Yaşamın metinleri üzerine “fenomen” yaklaşımlar

Kız isteme” Anadolu’da en seküler hayat tarzına sahip insandan en geleneksel insana kadar bir rutin haline gelmiştir. Bireyler hangi deneyime ve anlam oluşturma kabiliyetine sahip olursa olsun “Allah’ın emri, peygamberin kavli” ile bir gelenek yerine getirilmektedir.
***
Kız istemek, kız almak, kız vermek… Son dönemde “söylem” üzerinden geliştirilen çözümlemelerle tartışılan ifadelerdir de aynı zamanda. Ancak yaşamın metinlerini doğru yorumlamadan bu çözümlemelerin bir hükmü kalmıyor. Sosyal bilimler alanında Dikiş Tutmaz Sabri gibi “Dinleyin ul*n develer” diye söze başlayıp “Benim attığım dikişi kimse sökemez, bu işin doğrusu budur” yaklaşımlarına şahit oluyoruz son dönemde…
***
Fenomonolojik açıdan düşünürsek, yaşamın metinlerini doğru yorumlamadan bir şeye itiraz etmek ya da o şeyi kabul etmek ya da o şeyle ilgili aksiyona geçmek tartışmalı bir durum olsa gerek. Bunun örneğini iki gündür sosyal medyada dolaşan bir “kız isteme” merasimi görüntüsü üzerinden gördük. Gelin ağlarken damadın da ağlaması üzerine dalga geçildi. Sonra ev ahalisinin hep birlikte ağlaması üzerine yorumlar yapıldı, geyikler döndürüldü. Bu merasim üzerinden “Dinleyin ul*n develer” demeden, işi racon kesmeye götürmeden, ağza terlikle vurup uyarılarda bulunmadan yorumlayıcı fenomenolojik bir analiz yapılması mümkündür.
***
Toplum olarak “kız istemeyi” nasıl anlamlandırıyoruz? Baba figürü nasıl anlamlandırıyor? Annenin anlam dünyası nasıl? Kızın anlam düzeyi ne? Büyük anne, büyük baba ne hissediyor? Damat ve damadın ailesi ile akrabalarının meseleyi anlamlandırma düzeyi ne? Bütün bu rollerin toplumsal anlamlandırma düzeyine yansıması nasıl? Bütün bu sorular aslında bize mizansen gibi gelen bu merasim üzerinden irdelenebilir. Bu tür sosyal örnekler, sosyodrama gibi önümüze doğaçlama bir şekilde serildiğinde ciddi bir gözlem alanı da oluşmaktadır. Gerçeğin bilincimiz tarafından nasıl inşa edildiğine yönelik bazı ipuçları da vermektedir. Bireyi, toplumu anlamlandırırken salt pozitivist tahakküme karşı da birtakım koruyucu enstrümanlar da içermektedir.
***
Bunları “fenomenoloji” açısından düşünürken, sosyal medyada “fenomen” perspektifiyle bazı çıkışlar da yaşandı. Aleyna Tilki, "Kız isteme olayı çok saçma. Ne münasebet mal ister gibi, 'Kızı oğluma verir misiniz?' falan filan ya, iğrenç! İnsan gibi, 'Evleneceğiz, rızanız var mı?' de, olsun bitsin" dedi.
***
Kim, hangi anlamda bir fenomenolojik bir tavır içindedir bilinmez. Zaten içinde bulunduğumuz çağ aynı zamanda kimin nasıl bir fenomenolojik indirgeme alanı içinde olduğunu da kestiremediğimiz bir çağdır. Bir sonraki yazıda görüşmek ümidiyle…

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR