönlendirme amacı güdülüyorsa buradaki geri bildirimi iyi analiz etmek gerekir… Eğer amatörlükten kaynaklanıyorsa da geçmiş olsun demek lazım. Çünkü ifadeyi herkes kendine göre yorumladığından bu kez rakipler istenilen yönlendirmeyi yapabileceği siyasi ortamı bulacaklardır.
***
Öncelikle metnin özetini hatırlayalım. Ne demişti Kılıçdaroğlu bir bakalım:

“Ben ömrümde, ülkemizde nefreti ve sevgiyi gördüm. Artık sevgi kazansın istiyorum. Ülkemizin iyileşmeye, helalleşmeye ihtiyacı var. Helalleşmek geçmişi değiştirmez ama geleceğimizi kurtarır. Geçmişte partimizin de hataları oldu; helalleşme yolculuğuna çıkma kararı aldım..."

"Artık helalleşme zamanı. Geçmişte yapılan hataların sorumluluğunu almayı ve helallik istemeyi bilmeliyiz. Benim liderliğini yaptığım partinin de yarattığı yaralar vardır. Ben bu yaraların kapanması için helalleşme yolculuğuna çıkıyorum."

***
Helalleşme ifadesi en başta parti içinde bir sorgulama yarattı. Gecenin verdiği etkiyle “Biz ne yaptık kardeşim şimdi, pijamalarımızı çekmişiz film izliyoruz şurada” diyen CHP seçmenine bile rastladık. Sayın Kılıçdaroğlu’nun ifadesiyle partinin yarattığı bu yaralar nedir? Bunu en başta kendi seçmeni bilmek istiyor… Zaten iktidar “CEHAPE zihniyeti” diyerek bu suçlamayı yıllardır yapıyor… Dolayısıyla muhalif seçmen açısından net olmayan bu duruma açıklık getirmek gerekiyor.
***
Sayın Kılıçdaroğlu’nun bu sorgulaması ya da özeleştirisi dönem olarak 1923-1950 dönemini mi kapsıyor? Kapsıyorsa Şeyh Said mi, Said Nursi mi, Seyit Rıza mı ima ediliyor? Mesela Kürt sorunu mu ya da muhafazakâr insanlar mı kastediliyor? Yoksa (78-79) Ecevit’in Başbakan olduğu dönem mi kastediliyor? Ya da hiçbiri değil de CHP’nin muhalefette kaldığı süreçte yapılan yanlışlara mı işaret ediliyor? Öte yandan helalleşme mi hesaplaşma mı tartışmaları bir başka kanaldan aldı başını gidiyor… Sonuç itibariyle iki cümleyle geçiştirilemeyecek kadar hassas bir konudur bu… Helalleşeceğiz tamam… Ama ne konuda helalleşeceğiz? Bireyler arası iletişimde “hakkını helal et” derken bile nedenini açıklamak zorundasın… Karşıdan “helal olsun” cevabını duymak için ona bir neden belirtmek gerekir… Tek istisna imamlar… Musalla taşında yatan bir ölü adına helallik istiyorsan sorun yok…

***
Türkiye’de şu durumdan artık gına geldi… Lider, ama pot kırarak ama taktiksel olarak kamuoyu önünde bir şeyler söylüyor. Sonrasında lidere yakın gazeteciler, siyasetçiler ve kanaat önderleri bunu açıklamaya koyuluyor. “Hayır aslında şunu kastetti” gibi yorumlarla gündem günlerce meşgul ediliyor. Oysa insanlar artık netliği seviyor, muğlaklığı sevmiyor… Bunu net şekilde ifade edecek kişinin birtakım aracılar değil doğrudan lider olduğunu düşünüyor… Velhasıl kelam halk tercümana ihtiyaç duymuyor diyebiliriz… Ne de olsa Türkçe konuşuyoruz hepimiz… Netlik her zaman iyidir. Net olalım… Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle…

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR