İktidar ve muhalefet alanını domine eden kazanır

Gece gündüz konuştuğumuz, uğruna kavgalar ettiğimiz siyasette çok basit iki olgu var. Biri iktidar, diğeri muhalefet. Dolayısıyla “iktidarda mısın muhalefette misin” sorusu da siyasal kampanya stratejilerinin temelini oluşturmaktadır. 
*** 
İktidar tarzı kampanya, iktidarda olunan süre içerisinde icraatların anlatıldığı kampanyalardır. Muhalefet tarzı kampanyada ise muhalefet partileri iktidarın icraatlarının yetersiz olduğunu ve değişim gerektiğini anlatır. Her iki tarzda da kullanılan siyasal reklam mesajlarında, olumlu ya da olumsuz içerikler bulunmaktadır. Seçim stratejileri buradan başlar…
*** 
Türkiye’de son 40-50 yılın siyasal kampanya stratejilerini incelediğimizde, güçlü liderlerin her iki alanı da domine ettiğini görmekteyiz…  Mesela Özal, Erdoğan gibi siyasi liderler hem iktidar olmanın gereği olarak icraatlarını anlatmış hem de muhalefet cephesine meydan okumuştur. Dolayısıyla her iki kampanya tarzını da uygulayarak etkili bir siyasal iletişim stratejileri izlemişler, istedikleri konuları gündemde tutmuşlar istemedikleri konuları gündem dışına itebilmişlerdir. 
*** 
Bu durum seçmende bir algıya da yol açmıştır tabii… Seçmen, sadece bu dönemde değil, son 40-50 seneyi baz aldığımızda ülke problemlerini bir iktidar sorunu olarak görmekten çok muhalefet sorunu olarak algıladı hep… Geriye dönüp baktığımızda en skandal olayları bile gündemde tutmayı başaramayan, buradan kendisine bir siyasal alan oluşturmaktan uzak bir görüntü sergileyen muhalefet var. Çok geriye gitmeye gerek yok, KPSS skandalı bunun en somut örneği. Bir haftada her şey unutuldu, bu süreçte Teğmen Çelebi bile daha çok gündem oldu. Muhalefet prim yapması gereken bir süreçte resmen yıprandı. 
*** 
Ondan sonra 2022 Türkiye’sinde sokakta mikrofon uzatıyorsunuz insanlar zamlardan muhalefeti sorumlu tutuyor. Bu, ülke adına çok acı bir tablo… Açıkçası şuna da gerek yok, sosyal medyadan cahil cühela insanları “size müstahak, sizden adam olmaz” diye sabah akşam linç etmek de siyasi prim kasmaktan başka bir işe yaramıyor. Birkaç fenomenimiz oldu bu uğurda o kadar… Değişen pek bir şey yok gibi…
*** 
Tüm eleştirileri bir kenara bırakıp muhalefet partileri içerisinde genel bir değerlendirme yapacak olursak, siyasal iletişim başarısı açısından İYİ Parti’nin bir tık ileride olduğu yönünde kanaate sahibim. “Ömer’in Yolu” faciasından sonra sanki yeni bir sayfa açmaya çalışan İYİ Parti’nin son kampanya çıkışı bazı noktalarda yetersiz olsa da temelde doğru bir stratejiyle inşa edilmeye çalışıldığını düşünüyorum. Bu bağlamda, 95 seçimlerindeki Refah Partisi’nin kampanya stratejisine benzer eğilimlerin olduğunu söylemek mümkün. Bir muhalefet partisi konumunda olan Refah o dönemde tüm çalışmalarında “25 Aralık sabahı Türkiye yeniden doğacak” sloganını kullanmıştır. Ve genel anlamda iktidar ve muhalefet tarzı kampanyanın dışına çıkarak siyasal reklamlarında olumlu mesajlara yer vermiştir. İYİ Parti’nin caddelerde, sokaklarda gördüğümüz “az aldı” sloganı içerisinde yer verdiği mesajların analizine baktığımızda doğrudan bir partiye taarruz etmeden, genel bir sistem eleştirisi yapma görüntüsü veren içeriklerin olduğunu görmekteyiz… “Liyakatle eşitlenen Türkiye” , “Adaletle özgürleşen Türkiye” gibi… İYİ Parti doğru bir noktada ancak bu stratejinin üzerine çıkması gerekmektedir. İyi bir siyasal reklamcıyla anlaştık, afişlerimizi yaptı, her yeri donattık, doğru mesajları verdik işimiz bitti değil de bu mesajları hızla akan gündem içerisinde doğru hamlelerle güncel hale büründürerek seçmen algısında bir süreklilik, tekrar sağlanması gerekmektedir.
***
CHP’nin bu konuda vasat örnek teşkil ettiğini söyleyebiliriz… Bilboardlarda verilen mesajların uzun uzun, düz yazı gibi aktarılması gibi çok temel hataların olduğunu görmekteyiz… Kılıçdaroğlu’nun “iyi adam” olması bazı şeyleri değiştirmemektedir.
*** 
Sosyal medya reklamlarında en çok para harcayan parti konumunda olan DEVA, zaman zaman etkili mesajlar verse de Türkiye’de başka bir realite ortaya çıkmaktadır. Gemius Audience’ın Ocak-Haziran 2022 dönemini kapsayan verilerine göre, sosyal medyayı ziyaret eden kitlenin ağırlıklı olarak 25-44 yaş aralığında olduğunu hesaba kattığımızda Türkiye’de sosyal medyanın seçmene ulaşmada yeterli düzeyde olmadığını, geleneksel stratejilerin hala önemini koruduğunu bizlere göstermektedir. 
*** 
Zafer Partisi, Nisan ayından itibaren yakaladığı rüzgâr biraz sekteye uğradı gibi gözükse de doğru hamleler yapmaya devam ediyor. KPSS skandalının olduğu haftada en doğru, net hamleler yine Zafer’den geldi. Ancak bir noktadan sonra artık Ümit Özdağ’ın tek başına bir şeyleri sırtlayamadığı, bunun sürdürülebilir olmadığı ve güçlü kadrolara ihtiyacı olduğu yönünde sinyallerin yavaş yavaş gelmeye başladığı görülmektedir. 
*** 
Toparlayacak olursak, özellikle 6’lı masa içerisindeki partilerin şu saatten sonra bahanesi olamaz. Zira devlet yardımları alınıyor, güçlü iş insanları ve sermayedarlar tarafından hatırı sayılır bir destek söz konusu, iyi kötü artık kendi medya organları oluştu, belediyelerle bir rüzgâr yakalandı, bunun yanında ülkenin aşamadığı siyasi ve ekonomik açmazlar var… Şu saatten sonra artık söylenecek her bahane “oynamayı bilmeyen gelin yerim dar dermiş” atasözüyle eşdeğer hale gelecektir…
*** 
Bir sonraki yazıda görüşmek ümidiyle…

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR