Demokrasinin yolu ve Hoca Nasreddin

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Demokrasinin yolu Diyarbakır’dan geçer” dedi. Siyasette bir “yol” tartışması aldı başını yürüdü. Duruma itiraz eden İYİ Parti “Hayır, demokrasinin yolu Ankara’dan geçer” dedi. Sonra baktık ki “Yozgat” diyen oldu… Sonuç itibariyle demokrasinin nereden geçtiği polemiği, Nasreddin Hoca fıkrasına döndü. Meşhur bir fıkrası vardır ya hocanın… Nasreddin Hoca’ya “Dünyanın merkezi neresidir?” diye sormuşlar. Hoca eşeğinin ayaklarının bastığı yeri gösterip “işte burası” diye yanıt vermiş. İtiraz edenlere ise “inanmazsanız ölçün kardeşim” demiş. Bu tartışma da bundan farksız. Demokrasi nerede? Orada, burada, şurada… İnanmazsan ölç… Ölçelim o halde. Buyurun yazıya…
***
Benim bu polemiğe ilk yorumum “Herkes kendi kapısının önünü süpürmelidir. Demokrasinin yolu evimizin önünden geçer” oldu. Zira Türkiye’deki temel problemi, gücün toplu iğne ucu kadar birinin eline geçtiğinde görebiliyorsunuz… Bu bir tarikat olabilir ya da mezhepsel bir grup. Hemşericilik olabilir veya herhangi bir ideolojik grup… Apartman yönetim toplantılarında bile bu unsurlar üzerinden gruplaşmaların yaşandığı bir memlekette demokrasinin nereden geçtiği aslında çok nettir. Demokrasi evimizin önünden, mahallemizin içinden geçer… 
*** 
Ülkede herkes liyakatten dem vurmaktadır. Mesela şunu diyen bir parti var mıdır? “İktidarımda, il ve ilçe teşkilatlarımda hiçbir surette özgeçmiş toplanmayacak, gelen bütün özgeçmişler çöpe atılacak.” 
*** 
Zaten bu ifadeyi, her siyasal parti geleneksel bir tarzda “bayrak, kuran, ekmek” üçlüsü üzerinden yemin ederek beyan etse, halkımız partilerden bu önkoşulu yürekten istese memleket güllük gülistanlık olacaktır… Ama gelin görün ki Türkiye’deki siyasal yapıyı az çok tanıyan herkes, bunu samimiyetle deklare eden partinin bir sene içerisinde yok olacağını, kimsenin o parti için örgütlerde dahi görev almayacağını da bilir. 
***
Dürüstlük edebiyatı gibi algılanmasın. Açıkça ifade etmek gerekirse bir siyasetçiye, profesyonel anlamda siyasal iletişim danışmanlığını yapacak olsam, kesinlikle böyle bir beyanat verdirtmem. Çünkü verdirirsem o siyasetçi başarılı olamaz. O başarılı olamazsa ben de olamam… Kimi suçlayalım şimdi? Şahsen kimseyi de doğrudan suçlamıyorum. Çünkü elimizdeki toplumsal malzeme böyle… Bu topraklarda siyaset yapmanın ilk kuralı çevreni mutlu etmektir. Bu kadar basit… Doğu toplumlarında siyaset yüzyıllardır bu anlayışla icra edilmiştir. Bunu değiştiren de zaten bir zihniyet devrimi gerçekleştirmiş olur. Peki, değiştirmek mümkün müdür? Öyle kolay da değildir… Demokrasinin yolu nereden geçer sorusunu bu yönüyle düşünmek zorundayız.
***  
Naci Bostancı’nın Cumhuriyet’i Anlamak adlı kitabında okumuştum. Siyasi görüşünden bağımsız olarak kitabı tavsiye ederim bu arada… Cumhuriyet’in ilk yıllarında Meclis’te konuşma yapan bir mebus “Biz demokrasiyi zenginleşmek için getirmedik mi?” diye serzenişte bulunmuş. Tutanaklarda bu konuşma mevcuttur. 
***
Şimdi bu soruyu cevaplayabiliriz. Demokrasi nereden geçer? Diyarbakır’dan mı, Edirne’den mi, Yozgat’tan mı? Bu soruyu birkaç yüzyıl öncesinden ele alıp modernleşme tarihine ışık tutmadan; dini, mezhepsel, etnik grupları analiz etmeden, “kim, aslında ne istiyor?” sorusuna samimi yanıtlar vermeden ortaya koyarsak popülizmden öteye gidemeyiz.
*** 
“Kim, aslında ne istiyor?” sorusu kritik bir sorudur. Siyasiler genelde bu soruyu sorarlar ama cevabı demokratik bir yapı inşa etmek adına kullanmazlar. Dolayısıyla Demirel’in “Kim ne veriyorsa ben beş fazlasını veriyorum” siyasetinden öteye gitmez. Etnik, dini, mezhepsel tüm gruplara sultadan üçer beşer pay dağıtarak, belli başlı zümreleri ihya ettiğinde siyaseti de tanzim etmiş olursun… Demokrasi yolunun nereden geçtiği polemiği de yıllardır süregelen bir tür paternalist anlayışın tezahüründen başka bir şey değildir. 
*** 
Demokrasinin yolunun nereden geçtiği, Nasreddin Hoca fıkrasındaki “dünyanın merkezi neresidir?” tartışması kadar muallak. Sana göre Diyarbakır olur, diğerine göre Ankara, öbürüne göre de Yozgat… Çık hadi işin içinden… Ne diyebilirsin ki? Ama bana sorarsanız demokrasinin yolu evimizin önünden geçer. Ve evimizin önünü her koşulda temiz tutmak görevimiz olmalıdır. Demokrasi kavramı ancak bu şekilde vuku bulur… Bir sonraki yazıda görüşmek ümidiyle…

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR